Hayallerinizi ertelemeyin… Dünyadaki yaşam 2012’de sona erebilir…


2012 Marduk
2012 Marduk
Marduk, Nibiru, Gezegen X… Bu üç isim de Güneş Sistemi’nde yer aldığına inanılan 10. Gezegen’e verilen diğer isimler. Burak Eldem imzalı 2012: Marduk’la Buluşma adlı kitap 10. Gezegen ile ilgili tartışmaları ülkemize de taşıyan kitaplardan yalnızca biriydi. Çünkü eğer böyle bir gezegenin varlığına inanılırsa, karşımıza çok daha çarpıcı başka teoriler de çıkıyor. Birincisi; bu meçhul gezegen 2012’de dünyamızın yakınından geçecek ve katastrofik olaylara neden olacak! İkincisi: Bu gezegende yaşayan ileri düzeydeki toplum insanoğlunun yaratılışında başrol oynadı!

Jules Verne
Jules Verne

Bilimkurgu hikayelerinin bir gün gelip gerçek olması içten bile değildir. İnsanoğlunun ayda yürüyeceğini, okyanusların altında Nautilius benzeri denizaltıların fink atacağını tahayyül edemeyenler elbette ki Jules Verne’in yazdıklarına deli saçması gözüyle bakacaklardı. Zaten tam da bu yüzden bugün onların esamesi okunmazken, Jules Verne’in ismi unutulmuyor. Bugün bize kurmaca, hatta uçuk gelen kurmacalara imza atan günümüz bilimkurgu yazarları da belki de bir gün gelecek insanlar tarafından öngörüş becerileri sayesinde kutsanacaklar.
Arthur C. Clarke
Arthur C. Clarke

Yazdığı, tasavvur ettiği pek çok şey şimdiden gerçeğe dönüştürülmüş ünlü bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ı ele alalım örneğin. Clarke’ın 2001 Uzay Yolu Macerası* adlı romanında; ilk insanların yaşadığı tarih öncesi dönemde dünya üzerinde birdenbire kara bir taş, bir monolit sökün eder. Dış dünya kaynaklı bu cismin, ilk insanları zekasını kullanma konusunda provoke eden bir etkisi olur. Kurmaca da olsa, insanoğlunun evrimine dünya dışı bir gücün müdahale ettiği teorisi oldukça iddialıdır.Aynı yazar Rama’yla Buluşma (Rendezvous with Rama)* adlı romanında ise 22. Yüzyılda dünyanın yakınından geçen yapay bir dev cismi konu alır. Silindir şeklindeki cismin periyodik olarak dünyanın yanından geçtiği ve çok ileri bir uygarlığın eseri olduğu anlaşılır romanda.
L. Ron Hubbard
L. Ron Hubbard

Aynı zamanda Scientology tarikatının da kurucusu olan L. Ron Hubbard’a ait Battlefield Earth* adlı roman ise 3000’li yılların başına gidip dünyanın çok daha uzak bir geleceğinden manzaralar sunar bize. Dünya bin yıldan beri Psyclo gezegeninden gelen dev uzaylıların işgali altındadır. Psyclolular, kendi gezegenlerinde hayati önem taşıyan altın madeni için dünyayı sömürmektedirler. Uygarlık öncesi döneme dönen dünyalılar madenlerde köle olarak çalıştırılmaktadırlar.
Kehanet
Kehanet
external image loading.gif
Son olarak daha popüler bir örnek; Stargate adlı film. Bu filmde de özet olarak Eski Mısır Tanrısı Ra’nın aslında bir uzaylı olduğu ortaya çıkar. 2012 teorilerinin akla getirdiği bilimkurgu hikayelerindan yalnızca bazıları yukarıdakiler. Bu konulara meraklıysanız şu sıralar sinemalarda gösterilen Alex Proyas imzalı Knowing filmini de es geçmemenizi öneririm. Yok meraklı değilseniz, yine de gidin böylece yılın en iyi gişe filmlerinden birini kaçırmamış olursunuz.

10. Gezegen buluşmaya mı geliyor!

Marduk geliyor!
Marduk geliyor!

Teorilerin odağında eski efsane ve yazıtlarda sözü edildiğine inanılan bir gezegen yer alıyor. Kimi araştırmacıların iddia ettiğine göre bilinen 9 gezegenin dışında kalan bu 10. Gezegen elips şeklindeki yörüngesi uyarınca 3600 yılda bir dünyamızın yakınından geçmekte. “3600 yılda kim öle, kim kala!” demeye kalkmayın sakın, çünkü bu teori doğruysa 10. Gezegen, kimilerine göre Gezegen X (Sümerlilere göre Nibiru, Babillilere göre Marduk) turunu neredeyse tamamladı ve 2012 yılında Dünya’nın yanı başından geçmeye hazırlanıyor.
İşin garibi Amerikalı bilim adamları ilk hesaplara göre Dünya’dan 10 milyar kilometre uzaklıkta, Güneş Sistemi’ndeki 10’uncu gezegen olması muhtemel bir gök cismi keşfettiler bile. Sedna adı verilen cisim Spitzer uzay teleskobu tarafından keşfedildi ve aynı cisim Hubble tarafından da görüldü. 2 bin km çapı olduğu tahmin edilen Sedna’nın, 2 bin 250 km çapındaki Plüton’dan daha büyük olabileceği bile belirtiliyor. Güneş/Dünya uzaklığından 90 kez daha büyük bir yörünge çiziyor. Kuiper Belt adı verilen, kayalardan ve buzlardan oluşmuş yüzlerce küçük kütlenin bulunduğu bölgede fark edilen Sedna, Pluto’dan üç kez daha uzakta. Bu yeni keşif, kesin olarak 10′uncu gezegen veya bir gezegen olarak kabul edilmiş olmasa da ABD Ulusal Astronomi Birliği bu konuda istekli görünüyor ve Güneş Sistemi’nin yeniden tanımlanması konusunda ısrarcılar.
7 Ekim 2002′de de yine Kuiper Belt Bölgesi’nde başka bir gök cismi daha keşfedilmiş ve “Quaoar” adı verilmişti. Quaoar’ın da 10′uncu gezegen olmasından kuşkulanıldı. Aslında NASA, uzun yıllardan beri Uranüs’le Neptün arasında olması gereken ve büyüklüğü dünyadan dört-sekiz kez daha büyük olan bir gezegenin arayışı içinde.

İnsanoğlunun mimarı Marduklular mı?

Zecharia Sitchin
Zecharia Sitchin

1976 yılında daha bu esrarengiz gezegen hakkında sağda solda yapılmış herhangi açıklama yokken Zecharia Sitchin adlı bir araştırmacı üzerinde otuz yıldır çalıştığı 12. Gezegen* adlı kitabını yayımladı. Sitchin Pluton’un ötesinde bilinmeyen bir gezegen olduğunu açıklıyordu kitabında. Bu teorisini yakındoğu toplumlarının Mezopatamya ve Mısır’da bulunan tarihi yazıtlarına dayandırıyordu. Sitchin ardından teorisini din çevrelerini şok edecek bir noktaya taşıyor ve insanoğlunun ortaya çıkmasını bu gezegende (Nibiru ya da Marduk) yaşayan ileri uygarlık seviyesine ulaşmış topluma bağlıyordu.
Sitchin’e göre Nibirulular M.Ö. 450.000 yıllarında, henüz gelişmiş insanın ortaya çıkmadığı dönemlerde uzay gemileriyle dünyamıza gelip İran Körfezi dolaylarına (sonradan Sümer uygarlığını gelişeceği bölge) indiler. Amaçları bir koloni kurup kendi gezegenlerinin yapay atmosferini oluşturmak için gerekli olan altın ve gümüş gibi madenler çıkarmaktı. Bu grubun başında gezegenin yüksek sınıfına mensup bir bilim adamı vardı, ki bu Sitchin’e göre Sümerlerin EN.Kİ adını verdiği Su Tanrısı’ndan başkası değildi. Çok uzun yıllar denizlerden ve su altındaki bölgelerden altın çıkardılar. Ama arzu edilen kota tutturulamayınca başka bir yönetici göreve getirildi. Sitchin bu yöneticiyi de Sümerlilerin Hava Tanrısı EN.LİL ile özdeşleştiriyor.
Sümer tanrısı Marduk
Sümer tanrısı Marduk

İşler bir süre sorunsuz ilerledi ama çalışma şartlarının çok ağır olduğundan şikayet eden işçi sınıfın isyan etmesiyle bütün çalışmalar durduğunda En.Lil yeni bir çözüm bulmak zorunda kaldı. Dünyadaki yaşam formları incelendi. Evrimin geri aşamalarında bulunan “insansı maymun” üzerinde genetik bir çalışma yapılmasına ve bu şekilde yeni bir işçi sınıfının üretilmesine karar verildi. Marduk sakinlerinin yaşam süreleri bu yeni yaratılan yaşam türüne göre çok uzundu, çünkü biyolojik saatleri kendi gezegenlerinin 3600 yıllık yörüngesine göre ayarlanmıştı. Onun için dünyalılar ölümsüz sandıkları Marduk’luları tanrılaştırmakta sakınca görmediler. Altın ve gümüşün tarih boyunca tanrıların madeni olarak görülmesi, bugün bile değerli madde olarak kabul görmesini böyle bir senaryoya bağlayabilmek her şeyden önce müthiş bir hayal gücü gerektiriyorsa da, hikayenin kulağa mantıklı gelen yönlerinin olduğu da su götürmez.
Erich Von Daniken
Erich Von Daniken

Değme bilimkurgu eserlerine taş çıkaracak bu teoriye başta Erich Von Daniken olmak üzere katılan pek çok araştırmacı olduğunu da belirtelim. Çünkü Sitchin’in yazdıkları düş gücünün bir ürünü değil. O yalnızca eski Sümer, Babil, Fenike, Mısır, İran, İbrani ve Hint metinlerinde anlatılanları, yazılı tarihin empoze ettiği önyargıdan uzak bir serbest düşünce boyutuyla yorumlamış bir araştırmacı. Neyseki Sitchin’in bu inanılması zor teorilerinde haklılık payı olup olmadığını fazla merak etmeyeceğiz. Şunun şurasında 2012’ye ne kaldı ki?

Amerika yaklaşan kaostan haberdar mı?

Serdar Turgut
Serdar Turgut

Akşam gazetesi yazarı Serdar Turgut meçhul gezegen Marduk ile ilgili teorileri ardarda yazdığı birkaç yazısına taşımıştı zamanında. Ama Serdar Turgut özellikle bir konunu altını çizmeye çalıştı bu yazılarında. Turgut’a göre 2012’de yaşanacak büyük buluşmadan kurumlaşmış dinlerin üst düzey yetkilileri, Nasa ve haliyle ABD yönetimi haberdar. Bilginin gizlenme nedeni ise son gelişinde çekim gücü nedeniyle tetiklenen depremler, yanardağ patlamaları, tsunamiler, tufan gibi yeni dinlerin ortaya çıkmasına neden olacak kadar vahim sonuçlar doğuran bu gezegenin yaratacağı kaosa sinsice hazırlanmak.
2012: Marduk’la Buluşma
2012: Marduk’la Buluşma

ABD’nin tüm gücüyle, her türlü fırsatı değerlendirip Yeni Dünya Düzeni’ne yönelik hamleler yapması bu hazırlığın bir uzantısı. Bu hamlelerin enerjinin ve su kaynaklarının olduğu topraklara olması rastlantı değil. Kaos sonrası bu kaynaklara sahip olan, dünyaya hükmedecek. İşte bu yüzden ki Amerikalıların kendi içinde bile, İkiz Kuleler’e yapılan saldırıların Afganistan ve özellikle Irak’ta başlayan Haçlı Hareketi’ni haklı gösterebilmek için yine Amerikalılar tarafından yapıldığına inanan komplo teorisyenleri var. Buna benzer bir teori popüler TV dizisi 24’ün ikinci bölümünde de üretildi.
Martin Mystere - Kara Adamlar
Martin Mystere - Kara Adamlar

Serdar Turgut’un ileri sürdüğü bir başka şey de Irak’ın işgalinin stratejik olması dışında sembolik bir yanı bulunduğu. ABD’nin bir amacı da Sümerliler’den kalma bazı bilgi kaynakları ve bilgi kaynaklarından haberdar din adamlarını yok etmek. Bir anlamda sevilen çizgi roman dizisi Martin Mystere’de Kara Adamlar adı verilen organizasyonun üstlendiğine benzer bir misyon bu. Kara Adamlar’ın amacı bilinen tarihin aksine işaret edecek her türlü kanıtı ortadan kaldırmak ve birtakım hikayelerle uyutulmakta olan insanlığın gözünü açmasını engellemektedir.

Mad Max’in dünyası

Mad Max
Mad Max

Binlerce yıl önceki bir geçişinde dünya ile çarpıştığı ve şu anda Pasifik Okyanusu’nun yer aldığı çukurluğun oluşmasına neden olduğu da iddia edilen Marduk’un bu kez dünya üzerindeki yaşamı tamamen yok edeceği sanmıyor komplo teorisyenleri. Ama en kötümser tahminciler iklim değişiklikleri yüzünden dünyanın Mel Gibson’un Mad Max filmlerindekine benzer bir hale dönüşmesi olasılığını ihtimaller dahilinde buluyor. Dediğimiz gibi 2012 yılına pek fazla bir şey kalmadı. Bekleyip göreceğiz!
1 * Clarke’ın romanı ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından sinemaya uyarlanmıştı. 2 * Rama’yla Buluşma’nın sinema filminin çekimlerine başlandığına ve David Fincher’ın yöneteceği filin başrolünde Morgan Freeman’ın olduğuna dair haberler 2000′li yılların başında sökün etmişti. Ama hala bekliyoruz. 3 * Romanın sinemaya uyarlamasında John Travolta başroldeydi. 4 * Sitchin sıralamasını Güneş ve Ay’ında gezegen olarak sayıldığı Eski Mezopatamya sistemine göre yaptığı için 12. Gezegen adını vermişti. Sitchin’in 12. Gezegen’in ardından yazdığı 6 ciltle birlikte tamamlanan 7 kitaplık seri Dünya Güncesi (Earth Chronicle) adını taşımaktadır







ESKİ MISIRDA,AZTEKLERDE,MAYALARDA,BABİLDE HEP İŞARET EDİLEN BİR GEZEGEN.GÜNEŞİN ETRAFINDA 3661 YILDA BİR TUR ATTIĞI VE 2012 ARALIK 23 TE TEKRAR GELECEĞİ VE........

external image t.gifexternal image palette.pngexternal image palette.pngexternal image palette.pngexternal image palette.pngexternal image t.gif external image t.gif external image t.gif external image t.gifexternal image palette.png external image t.gif external image t.gif external image t.gif external image t.gif external image t.gif external image t.gifexternal image t.gif









external image t.gifexternal image t.gifexternal image t.gif
Snap Shots Options
Snap Shots Options
external image t.gifexternal image t.gif
OptionsDisable Get Free Shotsexternal image t.gifexternal image t.gif neferkaminanu.wordpress.com/2010/07/2... external image arrow external image logo_wordpress.gif


external image t.gif
Close
Close
Snap Shares for charity
Snap Shares for charity
external image t.gifexternal image tmr

