DEMOKRASİ ve İNSAN HAKLARI
Yard.Doç.Dr.M.Metin ARSLAN* A. TEMEL KAVRAMLAR






external image images?q=tbn:ANd9GcRQJOvZq2t12KvDaPBlQgySJ8cPYW9VpdrmXc1TcqfRy3ZbO3zw





Temel Haklar
Hak, düzenleyici (objektif) hukuk kurallarının bireylere tanıdığı bir ayrıcalıktır. Geniş anlamda ifade edilecek olursa, bir şeyi yapmak ya da başkalarından belirli bir biçimde davranmayı ya da bir şeyi yapmayı isteme yetkisidir. Hakkın sınırları, kullanılması ve korunması hukuk düzeni ile sağlanır.
Haklar, kamu hukukuna dayalı haklar ve özel hukuka dayalı haklar olmak üzere ikiye ayrılır. Kamu hukukuna dayalı haklar, vatandaşı devlete karşı koruyan haklardır. Özel hukuka dayalı haklar ise, bireylerin yararlarını ön plânda tutan herkesin eşit olarak yararlandığı haklardır.
Temel haklar kamu haklarıdır. Temel haklar, insan haklarının gelişim süreci göz önüne alınarak dört grupta incelenebilir:
1. Grup Haklar: Kişisel Haklar (Negatif Statü Hakları)
17. ve 18. yüzyılda kazanılan bu haklar, aydınlanma çağı düşünürlerinin büyük ölçüde fikrî desteğine dayalı olarak biçimlenmiştir. 19. yüzyılın başlarından itibaren önce Avrupa ülkelerinin, sonra bütün uygar ülkelerin anayasalarında ve yasalarında yer almıştır. Devleti sınırlandıran bu haklar, bireye devletin, toplumun ve üçüncü şahısların dokunamayacağı özel, bağımsız bir eylem alanının sınırlarını çizer. Devlet bireyin özel alanına giremez. Ancak düzenleme yaparak Özgürlüklerin kısıtlanmasını kolaylaştırır.
Birinci kuşak insan hakları olarak da nitelendirilen bu haklar; yaşama ve koruma, özel yaşamın gizliliği, düşünceyi yayma, din ve vicdan, haberleşme, yerleşme, seyahat, bilim ve sanat haklarıdır.
2. Grup Haklar: Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar (Pozitif Statü Hakları)
insanlar, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ikinci yarısı arasında ekonomik, sosyal ve kültürel haklar elde ettiler. Bu hakların elde edilmesinde 19. yüzyılda Avrupa'ya yayılan sanayi devriminin etkisi büyüktür. Sanayi devriminin yarattığı sonuçlar nedeniyle; işçi sınıfının siyasal ve sosyal eşitsizliklere tepkisi, karşı koyması bu hakların kazanılmasında etkili olmuştur. Bu haklarda "sosyal eşitlik" düşüncesi vardır.
Ikinci kuşak hakları da denilen bu hakların tanınması ve anayasalara girmesi 20. yüzyılda gerçekleşti. 20. yüzyılda insanlık, Birinci Dünya Savaşı ve ikinci dünya Savaşı denilen iki büyük felaket yaşadı. Bu savaşların sonucunda milyonlarca insan öldü. insanlığın düşünce, bilim ve sanat mirası olan birçok eser yakıldı, yıkıldı ve yok edildi. Dünya büyük bir ekonomik çöküntüye girdi.
20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan bu olumsuzluklar, insan haklarının önemini ve gerekliliğini ortaya koydu. Birleşmiş Milletlerin 1948 yılında kabul ettiği insan Hakları Evrensel Bildirgesi ile insan haklarının kapsamı
" Kırakkale Ünv,Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi


Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notları
genişledi. Birey; sosyal güvenlik, çalışma, sağlıklı yaşama, konut edinme, dinlenme, eğitim ve öğretim gibi ekonomik, sosyal ve kültürel haklara kavuştu.
3. Grup Haklar: Siyasî Haklar (Aktif Statü Haklan)
19. ve 20. yüzyılda oluşturulan vatandaşlık tanımlarıyla, bireyin devlet yönetimine katılmasını ve kamu
hizmetinde bulunmasını sağlayan haklardır. Siyasî hakların tanınması ve anayasalara girmesiyle, geleneksel
demokrasi yapısında değişiklik oldu. Sosyal devlet anlayışı ve uygulamalarıyla siyasal haklar genişledi.
Siyasal örgütlenme, seçme ve seçilme, kamu hizmetlerine girme bu grup haklar arasındadır.
4. Grup Haklar: Çevre, Barış Hakkı (Dayanışma Hakları)
20. yüzyılın son dönemlerinde, teknoloji ve bilimsel ilerlemenin yol açtığı zararlar, dayanışma hakları adı
verilen hakları gündeme getirmiştir. Barış hakkı, çevre hakkı, gelişme hakkı, insanlığın ortak mal varlığına saygı
hakkı dayanışma haklarıdır. Bu haklar, Birleşmiş Milletler tarafından 1982 yılında insan hakları kapsamına
alınmıştır.
Bu hakların gerçekleşmesinde devletin çabası yeterli değildir. Birey ve grupların da çabası gerekir.
Bilim ve teknolojinin kötüye kullanılması olasılığı, insan onurunu zedeleyen bazı uygulamalara yol açabilir. Son yıllardaki biyoloji-tıp alanındaki gelişmelerle insan kopyalamanın Avrupa Konseyi belgeleriyle yasaklanması, bilimin kötüye kullanılmasına karsı insan haklarının korunmasına örnek verilebilir.
• İnsan Haklan
insan haklan kavramı, kişinin sırf bir insan olduğu için sahip olduğu haklar anlamına gelmektedir. İnsan haklan dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklardır. Bir başka deyişle bu haklar, bireylerin yalnızca insan olmalarından kaynaklanan ve hiçbir şekilde elinden alınamayacağı haklarıdır. Bu anlamda insan hakları, insan değerini korumayı ve insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesini amaçlayan üstün kurallar bütünüdür. Zaman içerisinde insan haklarının kapsamı giderek genişlemiştir. Günümüzde, temel haklar yanında birçok sosyal ve ekonomik haklar da insan hakları kapsamında kabul edilir olmuştur. Yaşama hakkı, güvenlik hakkı, köle almama veya zorla çalıştırılmama hakkı, işkence edilmeme hakkı başlıca temel haklardır.
insan, yalnızca biyolojik ihtiyaçlarını gidermeye yönelik davranış gösteren bir canlı değildir. Akıl ve düşünce yetisi nedeniyle insan biyolojik olduğu kadar ahlâkî doğaya da sahiptir, Etik bir varlık olarak insan, biyolojik yaşamını sürdürme ihtiyacı ötesinde onurlu bir yaşam sürdürmeye de ihtiyaç duyar. Onurlu bir yaşam sürdürme ihtiyacı, insanın insan olmak ile kazandığı temel hakkıdır. Bu nedenle etik bir varlık olan insanın onurunu güvenceye alan tüm kurallar insan hakları kapsamına girer. Bu anlayış Birleşmiş Milletler Antlaşması (1945). ve Evrensel insan Haklan Bildirgesi'nin (1948) başlangıç bölümlerinde aynı ifadelerle kabul ve ilân edilmiştir: "insanlık ailesinin bütün üyelerinin özden saygın oluşlarının, eşit ve vazgeçilmez haklarının kabulü dünyada özgürlük, adalet ve barışın temelini oluşturur."
Türk hukukunda da, insan etik bir varlık olarak benimsenmiş ve insan onurunun korunması güvence altına alınmıştır. Bu doğrultuda Anayasamızda "insan haysiyetine aykırı ceza ve işlem uygulanamayacağı", "eziyet, işkence ve angaryanın yasak olduğu" sürekli olarak vurgulanmıştır. Onurlu bir yaşam sürdürme güvencesi, etik bir varlık olarak insanın temel haklarının korunması yönünde bir Ön şart olarak ele alınmıştır.