Venüs Niye Ters Döner



Güneş ve Ay’dan sonra en parlak gezegen olan venüsün diğer gezegenlerin aksine olarak
doğudan batıya
doğru dönmesi konusunda Üniversite Bilimi venüsün bir uyduya sahip olmamasından dolayı ters döndüğünü söyleyerek konuyu geçiştirmeye çalışır. Bu konuda fikir beyan edenler teori öne sürenleri “outsider” olarak nitelendirerek aforoz eder. İnsanoğluna yüzyıllar boyunca Dünyanın uydusunun Ay olduğunu söyleyen fakat Ay’ın dünyadan daha eski bir gezegen olduğunu gizleyen bu yapı gerçek astronomik bilgileri kendinde tutmak ister.
external image venus1.jpg?w=614&h=462
Kütle, boyut ve yoğunluk açısından dünyaya oldukça yakın değerler taşıyan bu gezegen yaşama olanak vermeyecek biçimde sıcak oluşu güneşe bizden daha yakın olmasından kaynaklanmaz. Güneşe ondan daha yakın olan Merkür bile Venüsün yanında serin bir gezegendir. Bunun sebebi venüsün bütün cevresinin yoğun ve kalın bir atmosfer tabakasıyla cevrili olmasıdır. En güçlü teleskoplarla bile yüzeyi görünmez. Bu kalın tabaka sera etkisi yaratarak ısıyıda içeride hapseder . Bu nedenle gezegende yüzey sıcaklığı 480 dereceyi bulmaktadır. Atmosferinde bulunan yoğun bulut tabakaları sanıldığı gibi yağmur bulutları değil hidroklorik asitle sülfirik asit karışımıdır.
Bu gezegenin yüzey incelemeleriyle ilgili olarak yapay uydulardan bize ulaşanlar hiç de azınsanmayacak nitelikte bilgilerdir. 1975 yılında Sovyetler tarafından yollanan Venera ilk yüzey fotoğraflarını elde etmiştir. Bu fotoğraflar radarla tespit edilmiş olup bildiğimiz anlamda fotoğraflar değil radarla tespit edilmiş yüzey görüntüleridir.
external image venera9.jpg?w=614&h=304
Elde edilen verilere göre Venüs’ te çok sayıda kıta (büyük) olduğu tespit edilmiştir. Yüzeyde sıradışı volkanik etkinlik olduğu , yüzeyin yüzde sekseninden fazlasının binlerce volkandan soğumuş ve katılaşmış lavdan düzlüklerle kaplı olduğu anlaşılmıştır.
Venüs’te diğer gezegenlerin hiç birine benzemeyen oldukça huzursuz bir Jeolojik yapı mevcuttur. Yakın zamanlarda Magellan uzay aracının gönderdiği daha net fotoğraflarda , çapları 40-50 km varan dev kraterler görülmektedir. Bunlar derin çatlaklarla birbirlerine bağlı durumdadır.
Carl Sagan Venüsle ilgili olarak , insanoğlunun batıl inançlarında , kültürlerinde ve efsanelerinde yaratmış olduğu cehennem denen yer betimlemesi ile benzer olduğunu vurgulamıştır.
Tüm bunların yanında Venüs’ün yörünge hareketleride oldukça ilginçtir. Her şeyden önce kendi ekseni etrafındaki dönme hızı Güneşin cevresindeki dönme hızından daha azdır. Ekseni etrafındaki bir turu
243 günde
Güneş cevresindeki bir tam turunu
224 günde
tamamlayan bu gezegenin bir günü bir yılından daha uzundur, diğer taraftan tüm gezegenlerin aksine doğudan batıya doğru döner.
Venüs’ün dünyaya yakın olmasına karşın olumsuz koşullarının sebebi bugüne kadar bulunamamış belkide üstü kapatılmak istenmiştir. Güneş sisteminde esaslı bir atmasfere sahip dört tane dev olmayan dünya vardır : Yer, Venüs, Mars ve Titan. Eğer Satürn’ün en büyük uydusu Titan’ı saymazsak Venüs üç gezegenden biridir. Bu atmosfer tabakasının dünyanın atmosferinden daha yoğun hale gelmesinin sebebi bulutların ne zaman ve neden ortaya çıktığı , bu bulutların su içermeyip atmosferde su olsa dahi bunun çok üst tabakalarda ve buhar halinde olabileceği düşünülür.
external image 1solarsystem.jpg?w=550&h=430
Diğer sıra dışı özellik gezegen yüzeyindeki çok sayıda iri krater ve derin çatlakların yanı sıra tüm hızıyla devam eden jeolojik aktivitidedir. Genel bir ilke olarak yoğun volkanik aktivitenin gezegenlerin genç aşamalarında görülen bir durum olduğu söylenebilir. Laplace’ nin klasik Nebula teorisine göre Güneş sisteminde merkeze yakın gezegenler , uzak olan gezegenlerden daha gençtir. Bu durumda Dünya’nın Mars’tan , Venüsünde Dünyadan daha genç olduğu söylenebilir. Ama çok yoğun aktiviteyi gerçekleştirebilecek kadar değil.
Genel kurama göre gezegenler yaşlandıkça dıştan içe doğru soğuma ortaya çıkar ve kabuk giderek kalınlaşıp sertleşir
. Bu yüzeyde homojen olmayacağı için , sıvı kısmın üzerinde kalan plakalar oluşur ve bunlar süreç içerisinde birbiriyle çarpışarak yüzeyde depremlere sebep olur, kimi noktalarda büzüşerek yükselerek sıra dağları oluşturur. Yaşlanma sürdükçe kabuğun (Litosfer) sertleşip soğumasına paralel iç kısımdaki sıvıda yoğunlaşarak jeolojik etkinlikleri azaltır.
Venüs gezegenimizden daha genç bir gezegen olarak tanımlansa bile , durmak bilmeyen aktiviteyi açıklamak zordur. Venera ve Magellan uyduları sayesinde yüzeyin oldukça sert olduğu bilinmektedir ki, bu belirli yaşlanmayı gösterir. O halde jeolojik aktiviteyi o gezegenin yaşından bağımsız faktörlere ; mesela organik bileşimine ve yüzey ısısına bağlı olabileceği düşünülebilir. Laplace teorisine göre oldukça yaşlı gezegenlerden biri olması gereken Jüpiter ‘in uydularından İo ‘nun Güneş sistemi içerisinde volkanik açıdan en aktif gök cismi olduğu bilinmektedir.
external image planet_interiors.jpg?w=600&h=456
İo ‘nun yüzeyi bir çok kez kükürtlü lavlarla kaplanmıştır, uydunun içten dışa ısı akışı konusunda incelemeler sonucunda oldukça bilgi sahibi olunmuş, bu enerjinin sebebi hakkında yeterli radyoaktivite görünmediği ortaya çıkmıştır. Bunun yerine astronomlar , volkanik enerjinin kaynağının Jupiter ‘in ve diğer uydularının İo üzerindeki çekimsel etkilerinden kaynaklanan gelgit sürtünmesi olduğunu öne sürmüşlerdir.
Öne sürülen bu teori Venüs içinde kabul edilebilirmi. ?
Şuan itibariyle bunla ilgili hiç bir somut veri bulunmaz. Ama daha uzak geçmişlerde bugünkünden farklı bir yörüngedeyken yaşadığı yakın geçişler ve olası uydu çarpışmaları sırasında oluşan olağan üstü çekim etkilerinin bugün gözlenen yoğun aktivitenin başlıca sebebi olduğunu söylemek pekte haksız bir düşünce olmaz.
Sahip olduğumuz bilgilere göre evrende en fazla bulunan maddenin hidrojen ,hemen ardından helyum gelmektedir. Oksijen ve karbon gibi yaşamsal elementler görece azdır. mağnezyum, demir, silisyum ve alüminyum gibi gezegenlerin katı yapıları içinde bulunan elementlere ise gazlara göre ender rastlarız. İç gezegenler olarak adlandırılan kütleleri küçük olan Merkür, Venüs ,Dünya ve Mars ağırlıklı olarak kaya ve metalleri içerir. Gezegenlerin güneşe olan uzaklıkları arttıkça ve kütleleler büyüdükçe yapılarında uçucu maddelerin daha çok arttığını görürüz. Jüpiter, Satürn, Neptün gibi gezegenler büyük oranda bu gazlardan oluşur. Venüs metal bir çekirdeğin üzerinde kayalık bir örtü ile oluşmuştur. Bu sıkı bağlantı sayesinde onları bir arada tutabilmek için yerçekimine ihtiyaç kalmaz.
Venüs yüzeyinin 480 derecelik bir ısıya sahip olması yüzeyin hemen altındaki kaya ve metalleri akkor haline getirmeye yeterli değildir. Ergime için gerekli ısı miktarı demir için 1535 derece , bakır 1083 , nikel 1445 , gümüş 960 derecede ergimeye başlar. Budurumda yüzey sıcaklığının küçük çatlak ve çöküntü yaratarak metalleri yumuşatma ihtimali yoktur. Yoğun mağma hareketinin kabuğun iç kısmından kaynaklandığı açıklaması dışında başka bir açıklama getiremeyiz.
O halde kabuğu sert metal ve kayalardan oluşmuş dünya boyutundaki bir gezegende yaşanan yoğun jeolojik aktivite , İo örneğinde olduğu gibi güçlü bir çekim etkisiyle açıklanabilirmi. ?
Böyle bir iddia için görünürde Güneş dışında bir gezegen yoktur. Ancak devasa kütlesiyle büyük bir çekim çekim gücüne sahip olsa bile Güneşin kabuğu katılaşmış bir gezegende böyle sıra dışı bir aktiviteye yol açacak oranda şiddetli bir etkiye sahip olması pek anlamlı gelmez, keza Merkür Güneşe daha yakındır. Dünya venüse göre biraz daha uzak mesafede olmakla birlikte Venüsünküne yakın bir etki almakta ve Dünya üzerindeki aktivitelerin güneş kaynaklı olmadığı bilinmektedir. Diğer bir konu Venüs milyonlarca yıldır bugünkü konumunda dönmekte ise güneşten aldığı yoğun etkiler ile denge noktasına çoktan gelmiş olması gerekir.
Durum böyle değilse ve Venüs bugünkü konumuna bir kaç bin yıl önce geldiyse. ?
Venüs yüzeyinde değişik tipte kraterler mevcuttur. Bunların bir çoğu kabuk hareketlerine bağlı olmakla birlikte büyük meteor çarpışmalarının izlerini gösteren kraterlerde mevcuttur. Bunlar geniş çaplı ve derin omayan izlerdir. Uydumuz Ay’ın yüzeyindede çarpışmalarla oluşmuş krater izlerine raslarız. Atmosferi olmadığı için Ay yüzeyi çarpışmalar karşısında koruma kalkansızdır. Venüs söz konusu olduğunda atmosfer kalkanının önemi artar ; dev meteoritlerin bu kalkanı aşarak yüzeye çarpabilmesi pek mümkün değildir. Olsa bile ender çarpışmalardır. Akla gelen soru bu kalkanın ne zaman oluştuğudur. ?
Dünyamıza çok büyük bir asteroid çarpsa dünya üzerinde yaşamın son buldurabilecek zincirleme etkiler yaratabileceği ve Venüsün bir kopyası olacağı bilimsel veriler ile sabittir. Venüsteki jeolojik aktivitelerin sebebi çarpışmaya bağlı zincirin bir sonucu olması oldukça yüksek bir ihtimaldir, kaldı ki böyle bir olaya somut kanıt getirilebilmesi imkansızdır.
Bilim dünyasının ısrarla görmeze getirdiği ve bundan bahseden kişiyi aforoz ettiği düşünce
, bundan 7.300 yıl öncesine dek oldukça farklı ve geniş bir yörüngeye sahip , epliptikle çakışmayan ve 40 derecelik bir sapma gösteren ve konumu büyük ihtimalle Mars ve Jüpiter arasında bulunan ve bugün Asteroid kuşağı olarak bildiğimiz yerdeydi ve olasılıkla uydusuda mevcuttu.
external image mercury-mag.jpg?w=612&h=458
İÖ 5310′da uzayın derinliklerinde çok uzun bir yörünge çizerek gelen ve Nibiru/Marduk/İxion olarak adlandırılan gezegenle tehlikeli bir yakın geçiş gerçekleştirdi. Bu geçiş sonrasında Venüsün tüm dengesi bozuldu. Bu yörünge geçişi sadece Venüsle ilgili kalmayıp , Merkür yapısını inceleyen bilim adamları milyonlarca yıl önce en az iki kez kendisi büyüklüğünde bir gök cismiyle çarpışma yaşadığını ve bu nedenle yüzeydeki metallerin çekirdeğe gömülerek sıvı çekirdekten mahrum kaldığını düşünürler. Bu çarpışma için en uygun aday Nibiru/Marduk uydularından biri olduğu düşünülebilir.
Yine teorilere bağlı olarak Marduk’un uydularından biriyle Venüs’ ün uydusu çarpıştı ve bu çarpışma sonrasında bugünkü Asteroid kuşağı meydana geldi. Görece büyük parçalarda Venüs yüzeyine düşerek gezegenin yörüngesinden çıkartarak içlere doğru itmiştir. Eski konumundayken büyük olasılıkla Mars atmosferi gibi ince ve seyreltik olan yüzeyi çarpışmanın etkisiyle bügünkü haline gelmiştir.
external image carpisma.jpg?w=560&h=433
Diğer taraftan sistemin içlerinde yaşanan karmaşıklık nedeniyle Venüs önce marsa yaklaşmış , ardındanda Dünya ile yakın geçiş yaparak insanoğlunun Venüs için Tüten Yıldız imgelemi oluşmuştur. Güneşinde yoğun bir etkisiyle gökyüzünde 2,000 yıl süren bu göksel savaş Dünya tarafından itilen ve Güneşe yakalanan Venüs , Merkür ve Dünya arasında bugünkü konumuna oturmuştur. Çarpmanın en büyük etkisi eski konumundan çıkmasıyla yaşanan gezegenin dönüş hareketlerinde yaşandı. Güneş sisteminin oluşumu sırasındaki saat yönündeki momentum kuralı bozmuştur.
Astronomlar Venüsün ters dönüşüyle ilgili olarak dev bir asteroid veya kuyruklu yıldız tarafından gezegene şiddetle çarpıldığı ve bu çarpma sırasında momentumun tersine döndüğünü söylerler.
Bu felaketin yakın bir geçmişte değil milyarlarca yıl önce Güneş sisteminin ilk oluşumu sırasında olduğunu söyleyerek insanoğluna ait tüm bilginin somut gerçeklikten öte masa başında kuramsal olarak oluşturulmasına zemin hazırlarlar. Çarpışma fikri onlar için yabancı olmasada çarpışmanın zamanı yaşadığımız dünyada bir çok kuramsal bilginin değiştirilmesini gerektirmektedir. Venüse ait çarpışma izlerinin ise artık saklanamayacak kadar yakın geçmişte olduğğu bir gerçektir.



Bilim Dışı Tarih : Mısırda Yahudi Varlığı


İnsanoğlu zamanı hep ileri doğru yaşamasına karşın düşünce ve inanç köklerini hep geriden yaşar. İlerlemeler,buluşlar, bilim ve teknik asla geriden alınan mitlerin değişmesinde etkili olamamışlardır.
Çağdaş Mitlerin beklide en önemlisi Mısır ve İbrani tarihi üzerine yazılmış olan onlarca yazı ve soy oluşturma endişeleri ile yazılmış olan bir tarihtir.Yaklaşık olarak 200 yılı aşkın süredir bilim adamlarının üzerinde bir çok araştırma yaptığı bu konu kutsal sayılan metinlerin tarihsel gerçekliğidir.Bununla ilgili olarak Batıda Biblicial Achhaeology adı verilen bölümler kurulmuş , dinsel içeriklere bilimsel yaklaşım getirerek tarihi ve batı tipi Judaist kültür anlayışının temellerini sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi çalışmalar yapılmıştır.
external image 500.jpg?w=589&h=582
Dünyanın en popüler mitlerinden bir tanesine, adı verilmeyen firavun döneminde Mısır toprakları üzerinde yaşayan İbranilerin süreç içerisindeki sayılarının artmasıyla, en büyük etnik halk konumuna gelmeleri , eski statülerini kaybederek Mısır yapı faaliyetleri içerisinde köle olarak çalıştırılmaları , artan nüfusları karşısında mısırın olası bir savaş halinde tehlike olacağını düşünen Firavunların bu nüfus artışını önlemek üzere erkek çocukları öldürmeyle başlayan olaylar zincirinde nil nehrine bırakılan bir erkek çocuğun firavunun kızı tarafından bulunmasıyla başlayan bir öykü üzerine kurulu ve tarih sahnesinde günümüze kadar gelen bir yapının oluşumuna sebebiyet vermiştir.
Suda bulunan çocuğa Musa (Musu-isius) suyla gelen, ismi koyulacak mısır aristokrasisi içinde büyüyerek eğitim alacak , sarayın en önemli mevkisine gelmişken bir gün bir mısırlının köle bir ibraniye eziyet ettiğini görecek ve olaya müdahil olarak, sarayın saygın bir konumundayken birden bire kanun kaçağı durumuna düşecektir.
Tüm semavi dinlerin çıkış temasının oturtulduğu söylem tarih sahnesine böyle yansıyacaktır. Daha sonrasında Tanrının göndereceği kutsal kitaplarda bu halkın öncesi ve sonrası detaylı olarak anlatılmaktadır.Konuyu bir çok yönden inceleyebileceğimiz gibi antropoloji cephesine girmeden somut verilere dayanarak incelememiz tarihsel maddecilik anlayışı için daha verimli olacaktır.Antropoloji cephesinde bu jenerik uzmanlar tarafında tamamen gülümseme ile karşılanmaktadır.
Büyük oranda Mit izleri taşıyan hikayeyle ilgili olarak tarihçilerin bir çok haklı kuşkuları vardır.Her şeyden önce Mısırdan çıkış için yerleşik bir halkın varlığı olması gerekirki bugüne kadar herhangi bir somut kanıt bulunamamıştır.Mısır kayıtlarında Musa adında hiçbir kayıt bulunmaz.kayıt tutmaya meraklı bir toplum için bu oldukça gariptir.Diğer yandan Musa’nın kişiliği mitolojik görüntülere sahiptir.Üstelik onu nehirde Firavunun kızı bulmuş ve İbrani kökünden gelen bir isim vermiştir.
Mısır konusunda tartışmasız otoritelerden Gerald Messadie , ” Musa : Mısır Prensi ” isimli çalışmasında bir çok noktaya itiraz eder ;
- Bir Mısır prensesinin nedimeleriyle birlikte yıkanmaya gitmez, hijyen konusunda çok titiz olan Mısırlılarda halk bile banyosunu filtre edilmiş suyla hamamlarda yapar, kaldı ki bir prensesin filtre edilmemiş suya girmesi mümkün değildir.
- Prensesin suda sepet içinde bulduğu bir çocuğa sudan çıkarmak anlamına gelen İbrani kökünden gelen bir isim vermesi mantıklı değildir.
- Hikayenin sonlarında Musa’nın firavunla yüz yüze yaptığı görüşme ve tehditler inandırıcılıktan oldukça uzaktır.Kutsal kişilikler kabul edilen Firavunların yanına, vezirler, hatta aileleri bile izin alarak kabul edilirler.Bir kanun kaçağının firavun karşısına çıkması heleki Firavunu tehdit etmesi mümkün değildir.
- Mısırdan çıkan kalabalık grubun yolunun neden Kızıldenize düştüğü noktası soru işaretidir. Son zamanlarda Yahudi Ejiptologlar bunun bir çeviri hatası aslının sazlıklar denizi olduğunu kabul etmişlerdir.Dolayısıyla denizi yarma hikayesi son bulmuştur.
Tüm bu karışıklıklar çerçevesinde Mısırda bir Yahudi varlığının olup olmadığı konusu gündeme gelir. İbranilerin Mısırda “yerleşik” varlıklarıyla ilgili olarak eski çağ tarihçilerinin elinde sağlam kabul edilebilecek fazla bilgi bulunmaz.Elimizdeki tüm bilgi Yahudi tarihçi Josephus’a dayanınır ki, bunların objektif ve edinilen arkeolojik bilgiler için uyumlu olduğu söylenemez.Bu konudaki asıl sorun tarihçi Mısırlı tarihçi Manethon’ a ait yazmaların orjinallerinin olmamasından kaynaklıdır.Manethon ve Babilli tarihçi Berossus’un yazmış oldukları , yine Josephus, Africanus ve Eusebius ‘un anlatıları kısmen izlenebilir.Bu tarihçilerin anlatıları birbiriyle uyuşmaz.Torino papirüsü , Palermo taşı gerekse diğer arkeolojik bulgular ile belirgin boşluklar yaşanır.Bu nedenle Eski Ahit’teki bilgiler tam olarak doğrulanamaz.
Mısır hanedanları yada tek tek firavunla ilişkin elde edilmiş belge ve metinler bir araya bırakılırsa , Mısır’ın başlangıcına dek dayandırılan ayrıntılı kronolojinin en ünlü ve kapsamlısı Manethon’un Mısır Tarihi adlı yapıtıdır.İ.Ö 4 yy sonlarında yaşayan Manethon Mısır tarihiyle Grek kültürü arasında köprü oluşturmaya çalışan , Heliopolis Ra tapınağında yüksek rahiplerden biridir.Grek kültürünü iyi bilmesinin yanında Mısır doğumlu olmasının avantajını kullanarak ülkesinin kökleriyle ilgili detaylı çalışma yapmıştır.Bu yapıta yoğunlaşmasının sebebi İ.Ö 6 yy’da Halikarnaslı Heredot’un Tarih adlı eserinde Mısırla ilgili olan anlatıların tamamen gerçek dışı olmasından kaynaklıdır.Fakat gerek manethon gerekse Babilli Tarihçi Berossus çalışmalarının orjinalleri kayıptır.Jusephus çalışmalarında gerek Manethon gerekse Babilli tarihçiye ateş püskürmüştür.Mısır Tarihi adlı eser sonraki yüzyıllarda Yahudi ve Mısırlı tarihçiler arasında yoğun tartışmalara neden olmuştur.Manethonun orijinal kitabı kaybolmuş daha sonraki kopyalarına eklenen bir dizi bölümler gerek Yahudi fundamentalizminin Romaya baş kaldırı gerekse Mısırda Yahudi varlığını doğrulamak için kullanılmıştır.Kutsal metinler daha evrenin başlangıcından itibaren tüm bulgulara ters düşmektedir.Asıl ve büyük tartışma ise Yahudilerin Mısırdaki varlığı ve Exodus üzerinde yoğunlaşmıştır.
Birinci yy’da manethon yazmalarının orjinalleri değil büyük oranda tahrif edilmiş kopyaları ulaşmıştır.Michagan Üniversitesinden Gerald Verbrugghe ve John Wickersham’a göre orjinaller İ.Ö 3 yy önce kaybolmuş kamplaşan taraflar tarafından değiştirilmiştir.Bir yandan Yahudi karşıtları diğer yandan Yahudi din adamları kendi polemikleri için ünlü tarihçinin metinlerini tahrif etmişlerdir.
Josephus , manethon’un önce Mısırda Yahudi varlığını tanıyarak, onların Hiksos hanedanları sırasında ülkeye gelenler olarak değerlendirdiğini, ancak sonraki metinlerde bunun yadsındığı söyleyerek ünlü tarihçiyi yerden yere vurur.Yahudi karşıtlarıncaysa ,Manethon Exodus’u doğrulayacak hiçbir şey söylememiş tersine Mısırdan salgın hastalık ve hijyen sebeplerlerinden dolayı kovulan ve bunların çobanlarla birlikte Filistine yerleşerek Krallık kurduklarını ileri sürmüştür.Gerek Yahudiler gerekse anti-semitler arasındaki bu kavgaların temelinde yatan Helenistik uygarlığa karşı verilen koruma güdüsünden kaynaklıdır.İskenderin fetihleriyle başlayan süreçte bölge kültürünün yunan uygarlığından daha eski olduğunu kanıtlama çabalarıdır.Filistin’deki Yahudilere göre Manethon kendi uygarlıklarını çok eski gibi gösterme çabalarına girerken Yahudi varlığını yadsımışlardır.
Gerek Verbrunge gerekse Wickersham , Manethon’a atfedilen metinlere eşit uzaklıkta durulması gerektiğini vurgular.Sonuçta Manethon kayıtları ister orijinal olsun ister olmasın , Exodus kayıtları ile Yahudi din adamlarının söylemleri ile somut veriler oldukça uyumsuzdur.
II Ramsesten kalma Torino papirüsündede, Sakkara ve Abidos’taki önemli olayları ve Kral listelerini içeren belgelerdede Yahudi varlığından hiçbir iz bulunmaz.Akhenaten’den kalma ünlü Amara Mektupları , Yusuf zamanında yerleşerek 400 yıl ülkede kalan yabancı varlığı bulunmaz.Bu durumda Yusufla sığınan , Musa ile çıkan bir topluluğu Mısır kronolojisinde belirli bir döneme koymak zordur.
11 Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısır’a yerleştirdi; firavunun buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi. (Tekvin 47)
Bu ismi taşıyan Firavun soyuna baktığımız zaman ; Yeni Krallık 18 .Hanedan ayette belirtilen şehir Pi-Ramses adıyla 1.Seti ve oğlu Büyük Ramses zamanında kurulmuş ve yusufla eş zamanlı kronolojide içinden çıkılmaz bir hal alır.Bu olasılık incelenmeye bile değer değildir. Böyle bir olayın olması Exodus’u 10.yy denk düşürür.Mısırdan çıkışın 480. yılında inşa edilen Süleymanın Mabedi 6.yy kadar sarkar.Oysa bu tarihin güneydeki Babil Hükümdarı Nabukadnezar tarafından işgal edilmesiyle başlayan Babil Sürgününe denk geldiği bilinir.
10 Goşen bölgesine yerleşirsin; çocukların, torunların, davarların, sığırların ve sahip olduğun her şeyle birlikte yakınımda olursun. (Tekvin 45)
Tekvinin sonlarında bulunan Yakubun yaşadığı yer Goşeni referans alırsak ; yeni bir coğrafi bölge olarak karşımıza çıkar somut olarak doğrulanamamakla beraber , yaygın kanıya göre Goşen denilen bölge deltanın en doğu ucundan sina’nın kuzeyine dogru uzanan alandır.Yani Mısır taşrasıdır.
Üzerinden yüzyıllar sonra kitabı kaleme alanlar Pi-Ramses şehrinin çok eski olduğunu sanmak gibi bir yanılgıya düşmüşlerdi. Ejiptologlar tüm bu tutarsızlıklara rağmen yinede kendi içerisinde bir tutarlılık aramışlardır.Bu kezde Eski ahitin başlarındaki esir kavmin yaşadığı ve çalıştırıldığı referansları izlemişlerdir.
11 Böylece Mısırlılar İsrailliler’in başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar. ( Çıkış 1)
Aynı kent adı kafa karıştırıcı biçimde tekrar karşımıza çıkar, eğer bu şehir Pi_ramses ise yapılış tarihi bellidir.Bu bilgi de, tarihçiler arasında İbranilerin Mısırdan çıkışının Yeni Krallık döneminin güçlü hükümdarları dönemine rastlamış olabileceği ihtimali gibi kronolojik açıdan daha makul bir tez olarak karşımıza çıkar.Bu süre içerisinde Seti,Ramses,Tutmotis, Kraliçe Hatşeptu ‘nun adları Exodus’un muhtemel firavunları olarak dolanır.Hatta sonradan Güneş Kral IV Amenofis (AKHENATEN) moneteist düşünceyi Musadan almış olabileceği tezler içerisinde incelenir.
Ne varki yeni krallık döneminin anılan devrelerinde Mısır’da kitlesel halde bulunan bir İbrani varlığından ve bu ülkeden ayrılan hiçbir belge bulunmaz.Eldeki tek veri o dönemde Mısır’ın değişik bölgelerinde fethedilen bölgelerinden işci olarak getirildiğini gösteren kimi kayıtlar ve Akhenaten dönemine ait Amara Mektuplarında geçen “Habiru” ya da Apiru nitelendirmesinin İbrani sözcüğüyle dolaylı benzeşim köstermesidir.
Habiru kelimesi İbraniler ile ilişkilendirekim yada ilişkilendirmeyelim , bu topluluğun akınlarının karakteri Tell-ElAmara Mektuplarında detaylı olarak anlatılır.Yerleşik topluluklara baskı yapan ve oradan oraya gezici göçebe halktır. Fakat Mısırda çıkışa konu olan yerleşik yaşayan halka cevap değildir.Habiru’lardan şikayet eden Orta Doğu’da bir çok krallığa ait şikayet mektuplarıda vardır.Akhenaten zamanında , İ.Ö 14 yy sonlarında İbraniler çoktan Kenan diyarına yerleşmişlerdir.
İbrani mitinde Mısır’da yerleşik altı yüzbin İsrailli vardır.Dönemim Mısır nüfusu düşünülürse bu nufusun yüzde onu demektirki, hiçbir kayıt bulunmayan yüzde on inandırıcılıktan oldukça uzaktır.Buna karşılık deltanın doğusunda hayvanları otlatmaya gelen göçebe çoban kabilelerin varlığı bilinmektedir.Ne var ki bunlara Eski ahitte Yusuf’un babasına belirttiği gibi Mısırlılarca hor görülen ve yerleşimlerine izin verilmeyen grup olduğu bellidir.
34 ‘Atalarımız gibi biz de çocukluktan beri hayvancılık yapıyoruz’ dersiniz. Öyle deyin ki, sizi Goşen bölgesine yerleştirsin. Çünkü Mısırlılar çobanlardan iğrenir.” (Tekvin 46)
Bu sözler bizzat Yusuf’un ağzından çıkmadır.Yani Mısır halkının yerleşim birimine yabancı varlıkların sokulması mümkün değildir.Mısır ‘a yerleşip zaman içerisinde çoğalan bir etnik grup varlığını tarihsel ve arkeolojik olarak doğrulamak mümkün değildir.
On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Mısırda elde edilen bilgileri kitaba uydurma çabası içerisine giren Yahudi ejiptologlar ve araştırmacılar farklı şeceneklere yoğunlaştılar.Eski ve orta krallık Yahudi yerleşimine uygun olmayınca eğilim İkinci ara dönem üzerinde yoğunlaştı.Bu kezde Hiksos işgali , sığınmanın tarihsel açıklayıcısı olarak karşımıza çıktı.
Senaryo kabaca şöyledir ; Bilinmeyen bir sebepten dolayı Mısır güçsüz düşüp direnme dahi göstermeden Hiksos işgaline uğraması sonrasında ,Avaris kendini merkez alarak tüm aşağı Mısır’a egemen olan Asyalı Krallık kurulur.Böylesi bir durumda Asyalı yöneticiler Mısır etnik yapısını göçebeleri getirerek dengelemek istemişlerdir.Birinci Hiksos Firavunu İbrani kabilelerinin Mısır’a yerleşmesine izin vermiştir.Yüz yıla yakın bir süre sonra Thebes prensleri Hiksosları ülken kovup bütünlüğü tekrar sağladığında İbranilere düşmanca yaklaşır ve bu halk topluca ülkeyi terk ederek atalarının topraklarına doğru yola çıkar.
external image 601.gif?w=524&h=646
Akla yakın gibi görünen bu teoriyi destekleyecek her hangi bir kanıt bugüne dek bulunmamıştır.Bu belirsizlikten istifade etmek isteyen inançlı kesim Ejiptologları, Mısırda Yahudi varlığını ispatlama girişimleri bir nevi soru işaretinide bereberinde getirdi.
- Hiksoslar kimdir , nereden nasıl gelmişlerdir.
- Mısır gibi bir ülkeyi nasıl işgal etmişlerdir.
Konunun aslına bakılırsa bugün bile bu olayın işgalmi yoksa isyanmı olduğu bilim adamlarınca tartışmalı bir konudur.
Mısır tarihinde 2. Ara dönem olarak adlandırılan kargaşa İ.Ö 17 yy ortalarında başlar.Merkezi yönetim sarsılmış , aynı anda iki farklı hanedan yönetim kavgalarına girmiştir.13. Hanedanın sonlarında yaşanan bu durum Memphis’ten ayrı deltada birde 14. Hanedanı ortaya çıkarır.
Yaşanan bu çalkantıda Sina’dan batıya geçmeye daha önce korkan yağmacı kabileler , dirençle karşılaşmadan Memphis’e girerek aşağı Mısır’ı işgal cüretinde bulunuyorlar.İşgal bir yağmaylada son bulmayıp, 14. Hanedan Meshi’nin inşa ettirdiği kente girilerek Hiksoslarca Avaris adıyla başkent ilan ediliyor.Hemen ardından 15. Hanedan olarak Hiksos kralının Mısır’ın egemeni olarak görürüz ve bu dönem 100 yıl devam eder.
Öncelikle Hiksos kelimesinin anlamı üzerinde uzun tartışmalar olmuştur.İlk başta ma nethonun metinlerinden yola çıkılarak “çoban krallar” anlamına geldiği kabul edildi.Ancak yirminci yüzyılda yabancı krallar karşılığı kabul edildi.Bu fark çok önemlidir,çoban krallar deyişi doğrudan Sami kabilelerde ilişkilendirilirken Yabancı krallar geniş ve belirsiz bir kav ramdır.
Manethonun tarifi tamamen doğru olmasa gerekir, kelimenin ek kısmı shasu=göçebe çoban olmayıp yine mısır dilinde khasut = yabancı ülke olduğu kuvvetli bir ihtimaldir.Hatta bu kelime XII sülale zamanında yabancıların reisi anlamında Beni_Hasan da gösterilen yabancı reislerin getirdikleri hediyeleri tasvir için kullanışmıştır.
Yabancı krallar mısırda fazla yabancılık çekmeden yerleşik hayata geçtiklerine ilişkin bilgiler Hiksos sorununu iyice karıştırır.O denli ileri giderki 15.hanedan kralları kendilerinin mısırlı olduğunu bile öne sürer.Dahası mısırı dış işgallere karşı , garnizon kurup korudukları bilinen bir bilgidir. Bu noktada güçlü organizasyonla kurulmuş Avaris in yine mısırlılarca yıkılmıştır.
Hiksos işgaline denk gelen İ.Ö. 1640 ve sonrası dönemde mısır için ne babil nede Asur tehdit oluştura bildi.Çünkü iki güçlü devlette zor günler geçiriyordu.Mezapotamyanın bu iki güçlü devleti Hitit saldırılarına maruz kaldılar.Peki Hiksosları korkutan güç Hitit olabilirmiydi.Buda çok küçük bir ihtimaldir, kaldıki Hititler Asur ve Babil işgallerinden sonra yine topraklarına çekilmişlerdir.
İ.Ö.1600 dolaylarında, kuzey Suriyeye inmeside çok sonra olmuştur.Bu durumda geriye iki aday kalır bunlardan biri güney anadoluyu kontrol altına alan Hint_avrupa kökenli başka bir halk, Hurriler; yada Levant, Filistin ve kuzeyinde yaşayan sami kabileleri.Bu işin içinden çıkılmaz bir bilmecedir.Hiksoslarla ilişkin görüş ve değerlendirmeler,
1-Hiksoslar, Filistin ve lübnanda yaşayan ve proto-kenan olarak tanımlanan Sami
kabileleridir.
2-Hiksoslar asur ve babilde kendilerine yer bulamayan göçebe amorit kabilelerin oluşturduğu bir topluluktur.
3-Hiksoslar, ege adalarından Filistin bölgesine deniz akınlarıyla gelen ve sonrasında
güçsüz durumdaki mısır a doğru yürüyen minos kökenli savaşcı gruplardır.
4-Hiksoslar huri ailesi ait Hint-avrupalı göçmen kollardan biridir.ve yollarının üzerin deki her şeyi yağmalayarak mısıra gelmişlerdir.
Birbirinden oldukça farklı bu görüşler oldukça karmaşık olmasına karşın,tarih, tek secenekli düz ve net yanıtlarla açıklanamayacak denli girift ve çogu zaman anlaşılması güç ayrıntılar üzerine kuruludur.
Hiksos sözcüğünün İ.Ö. 17. yy da bütün yakındoğuda yaşanan karmaşa sırasında , söz konusu dört seçenekteki etnik grupların tümü için de kullanılabilecek genel bir ad oldugunu kabullenmek , en makul çözüm olarak karşımıza çıkar.Karışıklık içerisinde yakındoğunun her yerinde, panik içerisinde göçler,akınlar ve yağma hareketleri yaşanır.Bu sürecin kahramanları sami kabileleri,hint-avrupa göçmenleri,Egeli savaşçılar.Ama asıl sorun Hiksos hanedanının nasıl oluştuğudur.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta Hiksos akınlarının yağma ve talan üzerine kurulmuş olmasıdır.Manethon bu toplulukları Tanrı korkusu olmayan saldırgan zorbalar olarak tanımlamaktadır.Tapınaklar yıkılmış ve yağmalanmış, kadınlara tecavüz edilmiştir. Konunun dahada çarpıcısı , izleyen dönemde kentlerin onarılması,askeri organizasyonların kurulması ve Avariste 15.Hanedanın kurulması ile belirtilen derin çelişki.Saldırganların taş üstünde taş bırakmadan sonra Judeo-Hristiyan tarih anlayışında birden kimlik değiştirip şehir imarlarına başlamaları ve kendilerini Mısırlı olarak tanımlamaları,kendilerinden birini haneden olarak tahta çıkarmaları bu düşünce çercevesinde mantık ile açıklamak çok zordur.O halde Ulaşabileceğimiz tek bir nokta vardır….
Mısırın bu kargaşa döneminde iki farklı evre yaşadığını söylemek mümkündür.Bunlardan birincisi güçsüz düşen merkezi yönetimin acizliğini fırsat bilen ve hiksos adı altında değerlendirilen kabilelerin daha kısa zaman dilimi içerisindeki yağmaları, ikincisi ise yağmacıların işlerini bitirdikten sonra mısırda yaşayan varoş halkın iktidar boşluğunu fırsat bilerek delta yönetimine el koymasıdır.Çoğu bilim adamı ve tarihçinin üzerinde anlaşmaya vardığı bu noktadır.Avaris kentinde kurulan yeni hanedanlığın Mısırlı unsurlar olduğudur. Deltanın doğusunda bulunan arkeolojik bulgular bunu tamamen desteklemektedir.
Bulunan arkeolojik bulgular arasında taklit niteliği taşıyan bolca ikinci sınıf mısırlı objeler bulunmuştur.Buluna kalıntılar içerisinde daha eskiden bölgede yaşamış olan asya kökenli paralı askerlere ait bulgularda mevcuttur.Bir başka deyişle yıllar boyunca mısırlı sayılmayan ve alttabaka insanlara insanlara askeri disiplin oluşturularak, paralı askerlerin öncülük ettiği söylenebilir.
Yağma ve talandan kaçan eski düzen soyluları Thebes’e çekilirken aşağı mısırın yeni sahipleri ” eskinin çobanlar ” oldu diyebiliriz.Yüzyıl süren bu yönetim 17.hanedanın Thebes prensleri tarafından yıkılacaktır.Ve yeni krallık dönemi başlayacaktır.
Eğer konunun başından beri aradığımız İbrani varlığına dönersek kanıtların içerisinde asla böyle bir halka ilişkin veri bulunmaz.Yeni krallık dönemindeki kutsal kitap ve mısır manzaraları incelenirse asla bir İbrani yerleşimi söz konusu değildir.Sorun İbrani diye bir halk tabakasının olmamsıdır aslında.Bazı inançlı ejiptologlar GENESİS i eğip bükerek 15.hanedan döneminde yerleşmiş olduklarını düşünsek bileki bu eski ahit kronolojisi ne asla uymaz, eski ahitte Yakup ve oğullarının ülkeye yerleşimini anlatan bölümler mısır resmi tarihiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.Mısır kayıtlarının hiçbirinde EXODUS k ayıtlarını içeren bir belge bulunmaz.EXODUS ve GENESİS te ise Hiksos işgali ,Avaris kenti, Thebes kentindeki gelişmeler hakkında tek satır yazı bulunmaz.
GENESİS uslubunda daha çok orta krallık döneminin mısırını çağrıştıran izler yer alırken, EXODUS kitabında , firavun isimleri verilmez, coğrafi verilerde anlatılanlar bili nen kronolojiye asla uymaz.


Marduk, son tahminlere göre 36 milyar km. uzaklıkta olup, güneşimiz etrafındaki bir turunu 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı varsayılan gezegendir. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır.

Sümer yazıtlarında bu gezegene Geçiş Gezegeni anlamına gelen Ni.bi.ru denir. Babil astronomları ise ona, güçlü tanrıları Marduk'un adını verdiler. Mısır belgelerinde ise Milyonlarca Yılın Gezegeni diye geçiyor.

Gezegenin neden olduğu en büyük felaketin 13.000 yıl önceki Nuh Tufanı olduğu söylenmektedir. Son yörünge geçişini, MÖ 1649'da yapan gök cismi, Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır'dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.

Maya kozmolojisine göre içinde bulunduğumuz çağın, yani Beşinci Güneş'in bitiş tarihi olan 2012 yılının baş kahramanı yine bu gizemli gök cismidir. Mayaların takvimine göre Marduk'un dünyaya yaklaşma tarihi kesin. Binlerce yıl önce Meksika'da Mısır piramitlerine benzeyen dev anıtlar inşa edebilen Maya kavminin bu takvimi nasıl bir bilgiyle hazırladığı tam olarak bilinmiyor. Aynı tarihlerdeki Sümer, Akat ve Babil belgelerinde de aynı dev gezegenden ya da gök cisminden sembolik olarak söz ediliyor. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetmişlerdir. Bu tabletler şu anda İstanbul'daki müzelerdedir.

Bilim çevreleri tarafından son yıllarda Güneş Sistemindeki 10. gezegen olduğu belirlenmiş ve belirli aralıklarla Dünya'ya çok yaklaştığı tespit edilmiştir. Sümerler tarafından Nibiru olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görüntülenmiş ve NASA tarafindan KX76 adiyla kataloglanmıştır.

Marduk, 3 bin 600 yılda bir Dünya"ya teğet geçer. Maya takvimine göre yeni ziyaret 2012'de. Gezegenin neden olduğu en büyük felaket 13 bin yıl önceki Nuh Tufanı'ydı. Benzeri olabilir. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetti. O tabletler İstanbul'daki müzelerde.


Neler oldu?

1976: Zecheria Sitchin'in 12. Gezegen isimli kitabı piyasaya çıktı.
1979: Zecharia Sitchin'in kitabının piyasaya çıkmasından 3 yıl sonra Amerikan Astronomi Birliği Planet X projesini başlattı.
1981: Pluto'nun yörüngesinde saptanan düzensizlikler üzerine 10. gezegenin var olup olmaması üzerine araştırmalar başlatıldı.
1982: NASA resmi olarak 10. gezegenin varlığını kabul etti.
1983: Nibiru NASA'ya ait IRAS (Infrared Astronomical Satellite) uydusu ile 10. gezegen ilk defa görüldü
1992: Kuiper Kuşağı üzerinde ilk çalışmalar David Jewitt ve Jane Luu tarafından Hawaii Üniversitesinde başlatıldı. O tarihten günümüze değin 400 kadar Kuiper Bölgesi Nesnesi saptandı.
1998: 1970'li yılların başında gönderilen uzay araçlarının uzaklaşma hızlarındaki azalmalar dikkat çekti (Pioneer 10, Pioneer 11). 90'lı yılların başında bunun nedeni anlaşılamadı. Bu sene ise bunun 2001 KX76'nın çekim gücünden kaynaklandığı öğrenildi.
2000: NEOS (Near Earth Objects) projesi kapsamında dünya yaşamını tehlikeye sokabilecek olası cisimler üzerinde çalışmalar başlatıldı.
Şubat 2001: Kuiper Kuşağı çevresinde dolanan CR105 isimli kuyrukluyıldızın yörüngesindeki belirgin düzensizlikler üzerinde çalışmalar başlatıldı. Düzensizliklere orada büyük bir gezegenin sebep olacağı sonucuna varıldı.
4 Nisan 2001: Arizona Lowell Gözlem Merkezince 2001 KX76 olarak Robert Millis ve arkadaşları tarafından kataloglandı.
7 Ocak 2001: İsviçre'deki Neuchatel gözlem evinde de gözlendi. Bilimadamları keşiflerini basına duyurduktan bir hafta sonra haberin asılsız olduğunu belirttiler.
11 Nisan 2001: National Optical Astronomy Observatory (NOAO) tarafından onuncu gezegen, Trans Neptunian Object (TNO) 28976 = 2001 KX76 olarak onaylandı.
23 Ağustos 2001: ESO 2001 KX76'nın Ceres'ten daha büyük olduğunu duyurdu.
2001: Deep Ecliptic Survey isimli proje kapsamında Nibiru'nun ilk dijital resimleri çekildi (Tucson yakınlarındaki (AZ) Kitt Peak Ulusal Gözlemevi ve Şili'deki Cerro Tololo Inter-American Gözlemevi).
2001: Nibiru'nun albedosu, rengi ve diğer özellikleri saptandı (Magellan Instant Camera (MagIC), 6.5-metrelik Magellan Teleskopu ile Las Campanas'taki gözlemevinde (Şili).
2003: 10. Gezegenin yaklaşmasının etkisiyle dünyanın her tarafında çeşitli büyüklüklerde depremler olmaya başladı. Can kaybına yolaçmayan bu depremlerin sayıları artmaya başladı.
2003: 1980'li yılların ortalarından itibaren meydana gelen Güneş'teki anormallikler sebebi anlaşılamamıştı. Nibiru'nun etkisi ile Güneş'teki değişiklikler dünyadaki tüm güneş gözlemevlerinde incelenmeye başlandı.
17 Nisan 2003: 2001 KX76'nin ismi Ixion olarak değiştirildi.




Marduk, ikinci Nuh Tufanı'nı yaşatacak

"12. Gezegen Marduk" kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin, Marduk'un 2010'lu yıllarda dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir "Nuh Tufanı'nın" daha yaşanacağını iddia ediyor.

Marduk gezegeninin yörüngesinin uzunluğu nedeniyle ancak 3 bin 600 yılda bir dünyayı ziyaret edebildiğine inanılıyor.

Sümerler tarafından "Nibiru" olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor.

Maya takvimine göre, 2012 yılında dünyaya yakınlaşacak olan Marduk'un, tıpkı 13 bin yıl önce olduğu gibi dünyaya felaket getireceği öne sürülüyor.

Dünyada Nuh Tufanı benzeri yeni bir felakete yol açacağını öne sürdüğü, "12. Gezegen Marduk"u "meşhur eden" ünlü Rus araştırmacı-yazar Zecharia Sitchin oldu.



SÜMERLER

Sümerler, M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış halktır.

Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlerde ortaya çıkmıştır. Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir. Yani belirli bir halk ile bilimsel bir akrabalık henüz kanıtlanamamıştır.

Birbirinden bağımsız site denilen şehir devletleri halinde yaşadılar. En önemli şehirleri; Ur, Uruk, Kiş, Lagaş ve Nippur'dur. Bu şehir devletleri Ensi veya Patesi denilen rahip-krallar tarafından yönetiliyordu. Bütün mezopotamya ülkesine hakim olan krala ise "Lugal-kalma" denir. Krallar başkomutan, başyargıç ve başrahip yetkilerine sahiptirler.
external image Mezopotamya.jpg
Çok tanrılı inanca sahip Sümerlerin tapınaklarına Ziggurat denirdi. Zigguratlar yedi katlı olup toplam üç ana bölümden oluşur. İlk katlar erzak deposu,orta katlar okul ve tapınak,son katlar ise rasathane olarak kullanılmıştır. Yazının icadı serüveni bu tapınaklara dayanır. Mezopotamya'da evler ve tapınaklar taş az olduğundan kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Hem bu özelliğinden hem de sık sık istilalara uğradığından bu yapılar günümüze kadar ulaşmamıştır.

Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde 21'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.

Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan'dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan'dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur'dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı'nın krallarındandır.
external image sumer_annunaki.jpg
Lagaş'ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An'dır, fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil'in Nippur'da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.
MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir.

Sümerler,doğudan gelen Elâmlılar tarafından M.Ö 2000 yılında yıkılmıştır.

60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu.

Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar.
Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler.
Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar.
Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar.
Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar.
Çarpma ve bölme cetvellerini buldular.
Daireyi 360 dereceye böldüler.

Biz halen Sümerlerin geliştirdiği bu matematiksel hesaplamaları kullanıyoruz!

external image sumer_yazisi.jpgSümer Yazısı
MAYALAR

Mayalar, M.Ö 300 - M.S 1500 yılları arasında hüküm süren Güney Amerika (Guatemala, Kolombiya, Honduras ve Meksika) medeniyetidir.

M.Ö 600 dolaylarında yükselişe geçtiler ve Milat'tan kent devletlerinin çoğunun siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü MS 900'e dek, günümüzde Orta Amerika ve Meksika sınırları içinde kalan geniş bir alana hükmettiler.

M.S. 600 - 800 yılları arasındaki Post-Klasik dönem ve sonraki birkaç yüzyıl dünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını üretmişlerdir. Fakat hala tam olarak anlaşılamayan bazı sebeplerden dolayı, Maya Uygarlığı çökmüş ve kabile, kentlerini terk etmek zorunda kalmıştır.

external image maya_piramit.jpg Bilimsel ve dini literatürleri ve bilgileri son derece ileri, askeri ve dini liderler olan Kral tarafından yönetiliyorlardı. Yöneticilerin ve çevrelerindeki asillerin altında göreli olarak daha küçük bir uzman zanaatkar grubu bulunmaktaydı. Bunlardan sonra da kalabalık bir sıradan çiftçiler grubu geliyordu. Yaşamsal gereçler haricinde pek fazla kişisel mala sahip değillerdi.

Mısır ve diğer mahsulleri yetiştirmek için basit tarım araçları kullanırlar, bununla beraber toprağın verimliliğini sağlamak amacıyla, tuhaf ve acı verici majik ayinler düzenlenmesi gerektiğine inanırlardı. Bu majik nitelikli ayinler, doğayla barış yapmak adına harikulade süslü ve gösterişli giysileriyle rahipler ve kabile liderleri tarafından yürütülürdü. Maya kabilesi hiyerarşik bir toplumdu. Kanun adamları da köylüler de yerlerini bilirlerdi.

Mayalar'ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka'lar çok üstün seviyeli dinsel bilgilere sahiptiler. Tek tanrı inancındaki eski Mu Güneş Dinine bağlı bir topluluktular. Bugün, genellikle Meksika ve Guatemala’da yaşayan yaklaşık 2 milyon Maya Yerlisi vardır. Çoğu çiftçidir. Hemen hepsi Katolik olmakla birlikte, inançları geleneksel Maya dininden çok etkilenmiştir; yağmur ve bereket için putperest ayinler düzenlerler.

external image Maya_lider.jpg Mayalar'a göre yeryüzünde meydana gelen en önemli değişimlerden biri de eksen açısıyla ilgiliydi. Günümüz bilimsel bulguları Mayalar'ın bu bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüş durumdadır.

Maya yılı her biri 20 günlük 18 aydan oluşuyordu. Ayrıca haab adı verilen 5 ekstra gün daha vardı. 360 günlük periyoda tun deniyordu ve bu periyot, takvimin temelini oluştururdu.

Mayaların 584 gün olarak buldukları Venüs yılı, bugünkü hesaplara göre 583.92 gündür

Mayalar özellikle astronomi, mimarlık, matematik, heykel ve hiyeroglif yazı gibi birçok alanda ilerlemişlerdi. Çok karmaşık bir takvim sistemleri vardı. El sanatlarında da ileriydiler, Bir çeşit güneş dinine inanırlardı. Bu din, insan kurban etmek gibi dünya tarihindeki en vahşi uygulamaları barındırıyordu. Çok başarılı takvim hesaplamaları, piramitleri, altın işlemedeki başarıları inceleyenleri hayrete düşürmüştür. Nasıl yok oldukları dahil olmak üzere, pek çok gizem barındırılar.

external image Maya_kil_savasci.jpg
800 yılı civarında Güney Maya Uygarlığı aniden çöküverdi. Bölgenin büyük tören merkezleri terk edildi, çok geniş bir alan bir daha asla dönülmemek üzere boşaltıldı. 25.000 ile 80.000 nüfuslu (tahminler farklıdır) bir kent olan Tikal bu rakamın üçte birine düştü. Sağ kalanlar büyük piramitlerin ve sarayların yıkıntıları arasına sığınıp eski yaşantılarının hiç olmazsa bir derece benzerini sürdürmeye çalıştılar. Ancak aradan birkaç kuşak geçince bunlar da gittiler.

Araştırmacılar Maya uygarlığının çöküşü konusunda çok uzun zamandır kafa yormakta ve bunu ekolojik değişim, toplumsal karışıklık, siyasal devrim ve savaş gibi nedenlere bağlamaya çalışmaktadırlar. Son zamanların palaeoklimatik bulgular, baş nedenlerden birinin kuraklık olduğunu ortaya çıkarmışsa da, bu geçmişin en büyük muammalarından biri olarak kalmakta devam etmektedir.

Maya çöküşünü araştırmış olan herkes bunun ekolojik, siyasal ve toplumsal unsurların birleşiminden kaynaklandığını kabul etmektedir. 800 yılına gelindiğinde güney ovalarının nüfus sıklığı kilometre kare başına 200 kişi gibi öyle bir rakama erişmişti ki, aç çiftçilerin gidebilecekleri boş arazi kalmamıştı. Çöküş geldiğinde Maya tarımsal üretimi artık sınırlarına varmış, insanları kuraklıktan ağır zarar görecek bir halde bırakmıştı. Yeni bir kuramlar kuşağı, suçu kısa vadeli iklim değişikliğine bağlamaktadır.

2012 son mu başlangıç mı?

Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu dört kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar'a göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak.

Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. "Beşinci kutupsal kayma" olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini söyleyen bilimadamları, dünyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi" deniliyor.

Peki tüm bu bilgiler bilimsel olarak ortaya konup kanıtlandı mı?

Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel çevreler açıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki üç boyutlu animasyonlarla gösterimi yapıldı. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli.

Yani bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak?

Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Fakat bu dünyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim. Daha önce yaşanan sanki tufan gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha... Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012'yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012'nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012'dir diyor Mayalar.
external image Maya_yazisi.jpg

2012 yılında başlayacak olan bu yukarıya doğru çıkış ne kadar zamanda tamamlanacak?

Bildiğimiz kadarıyla bu yukarı çıkış süreci başladı. Belki 2012 bir final olabilir. Bu bir süreç. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım. Kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demektir. Kıyamet hem tasavvufi hem de ezoterik (gizli öğreticilik) anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demektir. Bu uyanıştan kastedilen ruhsal aydınlanmadır. Böylelikle dinsel metinlerin içindeki sembollerin anlamları da çözülebilecek ve dinsel metinlerde gizlenen gerçeklerle herkes yüz yüze gelebilecektir.

İKİ YILLIK HATA PAYI...

22 Aralık 2012 tarihi konusunda hiç şüphe yok mu?

Mayalar'ın yakın geleceğimize ilişkin kehanetleri tüm ezoterik bilgilerle örtüşmektedir. Bu nedenle FİLM GERÇEK Mİ OLACAK? Felaketi anlatan The Day After Tomorrow (Yarından Sonra) filmi gösterime girdiği günden beri çok konuşuluyor. Son zamanlardaki belirtiler de ‘acaba mı’ dedirtiyor.verilen tarihin önemi çok büyüktür. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de gözardı edilmemelidir. Bunun sebebi Maya Takvimi'nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvimi'ne çevrilişinde MÖ 1'den MS 1'e geçilmiş olmasıdır. Aradaki 0 atlanmıştır. Yaptığı araştırmada Astrofizikçi Cotterel de bu konuya dikkatleri çekmiştir.

Bugüne kadar Mayalar'ın hangi kehanetleri yerini buldu?

Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği. Bugün bu durum ispatlanmış durumda. Günümüz insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına önemli bir şey.

Mayalar'la ilgili tüm bu bilgilere nasıl ulaşıldı?

Bütün bunlar dünyaca ünlü astro fizikçi Coterelli'nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert'in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu.

Şifre nasıl çözüldü?
Simetriyle ilgili bilgileri çözerek çok önemli sonuçlara ulaştılar. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi!... Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen "Güneş Haçı"nın üzerindeki ilikler ise Güneş'in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi Güneş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..
MISIR PİRAMİTLERİ
Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de "Dünyanın Birinci Harikası" olma niteliğine hak kazanmıştır. Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.

SFENKS
external image sfenks.jpg

Mısır'da, Giza'daki üç büyük piramidin biraz doğusunda, bilinmez bir zamandan beri bu vadiyi bekleyen, gözlerini doğuya dikmiş yarı insan, yarı aslan bir heykel var: Sfenks. Ejiptologlar, Khafre piramidini Vadi Tapınağı'na bağlayan yolun bitiminde yer alan bu gizemli ve "dilsiz" yapının, M.Ö 2500 dolaylarında firavun Khafre tarafından yaptırıldığını düşünüyorlar. Oysa ne Giza'daki herhangi bir anıtta bunu destekler bir ifade var, ne de Mısır'ın herhangi bir yerinde. Sfenks'in yapıldığı tarih, Ejiptologlar ne derse desin, bilinmiyor.

GİZA PİRAMİTLERİ
external image giza_piramitleri.jpg


Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen Giza piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir. Mısır'ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadırlar.

Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikerinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.

Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops'un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.

Piramit kimin adıyla yapıldıysa, onun mumyasının bulunduğu odaya, yılda iki kez güneş girmektedir. Doğduğu gün, tahta geçtiği gün.

Gize'deki üç piramit aralarında bir Pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine göre oranı 3:4:5'dir.

Büyük piramidin tepesi Kuzey kutbunu, çevresi ekvatorun uzunluğunu temsil eder. Ve iki uzunluk aynı mikyasa uygunluk gösterir.

Gizde'den geçen boylam, dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya böler. Bu boylam ayrıca, kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup, bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde doğal sıfır noktasını oluşturur.

Piramidin yüksekliğiyle, çevresi arasındaki oran, bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki oranın dengidir. Dört kenarlar dünyanın en büyük ve çarpıcı üçgenleridir.

Giza'da sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Giza piramitlerini öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır.
Piramitler yalnızca Mısıra özgü de değildir.Güney Amerika kökenli Maya ve Azteklerde piramitler yapmışlardır. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da zannedilmektedir

KEOPS (Khufu, Great Pyramid)
external image keops.jpg


Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır'daki Keops Piramididir.

Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.

Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops'un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

Büyük Piramidin tabanının yüzeyi, anıtın yarısının iki katına bölündüğünde pi=3,14 sayısı elde edilir.

Büyük Piramidin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.

Büyük Piramit, dört ana yöne göre düzenlenerek inşa edilmiştir.

Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterirler. Piramidi çeviren tas levhaların uzunluğu bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin tas levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabiliyordu.
Büyük Piramit'le dünyanın merkezi arasındaki uzaklık,Kuzey kutbuyla arasındaki uzaklığa eşittir ve kuzey kutbuyla dünyanın merkezi arasındaki uzaklığa eşittir.

KEFREN (Khafre, Chephren)
external image kefren.jpg


Kefren Piramidi ya da Kafre Piramidi, Mısır'ın başkenti Kahire'de, Gize bölgesinde yer alan bir piramit.

Piramidin boyu 143.5 metre, eğimi 53.2 derecedir. Firavun Kefren’in oğlu Mikerinos’un yaptırdığı sanılmaktadır. En önemli özelliği piramidin en üst bölümündeki koruyucu kaplamalarının bozulmadan günümüze kadar gelmesidir.

Kefren piramidi 2. piramit olarak anılır. keops piramidi'nden sonra yapılmıştır. kefren piramidi, Keops'tan çok daha tevazulu olarak dizayn edilmiştir. Kefren piramidi orijinal olarak 3 metre daha kısa ve 14.6 metre daha sınırlıdır. Piramitte ki 4,880,000 tonluk tüm taşların genişliği tahmin edilmiştir. Çünkü platodaki en yüksek binadır. Keops piramidi'nden çok daha uzundur.

Piramitte kitabeler bulunamamıştır, odada bir lahit vardır. Piramidin 2 girişi vardır ve piramidin içine doğru rehberlik ederler. En üstteki giriş yerden 15 metre yukarıdadir; şimdiki giriş olarak kullanılmaktadır. Bir geçit yol gösterir. bu geçit yolu odaya 250 derecelik açıyla inmektedir. Duvarlara kırmızı granitle çizgiler çizilmiştir. Bu odanın içi çok geniştir. ölçüleri 14,2 x 5 x 6,9 metredir. Odanın çatısı keopsun odalari düzenindedir. En alttaki koridor direkt olarak en üstteki koridorun altındadır. Alttaki geçit bir defin odasina çıkar ve görünüşte bitmemiştir.
Taş yatağı piramidin altındadır, geçit yolu bu odanın altındadır. Kefren Piramidi'nin ölüleri beklettigi yer, piramidin doğusundadır ve keops;unkinden en iyi şekilde hazırlanmıştır ve vadi tapınağı'na bağlanmıştır. Kireçtaşıyla iyi bir şekilde gizlenmiştir. Kefren Piramidi'nin tapınağı da daha fazla incelikle hazırlanmıştır; fakat heykeller ve diğer bileşenler çalınmıştır. evleri, avlusu, geniş koridoru, bazı parçaları hala ayakta durmaktadır. Tapınağın da 2 girişi vardir; doğu yüzü büyük sütunlarla bir koridora girer. Kefren'in 23 heykeli bu koridorda bulunur. Odalar holün kuzey tarafında bulunur. Şu anda ziyaretçilere kapalıdır.

MİKERİNOS (Mykerinus, Menkaures)
external image mikerinos.jpg


Mikerinos Piramidi, Gize Piramitlerinin en küçüğüdür. Piramit, Mikerinos öldükten sonra oğlu Shepseskaf tarafından bitirtilmiştir. Piramit 66,5 m yüksekliğindedir. Mikerinos'un, Kefren Piramidi ve Keops Piramidinden diğer bir farkı, defin odasının aşağı oda olmasıdır.

Mikerinos (ya da Menkaura - ya da Latince: Mycerinus) Mısır'ın dördüncü hanedanı döneminde (M.Ö. 2620 - M.Ö. 2480) bir firavun idi. 3. ve Giza'nın en küçük piramidi de O'nun döneminde yapıldı. Başlıca kraliçesi Khamerernebty II idi.
Bazı yazarlar dönemini; M.Ö. 2532 - M.Ö 2505 olduğunu önerirler; çünkü öldüğü dönemde heykellerinin bitmemiş olduğunu varsayırlar. İsminin manası; "Ra'nın ruhları sonsuzdur" idi; Mikerinos'dan önceki firavun Khafra idi. Tempo Dergisi / 13 Nisan 2004

Kimileri "bilgi molozu" dese de, bugünlerde ciddiye alınan ve önemsenen yeni bir "dünyanın sonu" teorisiyle karşı karşıyayız. Türkiye'deki tartışma Burak Eldem isimli rock programı yapımcısı, popüler kültür yazarı ama eski çağ tarihi meraklısı bir bağımsız araştırmacının yazdığı "2012: Marduk'la Randevu" kitabıyla başladı. Kitap, 2012 yılında dünyaya yaklaşacak yeni bir gezegen olan Marduk'un yarattığı afetler ve büyük kaostan söz ediyor. Konu, Serdar Turgut tarafından bir dizi yazı ile kaleme alınınca son derece ciddiye alındı. Hatta Burak Eldem'in kitabının önsözünü Engin Ardıç'ın yazıp, onun da Marduk'a inanan tezler ortaya koyması, yaşadığımız dünyaya ilişkin sıkça tekrarlanan "son" ve "kıyamet" teorilerine karşı ciddiyet içeren bir tavra neden oldu.

2012 yılında dünyaya yaklaşacağı iddia edilen Marduk gezegeni meselesi, aslında otoritelerce kesinleşmiş, resmi olarak tanımlanmış bir bilgi değil. Ancak güneş sistemimizde, bilinmeyen diğer bir gezegenin varlığı, Amerikalı astronomlarca 1972 yılında matematik olarak, kağıt üzerinde hesaplanmış, 1984 yılında, 'kütlesi dünyadan çok daha büyük, ve spektral analizde koyu kırmızı renk veren bir gökcisminin Plüton'un yörüngesi dolaylarından sisteme girmekte ve hızla yaklaşmakta olduğu' da, bir radyoastronomi uydusu aracılığıyla NASA tarafından tespit edilmiş. Adına da "Gezegen X" denmiş. Serdar Turgut'un da, Burak Eldem'in de iddiasına göre, bu bilgi ABD'de çok az sayıda kişi tarafından biliniyor ve gizleniyor.

İ.Ö. dördüncü bin yılın sonlarında başladığı kabul edilen ilk uygarlıklar içinde özellikle 3100 dolayında orta çıkan Maya, Mısır, Sümer, Harappa ve Minos gibi eski dünyanın öncü uygarlıklarına ait kayıtlarda ortaya çıkan Marduk, 3661 yılda bir dünyaya yaklaşıyor. Ve her yaklaştığı dönemlerde doğal felaketler, büyük iklim değişiklikleri ve kaosları da beraberinde getiriyor. Burak Eldem'in kitabında da bir önceki Marduk randevusunda, yani İ.Ö. 1649 yılında Doğu Akdeniz'de başlayan bir deprem dalgası, bütün dünyayı hatırı sayılır biçimde sarstı. Ege'de, güçlü Minos Krallığı'mn görkemli kenti Akrotiri yerle bir oldu, Girit ve Kıbrıs defalarca sallandı, tsunamiler Lübnan dolaylarındaki Byblos'tan, Mısır'ın delta çıkışındaki yerleşimlerine dek bütün Akdeniz kıyılarını vurdu. Art arda gelen depremlerin şoku tam atlatılır gibi olmuştu ki, bu kez Ege'de Thera Yanardağı, dehşet verici biçimde faaliyete geçti. İnsanlık tarihinin bu en büyük volkanik patlamasında, İtalya'dan Karadeniz kıyılarına, Mısır'dan İran'a dek çok büyük bir bölge, karanlığa gömüldü. Binlerce metre yukarı püsküren kül ve duman, gökyüzünü tümüyle kaplamıştı çünkü. Gündüzleri güneş, geceleriyse ay ve yıldızlar görünmedi uzun süre. Nehirlere yağan kül ve sülfür atıkları, sulan tıpkı efsanelerde anlatıldığı şekilde "kan gibi kırmızı" yaptı, zehirledi. Hayvanlar öldüler, tarım alanları ve tarlalar ışıksızlıktan çürüdü, daha da kötüsü, iklimde "volkanik kış" denen değişim yaşandı ve "yaz sabahlarında don olayı" görüldü. Merkezi krallıklar tümüyle çöktü, ordular dağılmaya, yöneticiler daha güvenli buldukları yerlere kaçmaya başladılar. Tam bir "kaos" görüntüsü egemen olmuştu eski dünyanın görkemli uygarlıklarına. Ve bu kaos, tarihin en büyük "kırılma noktası"nı oluşturdu. Güçsüz düşen imparatorluklar, göçebe çapulcu kabilelerin yağma ve talanlarına uğradı; Mısır'da, otorite boşluğunu fırsat bilen ve zaten yönetimden hoşnut olmayan yoksul kitleler, yağmacılar işlerini bitirip gittikten sonra krallığa "el koydular". Tarihçiler bu döneme "Hiksos Devri" dediler.

Şimdi, aradan 3650 yıl geçti ve yeni bir "küresel afetler zinciri" ufukta. Yani yeni randevu 8 yıl sonra gerçekleşiyor. Burak Eldem, "Bugünün egemenleriyse, yeni bir "kırılma noktası"mn iktidarlarını sarsıp, uygarlık tarihinin gidişatını bir kez daha değiştirmesini hiç mi hiç istemiyorlar. Bunun için telaşlılar, bunun için aceleleri var" diyor. Egemenler olarak gösterdiği adresse, ABD.

Marduk'la ilgili en önemli kanıt eski dünya uygarlıklarına ait bilgiler. Mayalar 2012 yılının sonunda deprem ve volkanik patlamalarla yaşanacak jeolojik hareketliliklerle "Beşinci Güneş" çağının noktalanacağını düşünüyorlardı. Marduk, Sümerler tarafından bile tanımlanmış. Onlar adına Nibiru demişler. Marduk'la ilgili dünyada kabul görmüş tezleriyle bilinen araştırmacı Zecharia Sitchin de tüm bu tezleri yazdığı kitaplarda savundu. Burak Eldem, dünyada bu konuda araştırmalarıyla ekol olmuş Graham Hancock, Robert Bauval, John Anthony West, Alan Alford, Andrew Collins, Graham Phillips, Maurice Cotterell, Adrian Gilbert, Robert Lomas, Christopher Knight, Zecharia Sitchin, Neil Freer gibi araştırmacıların çalışmalarını kitabında derleyip toparlamış. Eldem: "2012, gerçekten de Marduk'un geri döneceği tarih için çok uygun ve çarpıcı bir alternatiftir. Bu durumda, İ.Ö. 1649 ile İ.S. 2012 arasındaki dönem, 3661 yıllık bir yörünge sürecine işaret eder. Bu sayı, her biri 5125,36 yıl (1,872,000 gün) süren beş Maya Çağı'nın toplam süresi olan 25,627 yılın, tamı tamına yedide biridir. Yani "kutsal 7", gezegenin yörünge süresi olan 3661 ile çarpıldığında, Maya çağlarının toplamını verir. Yine ilginç bir biçimde, 3661 rakamı, yalnızca 7 ile bölünebilir. Bütün bunların ötesinde, söz konusu sayı, 60 tabanlı Mezopotamya matematiğinde de son derece çarpıcı, benzersiz bir niteliğe sahiptir; çünkü, bu matematiğin en önemli bileşeni olan "Kutsal 60" sayısının sırasıyla O, l ve 2'nci kuvvetlerinin toplamına eşittir" diyor. Serdar Turgut'un Akşam Gazetesi'ndeki yazılarında konuyu ABD'nin "Yeni Dünya Düzeni" ile ilişkilendirmesi ise komplo teorisi sevenler için yeni bir ışık olarak algılandı. Turgut'a göre, ABD Marduk bilgisini gizliyor ve gelen Büyük Kaos öncesi yarattığı küçük kaoslarla kıyamet gününü yara almadan atlatmayı planlıyor. Irak'a saldırması ABD'nin su ve enerji kaynaklarını kontrol etme çabasından başka da bir şey değil. Burak Eldem'e göre aceleleri ve panikleri olanlar, ABD'de "küresel elit" denilen özellikle Bilderberg, Kurukafa ve Kemik örgütü olarak bilinen gizli organizasyonlar. ABD Başkanı George W. Bush da Eldem'e göre bu örgütün bir üyesi. Dolayısıyla Marduk'la ilgili bilgileri bu küçük ve etkili organizasyonlar biliyor ve bunun için dünyayı şu an için kaosa sürükleyen önlemler peşindeler. Amaç, yaklaşan Büyük Kaos döneminde kontrolü elden kaybetmemek ve hakimiyetlerini yitirmemek. Çünkü her Marduk yaklaştığında egemen güçler tarihten silinmiş.

YENİ "DÜNYANIN SONU" TEORİSİNİN MİMARI BURAK ELDEM:

"Marduk yüzde 99.9 geliyor"

• Bilinmeyen gezegen Marduk'tan bahsediyorsunuz. Bu bilgi resmi mi?

Kurumlaşmış bilim, şu anda böyle bir şeyi kabul etmiyor. Ama 1930'dan beri bir sürü ciddi bilim adamı Gezegen X diye bir şey arıyor. Plüton bulunduğunda önce Neptün ve Uranüs'ün yörüngelerindeki bozulma bu gezegen olabilir diye seviniliyor ama Plüton'un gezegen bile olmadığı anlaşılıyor. Bu konuda araştırmalar var.

• NASA'nın bu bilgiyi sakladığı iddiası söz konusu mu?

NASA'dasınız böyle bir şeyi tespit ettiniz, ne yaparsınız? Geçen ay göktaşı çarpma ihtimalinden söz edildi, kime, hangi prosedürde haber verme gibi bir panik yaşamışlar.

• Siz 2012 tarihinin dünyada büyük bir değişim yaratacağına inanıyor musunuz?

Öyle olacağını düşünüyorum. Hiçbir zaman da çıkıp eminim, asla yanılmam diyemem. Yüzde 99.9 böyle olacağını düşünüyorum.

• Nerden çıktı bu konuda araştırma yapmak?

Marksist kökenliyim, bilim benim için çok önemli. Benim aklımda hep kayıp kıta Atlantis, Mayalar falan vardı. Mayalar garip bir toplum, akıllara zarar bir astronomi bilgileri var. Bir takvim yapılmış, bugünküne yakın hassasiyette. O takvimin uzun hesap bölümünü incelerken, içinde bulunduğumuz çağın başlangıç ve bitiş tarihleri veriliyor. Amazon'da kitaplara bakarken 1999 yılında Zecharia Sitc-hin'in kitapları çıktı karşıma. Bir gezegen daha var. 3600 yıl denilen süreç budur falan diyor. Ben birdenbire ürperdim. 1650 civarında bir katastrof olduğunu bulmuştum. 1650 ile 2012 arasında 3661 yıllık bir dönem var. Hint kozmolojisinde de 3661 yıllık bir döngü olduğunu öğrendim. 10. gezegen meselesi birdenbire ilgimi çekti. 2012'nin gezegenin geri dönüşü olma ihtimali çok yüksek olduğunu gördüm. Mayalar'ın 2012'yi bitiş tarihi olarak işaretlemelerini duyduğumda da çok şaşırmıştım.

• Dünyanın sonu olarak mı işaretlemişler?

Hayır 5. çağın sonu olarak. Yeni bir çağ başlayacak. Ama ciddi afetler olacak, bir sürü insan ölecek. O afetler öyle bir etkiye yol açacak ki, hiçbir çağ bir öncekine benzemiyor. Diğer yandan 2000 ve onu izleyen yıllarla ilgili tek tanrılı dinlerin kaynaklarında da İsa'nın geri dönüşü beklentisi var.

• Marduk belirtileri ne zaman başlayacak?

Yavaş yavaş yaşıyoruz. Çok fazla gösterge var. 80'den itibaren başlamış, 90'ların sonlarında hızlanmış, göstergeler var.

• Neler bunlar?

Schuman rezonansı var. Dünyanın ürettiği manyetik akımla atmosferin iyonosfer tabakasındaki şimşekler gibi elektrik atlayışları belli bir şey oluşturuyor. 7.8 gibi bir frekansı olduğunu saptamışlar. Bilim adamları bunun çok önemli hatta dünyada yaşam ne zaman ortaya çıktı gibi bir soruya yanıt verecek olan bir bulgu olduğu düşünülüyor. Yıllarca ölçümler çok iyi gidiyor. Bunun da sabit bir sayı olduğu düşünülüyor. Fakat 80'den sonraki ölçümlerde gariplikler ortaya çıkıyor, frekans yükseliyor. 9'a çıkmaya başlamış. Kamuya açıklanması da durdurulmuş. Bilim adamları o konuda içe kapanmışlar. Bağımsız bilim adamları dar olanaklarla da olsa bu ölçümleri yapıyorlar, bunların iddiası şu anda frekansın 11 düzeyine çıktığı. 2012'de 12'yi geçeceği. 2012'de bir şeyler olacağının göstergeleri diyorlar. İkincisi feci bir iklim değişikliği kapıda. Korkunç şeyler yaşayacağız. Dünyada daha önce de yaşanmış, uygarlıkları dümdüz etmiş. Kofi Annan bile geçenlerde çıktı "İlk sinyalleri var, iklim değişimini durduramazsak çok kötü olacak" dedi. Şu andaki veriler çok korkutucu. 2004 bahar, yazı dahil olmak üzere çok yakın bir tarihte bir iklim değişimi kapıda. Pentagon raporu ortalığı sarstı. Bunun hazırlığını yapıyor bu adamlar. ABD, 6 yıldır kuraklık yaşıyor. Ekonomisi zaten batak. Asya'da birçok toplum kuraklık ve izleyen kıtlık yüzünden açlık yaşamaya başladı.

Su kaynaklarını ve her türlü enerji kaynağını elde tutmak çok önem kazanıyor artık. İnsanların bundan korunmasını sağlayacak birtakım önlemler alınması gerekiyor. Dünyayı kontrol eden güçler bunun önlenemeyeceğini anladılar ve en az zararla atlatıp, önemli olan kendimizi kurtaralım ve ipler bizim elimizde olsun pani-ğindeler.

• Başka belirtiler var mı?

Jeolojik hareketler, volkanik hareketler. Venüs gezegeninin periyodik hareketleriyle ilgili bir konu var, önümüzdeki 8 Haziran'da yine olacak. Dünya ile Venüs güneşe göre aynı yönde kaldıklarında dünyadan bakıldığında Venüs güneşle her zaman aynı hizada olmuyor. Ama 100 küsur yıl gibi aralıklarla tam güneşin ortasından geçiyormuş gibi görünüyor. Bu, astronomide önemli olaylardan biri. 8 Haziran 2004'de 1. Venüs geçişi yaşanacak. 2012 6 Haziran'ında 2. Venüs geçişi yaşanacak. Bu 8 yıl, bir anlamda beni ürpertiyor. Venüs geçişlerinden haberdar bunlar. Belli bir önem de kazanıyor. Marduk'u büyük afetlerin tetikleyicisi olarak düşünürsek, nasıl önlemler alınacağı, politikaların ayarlanması, stratejilerin belirlenmesi yönünde bir Amerikan politikası var ortada. Türkiye'ye dünya kadar Amerikan askeri konuşlandırılıyor, Irak operasyonu yapılıyor, Amerikan üsleri bu bölgede kuruluyor. Olana bitene akıl sır erdirmek mümkün değil.

Marduk'un son randevusunda ne oldu?

1. Depremler, toprak kaymaları ve adından gelen iklim değişiklikleri, İndüs Vadi-si'ndeki Harappa kentlerini yerle bir etti ve yaklaşık İ.Ö. 1650'den itibaren bir uygarlığı tarihten sildi. Aradan yüzyılı aşkın bir süre geçtikten sonra Harappa'nın mirasını bölgeye egemen olan kuzeyli göçebeler üstlendi.

2. Mısır, bir dizi korkunç doğal afetle güçsüz düştü, doğudan bölgeye akın eden Hiksoslara direnemedi. İ.Ö. 1640'ta Hiksos yağması bittikten sonra Aşağı Mısır'da ikincil mısırlı unsurlarca 15. Hanedan kuruldu.

3. Ege'nin güçlü Minos uygarlığı, büyük depremlerle başlayıp, volkanik patlamayla noktalayan bir dizi büyük afet yaşadı, Girit'te saraylar yıkıldı. Kıbrıs'ın ticaret kentleri harabeye döndü, Doğu Akdeniz kıyılarından Nil deltasına dek birçok bölgeyi tsunamiler vurdu.

4. Bütün Yakındoğu ve Asya, izleyen yıllarda iklim değişiklikleri ve buna bağlı kıtlıklarla sarsıldı, volkanik kış yaşandı.

5. Peru'da Caral yakınlarında kurulan Mısırlılardan yüzyıllar önce dev piramitler inşa eden ve kalabalık, gelişmiş kentler yaratan bu gizemli uygarlık, İ.Ö. 1650 sonrasında tarihten bütünüyle silindi.

6. Mayaların ataları olan Olmeklerin gizemli uygarlığı, İ.Ö. 1600'lerde başladı. Onun öncülü olan La Venta kültürünün ilk yaratıcılarıysa, iz bırakmaksızın ortadan yok oldular.

7. Çin'in güçlü Xia Hanedanı on yedinci yüzyılda aniden çözülüp dağılırken, yerini Şang hanedanı aldı. Bu dönemde Çin'de ve Orta Asya'da ciddi iklim değişiklikleri ve çölleşmeler olduğuna dair bulgular var.

2012 'de neler olacak ?
external image a23.JPG Marduk, ikinci Nuh Tufanı'nı yaşatacak
'12. Gezegen Marduk' kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin, Marduk'un 2010'lu yıllarda dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir 'Nuh Tufanı'nın' daha yaşanacağını iddia ediyor. Marduk gezegeninin yörüngesinin uzunluğu nedeniyle ancak 3 bin 600 yılda bir dünyayı ziyaret edebildiğine inanılıyor.
Sümerler tarafından 'Nibiru' olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor.
Maya takvimine göre, 2012 yılında dünyaya yakınlaşacak olan Marduk'un, tıpkı 13 bin yıl önce olduğu gibi dünyaya felaket getireceği öne sürülüyor. external image a26.JPG
Dünyada Nuh Tufanı benzeri yeni bir felakete yol açacağını öne sürdüğü, '12. Gezegen Marduk'u 'meşhur eden' ünlü Rus araştırmacı-yazar Zecharia Sitchin, SABAH'a konuştu. Gezegenin 2010'lu yıllarda dünyaya yaklaştığında büyük bir felaket yaşanacağını söyleyen Sitchin, "Balık burcu çağı bittiğinde, Marduk kapımıza dayanmış olacak. Daha önce geldiğinde Nuh Tufanı yaşanmıştı" diye konuştu. Zecharia Sitchin sorularımıza çarpıcı yanıtlar verdi.
* Kitaplarınıza da konu ettiğiniz, bilinmeyen bir gezegenin 2012 yılında dünyamıza çarpacağı yönündeki tartışmalarhakkında ne söyleyebilirsiniz?
'X gezegeni' adını da verebileceğimiz bu gezegenin uzun ekliptik yörüngesi her 3 bin 600 yılda onu dünyamıza yakınlaştırıyor ve dünya üzerinde felaket etkisi yaratıyor. Gezegenin en büyük felaketi ise 13 bin yıl önce gerçekleşen büyük tufandır. Buna "Nuh Tufanı" denmesinin nedeni de İncil'de ve Sümer yazıtlarında bahsinin geçmesi. İnsanoğlu kurtuldu çünkü tufanın kahramanı bir gemi inşa etti ve Ağrı Dağı'nın zirvesine erişti. Bu bağlamda Marduk'un neden olduğu felaketin, Türkiye ile bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz.

1983'TE TELESKOPLA GÖRÜLDÜ

* Hangi uygarlıklar bu gezegenden haberdardı?
Bu konu hakkında ilk bilgi sahibi olan Sümerlerdi. Ayrıca Babiller, Hititler ve Asurlular gezegenden haberdarlardı. Sümerler gezegeni 'Nibiru' Babiller ise tanrıların ismi olan 'Marduk' olarak adlandırdılar. Mısır ve Filistin'de gezegen 'kanatlı yuvarlak' olarak tarif ediliyor. İstanbul ve Ankara'daki arkeoloji müzelerini gezenler, yüzlerce yıllık birçok yapıt üzerinde bu sembolü görebilirler.

* O zaman neden kitabınızda bu gezegen '12. gezegen' diye yer alıyor ve neden 'bilinmeyen' olarak nitelendiriyorsunuz?
Sümerler bu gezegeni, güneş sistemimizde güneş, ay ve bilinen 9 gezegene ek olarak algıladılar ve güneş sisteminin 12. üyesi olarak kabul ettiler. Bununla beraber Akatlar şimdi Berlin müzesinde yer alan silindir bir mühür üzerinde güneşin merkezde olduğu ve bütün gezegenlerin gösterildiği bir güneş sistemi resmetti. Bu gezegen uzun ekliptik yörüngesi yüzünden teleskoplarla görülmüyor. Fakat 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu onu görmeyi başardı.
06.04.2005- SABAH

ZECHARİA SİTCHİN ve 2012
external image a27.JPG Bir zamanlar dünyamızda yaşamış olan üstün bir ırkın varlığını açıklayan son derece şaşırtıcı kanıtlar, artık gün ışığına mı çıkıyor? Yıldızlardan gelen ziyaretçiler yüz binlerce yıl önce dünyamıza gelip değerli bir türü ortaya çıkartacak olan genetik tohumu mu ektiler?
Otuz yıllık yoğun bir araştırmanın sonucu olan 12 Gezegen ve devamı olan Zecharia Sitchin’in tartışmalar yaratan Dünya Tarihçesi dizi halinde ülkemizde de yayınlanıyor. Bu kitaplarda insanoğlunun dünya dışındaki atalarının varlığı hakkında kanıtlar ileri sürülüyor.
  • Dünyanın göksel ataları mı vardı? Varsa onları kanıtlayacak belgeler yeterli mi? Yoksa daha başka belgeler ve kanıtlarda mı ortaya çıkacak…
  • Irkların değişiminde bilmediğimiz kozmik müdahaleler mi var?
  • Maymunumsudan insana nasıl geçtik?
  • Sümer, Babil, Asur, Aztek, İnka, Maya ve ünlü piramitler hangi sırları taşıyor?
*
*
Bu soruların yanıtları hepimizin merak konusu. Bu tip konuları araştırmak isteyen geniş mantaliteye sahip, özgür insanlar için kaçırılmayacak bir fırsat Sitchin’in kitapları… Üstelik Türkçe'sini bulmak da mümkün…
Zecharia Sitchin 12 Gezegen adlı eserinde dünya tarihçesiyle ilgili olarak şunları söylemiş;
external image a24.JPG " Geneline bakıldığında, MÖ. 11.000’lerde başlayan çağı Orta Taş Devri değil de Evcilleştirme Devri diye adlandırmak daha uygun olacaktır. Sadece 3600 yıl içinde, ki sonsuz başlangıç açısından bakıldığında bir gecede sayılır, insan bir çiftçi oldu ve yabani bitkiler ve hayvanlar evcilleştirildi. Derken, yeni bir çağ başladı. Bilginlerimiz bunu Yeni Taş Devri (Neolitik) diye adlandırır ama bu terim, MÖ. 7500’lerde çömlekçiliğin ortaya çıkışı olan ana değişiklik nedeniyle hiç de uygun değildir.
Bilginlerimiz için hala anlaşılmaz olan, ama tarih öncesi hikayemize devam ettikçe ortaya çıkacak sebepler yüzünden, insanın uygarlığa doğru yürüyüşü, MÖ. 11.000’lerden birkaç bin yıl sonra, Yakın Doğu’nun yaylalarıyla sınırlanmıştır. Kilin birden çok amaç için kullanılabileceğinin keşfi; insanın dağlardaki evinden daha aşağıya, çamurla dolu vadilere inişiyle aynı zamana rastlar.
MÖ. yedinci bin yılda, Yakın Doğu’nun uygarlık yarım dairesi çok sayıda araç gereç, süslemeler ve heykelcikler üreten kil veya çömlek kültürleriyle kaynamaktadır. MÖ. 5000’lerde Yakın Doğu süper kalitede ve şahane tasarımlarla kil ve çömlekçilik nesneleri üretiyordu.

external image a25.JPG Ama ilerleme bir kez daha yavaşladı ve MÖ. 4500’de, arkeolojik kanıtlar göstermektedir ki, gerileme her yanda mevcuttu. James Melaart’a göre “Kültürde genel bir fakirleşme vardı”; bazı kazı alanları “yeni fakrı zaruret döneminin” izlerini taşırlar. İnsan ve kültürünün gerilemekte olduğu açıktır.
Derken, birdenbire, beklenmedik, izah edilemeyen bir biçimde, Yakın Doğu hayal edilebilecek en büyük uygarlığın, bizimkinin köklerinin de sıkı sıkıya bağlı olduğu bir uygarlığın doğuşuna tanık oldu. Gizemli bir el, bir kez daha insanı gerileyişinden çekip çıkarmış ve onu çok daha yüksek bir kültür, bilgi ve uygarlık seviyesine yerleştirmişti."
Biraz uzunn ama ben hepsini okudum
Big Grin
Big Grin


external image aztec_calender.jpg

Bilinen yaşamın sonu, Dünyanın sonu 12. gezegen olarakda bilinen efsanevi mardukdan mı geçiyor. 21 Aralık neden bu kadar önemli, Mayaların takvimi neden 2012 de bitiyor, Gezegenlerin hepsinin bir hizaya 2012 de geçecek olması rastlantı mı, Nasa'nın 1930 da keşfedebildiği pluton gezegenini 5000 sene önce keşfeden Sümerliler Marduk konusunda yanılıyor olabilirler mi ? ... Hepsi ve daha fazlası Eskikent ekibi tarafından sizler için araştırıldı.

21.12.2012

MAYA TAKVİMİ
Uzun Sayım Takvimi ( sözlükte c maddesi ) :

Maya takvimini kanıta dayalı veya inanca dayalı olarak yorumlamanın pratik sonuçlarına gelmeden önce zamanın doğasını ve Maya takvimini özel kılan şeyin ne olduğunu ele almamız gerekiyor. Diğer bir deyişle Maya takvimi ile ilgilenmek için nedenlerimiz olup olmaması önemlidir. Neden diğer tüm takvimlerden farklı olarak Maya takviminin bir son tarihi var? Bunun cevabı, Maya takviminin diğer takvimlerden tamamen farklı bir tür zamanı ifade etmesidir. Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar ve sürekli devam eden bir zaman algısı getirirler. Ölçülebilir mekanik zamanı tarif ederler ki bu zamanın Eski Yunanlıların Chronos dedikleri yönüdür. Aslında modern dünyada zamanın tanınan tek yönü budur. İster ayın, ister dünyanın döngüleri olsun, isterse yalpalama döngüsü olsun, bu döngüler önümüzde ki milyarlarca yıl boyunca devam edecekler ve bu yüzden bu döngülere dayanan takvimlerin sonra ermesi için bir neden yoktur. Maya takviminin ise bir sonu olduğundan bunun mekanik zamandan farklı bir zaman türüne dayandığı ortadadır ve dolayısıyla son tarih konusuda bilince dayalı zaman çerçevesi içinde tartışılmalıdır. Bilince dayalı zaman Eski Yunan’da Kairos olarak bilinirdi ve dolayısıyla biz bunun kaynağının ne olduğunu sormalıyız. (7)

Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz. Aksine Palenque’de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır..........Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadır.........Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı, modern bilim tarafından ancak 2003 yılında bulundu. Onun gerçekliğinin artık kanıtlanmış olması ve sadece bir sembol veya mit olmaktan çıkması bizim tüm varoluşu anlayışımızda bir devrim çağrısıdır..........Pek çok insan Maya takvimi sona ererken kuantum sıçramaları bekliyor ve bunda da haklılar. (7)

MAYA TAKVİMİNİN SON TARİHİ
2012 Kesinlikle boş bir tarih değil ama..

Takvimin son tarihi 21 Aralık 2012 veya 28 Ekim 2011. Yaygın inanış 2012 ! ama bu daha medyatik ve özel bir tarih. 2011 için ve 2011 i savunanlar için bir Dünyanın sonu senaryosu yok. Felaket sever insanoğlu için bu yüzden 2012 ye inanmak daha keyif verici. Açıkcası aynı şeyi -farketmişsinizdir ki - bizde ( eskikent.net ) yapıyoruz. 2012 sihirli bir tarih ve ilgi çekici. Yinede sadece ilgi çekici diye kimseyi yanlış yönlendiremeyiz, korkutamayız ya da endişe içine sokamayız. 2012 kesinlikle boş bir tarih değil. Üstelik daha ilgi çekici diye yanlış bir tarih olduğu anlamınada gelmiyor.
Nasa son günlerde özellikle merak ve endişe uyandıran bu tarih konusunda açıklamalarda bulundu. Açıklamada Maya takviminede yer verildi ve 2012 de sonlanması hakkında..
Maya uygarlığı çok zekiydi. Karmaşık bir takvim geliştirdi. Dünyanın bu zamana kadar varlığını sürdüreceği öngörülmediği için 2012’de sonlandırdı. Sözlerine yer verildi.
Oysa 21.12.2012 tarihi Maya uygarlığının 2013 ü ön göremediği bir tarih olmaktan ziyade, her 11 yılda bir olan güneş fırtınalarının ve 5000 yılda bir gerçekleşen gezegenlerin bir hizaya dizilmesi durumunun çakışma tarihi olması, Nasa yetkilisinin beyanının geçiştirme olduğu izlenimini yaratıyor. Aynı açıklamada bu gezegenlerin bir araya dizilmesi durumununda bir tehlike yaratmayacağı belirtiliyor.
Gezegenlerin aynı düzleme gelmesi de özel bir çekim alanı yaratmaz. Güneş fırtınaları her 11 yılda olur. Şimdiye dek dünyada bir canlıya zararı dokunmadı.
Konu ile alakalı Nasa kendi internet sitesinden yaptığı aynı açıklamada yine daha önce yaptıkları bir açıklamaya açıklık vermek için şu soru-cevap dialoğunu kullanıyor.
Ama güneş fırtınalarının Amerika’yı 1 ay felç edeceği söyleniyor? Kaynakları da NASA. Bu nasıl oluyor?
Araştırma en kötü senaryoya göre hazırlandı. Ancak basın bunu olacak gibi verdi.
Takvim konusundan hızlıca girdik ama maya uygarlığından da bahsetmek muhakkak gereklidir.

Kısaca MAYA UYGARLIĞI

Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür (1).
M.Ö. 10.000 ( Tartışmalı olarak ) yıllarında kurulan medeniyet, Hernán Cortés'in ( İspanya adına Meksika'yı fetheden denizcidir ) 1542’de bölgeye ayak basmasından itibaren birçok başarısız girişimden sonra, nihayet 1697'de son Maya ve Orta Amerika kentleri de istila edildi.

Arkeologlar tarafından pek rağbet görmeyen bir görüş de James Churchward tarafından ortaya atılmıştır. Churchward’a göre Mayalar yaklaşık 12.000 yıl önce Büyük Okyanus’un sularına gömülmüş efsanevi Mu kıtasından bu kıtaya göç etmiş bir halkın torunları olduğu yönündedir (1).
Gökbiliminde son derece ileri olan maya uygarlığı "tropikal yıl"ın süresi saptanabiliyordu, takvim konusunda günümüzde kullanılanlar kadar kesin sonuçlar verecek sistemlere ve tutulma tablolarına sahip bulunuyorlardı. (1)
Mayalar kadar 2012 yılını önemli bulan bir başka medeniyette Astronomi konusunda da Mayalar kadar büyüleyici bir düzeyde keşifleri olan SÜMERLER dir.

external image 1.jpg
SÜMERLER

M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.
60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler. (3)
Sümerler Uranüs, Neptün ve Pluton’u keşfetti. Ama dünyanın güneşin etrafında döndüğünü anlayamadılar. (2)( Nasanın açıklaması )

Bir Soru : Beş bin yıl önceki Sümer uygarlığı, bizim ancak 1930 yılında, o da teleskopla keşfedebildiğimiz, gözle görülmesi mümkün olmayan Pluton gezegeninin varlığını nereden biliyordu? Nasıl bilebilirdi? (6)

external image marduk31.jpg
Marduk ( Diğer isimleri ile Nibiru,Ixion, 2001 KX76, Planet X )
Dünyanın sonunu getirecek olan gezegen.
Bu; dini kitaplarda da bahsedilen, kadim uygarlıklara kadar uzanan, teorinin bağlandığı gezegen 'Planet X' NASA tarafından önce 10. Gezegen olarak kabul ediliyor, daha sonra ismi Ixion olarak tescil ediliyor.(5)
Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olup, 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı iddia edilen gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır. (4)

Marduk 2009 yılının Haziran ayında NASA tarafından yapılan bir açıklamada gezegen olmadığı bildirildi. Bu zamana kadar NASA bu konuda hiçbir açıklama yapmamıştı. Yapılan açıklamada Marduk'un bir gezegen değil, "Gaz Bulutu" olduğu ve dünya için hiçbir risk taşımadığı bildirildi.(4)
Sümerliler bu gezegene Nibiru diyorlardı.

Marduk ve 2012 ( Engin Ardıç'ın 2005 yılındaki Akşam gazetesi yazısından düzenleme )

Marduk ile 1999 yılında tanıştım. Altı sene geçmiş. Yok, daha önceleri de, hem de uzun yıllardır 'ezoterizm (a)' denilen meseleye meraklıydım.
Türkiye'de az kişinin bildiği Louis Pauwels, Jacques Bergier, Gerard de Sede, Rene Guenon, hatta Tom Lethbridge gibi herifleri bir tamam okumuştum (efendim 'lisan' da biliyoruz ya ayıptır söylemesi)... Sonra bunlara Robert Bauval, Graham Hancock, Michael Baigent gibi araştırmacılar da eklendi.
Bu adamlar, dünyamızda ünlü Nuh tufanından önce bambaşka bir uygarlığın varolmuş ve o amansız felaketle ortadan kalkmış olduğunu iddia ediyorlardı. 'Gizemciler' denilen bütün o esrarlı çevrenin çalışmaları da, bu eski uygarlıktan bize kalmış bir takım ipuçlarının, zaman içinde şekil değiştirmiş, efsaneye dönüşmüş bir takım izleri, kırıntılarıydı...

external image atlantis705.jpg
Atlantis, piramitler... vs

Hatta, Lethbridge tam bu konuyu araştırdığı ve bomba gibi patlayacak bir kitap yazmaya hazırlandığı sırada, sonradan pek ünlenecek Erich von Daeniken daha önce ve daha uyanık davranmış, gene o pek ünlü 'Tanrıların Arabaları'nı yazarak bombayı kendisi patlatmış, (yıl 1967), Lethbridge'in yakın dostu olan ve bu konularda epey eser vermiş Colin Wilson öyle anlatıyor.
Masonların da bunları bildikleri ve bu sırrı sakladıkları ileri sürülüyor.
Internet'i ve orada faaliyet gösteren ünlü 'amazon.com'u da yeni keşfetmenin verdiği heyecanla bu tür sitelerde ve içlerinde geziniyordum Zecharia Sitchin adında bir adamla tanıştım.
Orta yaşlı bir Yahudi'ydi bu. Konuyla ilgili de tam sekiz kitap yazmıştı! İstanbul'a da gelmiş gitmişliği vardı.
Okudukça da dehşete kapıldım.
Sitchin, yalnız eski İbranice'yi değil, Sümerce, Akadca, Asurca, bu arada eski Mısırca'yı da bülbül gibi bilen çok derin bir adamdı.
Yalnız Tevrat'ı değil, hemen bütün eski kil tabletleri, bunlarda yazılı destanları falan da okumuş (başta Gılgamış) ve şu sonuca varmıştı: Mitolojilerde hep 'tanrılar' diye geçen ve bizim de 'pis putperestlerin saçmalıkları' diye burun kıvırdığımız, ciddiye almadığımız varlıklar gerçekti, ve bunlar bilmediğimiz ama yakın ve gerçek bir gezegenden gelmişlerdi. Bu gezegen uzak bir galakside değil, bizim kendi güneş sistemimizdeydi.

Ama biz bunun farkında değildik.
Bilmiyorduk, çünkü yörüngesi, yani güneşin çevresinde bir tam dönüşü bizim ölçümüzle 3661 yıl sürüyordu.
Sistemin dışına çıkıyor, çok uzaklara gidip elbette geri geliyordu.
Bunu ancak binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın (başta Sümer uygarlığı) bırakmış oldukları bazı ipuçlarından anlayabiliyorduk. Üstelik atalarımız neyin ne olduğunu tam anlayamadıklarından meseleyi 'mitolojiye' dönüştürmüşler, söylence şekline sokmuşlar, bize öyle aktarmışlardı. Yani, birtakım yazıları ve yazıtları 'doğru deşifre etmek' gerekiyordu.
Atalarımız bu gezegende yaşayan ve bize de uğrayan üstün yaratıklardan korktukları ve çekindikleri için onları, haşa sümme haşa, 'tanrı' sanmışlar, saygıda ve sevgide kusur etmemişlerdi...
Bu gezegen, güneş sistemimizin doğal bir üyesi değildi. Sisteme dışarıdan girmişti, yörüngesi de bildiğimiz bütün gezegenlerin aksine, ters yöndeydi. Pluton hariç hemen bütün gezegenlerin ortak dönüş düzeyine, yani 'ekliptik' dediğimiz plana da doksan derece dikti. Dolayısıyla, duruyor duruyor, yani bize duruyormuş gibi geliyor, birdenbire göklerde beliriveriyordu. Güney yönünde.
Dünyadan çok daha büyük, kızıl renkli bir gezegen.
3661 yılda bir geliyor, Jupiter ile Mars arasında bulunan 'asteroid kuşağı' bölgesine sokuluyor, oradan dönüp gidiyor. Bize fazla yaklaşmıyor.
Fakat kütlesi çok büyük olduğu için, çekim gücü her seferinde bizim burada (yani dünya gezegeninde) amansız depremlere, yanardağ patlamalarına, tsunamilere, sel baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor ama pir geliyor, bizi mahvedip gidiyor.
İşte ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış.
Zecharia Sitchin, bütün bunları uydurmuyor.
Mezopotamya yazıtlarını okuyunca bu kanıya varmış.
Bu gezegen, daha doğrusu bunun uydularından biri, eski geçişlerinden birinde, asteroid kuşağının yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış, kopan büyük parça bir süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs'ü oluşturmuş, geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri, yani küçük parçacıkları...
Masonların sakladıkları sır da buymuş işte!
Bu konu ilginizi çektiyse... Sitchin'in bazı eserleri, sanırım ilk ikisi ya da üçü, dilimize çevirildi. (2004 itibari ile ) 'On İkinci Gezegen' isimli kitabından başlayarak okuyunuz. Siz başlayın, o arada diğerlerini de tercüme edecekler.
Yok daha derli toplu bilgi edinmek istiyorsanız, konunun Türk uzmanı Burak Eldem'in '2012: Marduk'la Randevu' isimli eserine başvuracaksınız.
Ve fakat neden mi 2012?
Çünkü, hesaba göre, bu gezegenin güneş sistemimizde birdenbire belirmesi ve canımıza okuması, 2012 yılında bekleniyor!
Gördüğünüz gibi depremler, tsunamiler falan da ufak ufak artıyor ha...
Hesap yanlış olabilir tabii. Bilemem.
Ayrıca bilim adamları, 'böyle saçma şey olmaz, bu büyüklükte bir gezegen yaklaşmakta olsaydı şimdiye kadar görmüş olmamız gerekirdi' diyorlar... Fakat...
1984 yılında, Amerikan uzay araştırma ve çalışmaları dairesi ünlü NASA, Pluton dolaylarında, güneş sistemine 'girmekte olan' büyük bir gökcismi keşfetti... Bunun doğal bir gezegen mi yoksa yapay bir uzay gemisi falan mı olduğu anlaşılamadı...
Söz konusu cisim, 'spektral' analizde koyu kırmızı renk veriyordu!
Konu bir süre örtbas edildi.
Fakat Marduk'un kırmızı olduğunu da Sümerliler söylemişlerdi! Aslında Marduk bu gezegenin Babil dilindeki söylenişiydi, Sümerce adı Nibiru, oradan gelenler de Anunnaki.
Peki, bütün bunlar palavraysa, acaba Sümerliler niçin bildikleri gezegenleri hep yaptığımız, alıştığımız şekilde içeriden dışarıya, yani güneşe en yakın Merkür'den başlayarak Pluton'a doğru değil de, dışarıdan içeriye, yani güneşe en uzaktan başlayarak sayıyorlardı?
'Bir şeyin' ve birilerinin geliş yolunu mu izliyorlardı yoksa?