. Demokrasi Ve insan Hakları Ders Notları
insan doğası, insanın, insan olarak var olabilmesini öngören ahlakî temelini oluşturur. Diğer bir deyişle insan haklarının temel dayanağı insanın ahlâk! doğasıdır. insan haklarına yaşamak için değil, insanca yaşamak için gereksinim duyulur. Uluslararası insan Hakları Sözleşmelerinde belirtildiği gibi, insan haklan insan kişiliğinin özündeki onurdan kaynaklanır. Bu nedenle insan hakları ihlâlleri, o kimselerin gereksinimlerini engellemekten öte insanlığını inkâr demektir.
insan doğası kavramı, insan olarak yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli doğal sınırlan belirler, insan haklarına ilişkin ahlâkî doğa ise, bu sınırlar içerisindeki olanaklardan insanca var olabilme yönünde yararlanmayı anlatır. Bu anlamda ahlâkî doğa, insanca var olabilme yönünde herkesin sahip olması gereken olanaklarda alt sınırlarını belirlemektedir.
insan haklarının evrensellik özelliği bu hakların eskimezlik, değişmezlik ve üstünlük anlamları taşıdığını anlatmaktadır, insan hakları her zaman geçerli ideal özelliklere sahiptir. Bu nedenle, insan hakları tanınıp yasalarla yaptırıma bağlanmış olmasa bile, bu eksiklik onların değerini azaltmaz. Diğer bir ifade ile ahlâkî değer taşıyan insan hakları, bir ülkedeki mevcut yasalar üzerinde yer alır. Bu üstünlük, insan haklarının ülke yasalarını düzeltici, tamamlayıcı işlevlerinde görülür.
Günümüzde insan hakları kuralları antlaşmalar, anayasalar ve yasalarla hukuk kuralları hâline getirilmiştir. Birçok ülke anayasa ve yasalarında insan hakları doğrultusunda uyarlamalar yapmıştır. Böylece, birbirlerinden çok uzakta bulunan ve farklı özelliklere sahip ülkelerde bile insan haklan ile ilgili benzer uygulamalar yapılmaktadır. Diğer bir ifade ile insan hakları evrenselleşmiş ve insanlığın ortak bir değeri hâline gelmiştir.
insan haklarının evrenselliği, bu hakların İnsanlar arasında eşitlik fikrini savunmasında yatmaktadır. İnsan hakları kurallarında "herkes" ve "her vatandaş" gibi kavramların kullanılması, insanlar arasında eşitlik fikrini vurgular. Bu anlatımlarda herkesi, bütün insanları ve zamanları kapsayan bir genişlik, evrensellik fikri vardır. Bu noktadan hareketle insan hakları "yeryüzündeki bütün insanların birbirlerine karşı salt insan olmaktan kaynaklanan ödevleridir" şeklinde tanımlanmaktadır. Evrensellik özelliği nedeniyle insan hakları içerik, zaman ve yer bakımından değişmez özelliklere ve değerlere dayalıdır.
İnsan hakları, insanların onur ve saygınlık sahibi, akıl ve vicdanlı, ahlâki seçim yapabilen, serbestçe davranabilen varlıklar olduğu düşüncesi üzerine kurulmuştur. Bu özelliklerin hepsi veya bazılarının eksikliği, insanların doğuştan kazandıkları hakların ihlâli demektir. Hakları ihlâl edilmiş insan, onurundan uzak yaşamaya zorlanmış demektir. Bu durum bireyin tepkisine neden olur,
insanların sosyal varlık olma özellikleri nedeniyle insan hakları, birey kadar toplumsal yaşam için de önemlidir. Eşitlik ve evrensellik özellikleri nedeniyle insan hakları, insanların bir arada yaşamalarından kaynaklanan toplum yaşamı için de vazgeçilmez öneme sahiptir.
• Özgürlük
özgürlük, insanın serbestçe düşünme ve davranma durumudur. Hukuk düzeninin yasaklamadığı, kişinin başkalarına zarar vermeyen davranışları özgürlük sayılır. 1789 insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlük "başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapabilme" olarak tanımlanmıştır.
özgürlük, diğer canlılarda olmayan insanın doğuştan sahip olduğu doğal haklardan biridir, insan; sahip olduğu düşünme, problem çözme, değer ortaya koyma özelliklerini özgür olursa geliştirilebilir. Bilim, teknoloji, sanat ve düşünme alanlarında yeni ürünler ortaya koyarak insanlığın ortak mirasına katkıda bulunabilir.


Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notları
Uluslar arası belgelerde ve devletin anayasalarında yer alan özgürlükler, birer hak olarak düzenlenmiştir. Buna göre hak, bireyin Özgürlükleri kullanabilmesi için yapılan yasal düzenlemedir. Yasal düzenlemelerle ifade edilen temel özgürlükler şunlardır: Düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, basın ve haberleşme özgürlüğü, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü.
Atatürk "Medeni Bilgiler" adlı kitabında bireye ve bireysel özgürlüğe verdiği değeri şöyle ifade etmiştir:
"Her türlü hakkın kaynağı bireydir. Çünkü, gerçekten özgür ve sorumlu olan varlık, sadece insandır. Bireyin birinci hakkı, doğuştan getirdiği yeteneklerini gelistirebilmesidir. Ancak, bireysel özgürlüğün, ulusun genel çıkarlarının gerektirdiği Ölçüde sınırlanması gerekebilir,"

external image images?q=tbn:ANd9GcQ0nNWRDJ4AJL1aVya0du7rRsl70rYW8-lZ_eNF8hsi6sQsdqd7VA


Günümüzde bütün temel özgürlükler yasal olarak düzenlenmekte ve korunma altına alınmaktadır. Temel özgürlüklerin niteliği Anayasamızda "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez hak ve hürriyetlere sahiptir."(mad.12) hükmüyle belirtilmektedir.
Bir ülkede hak ve özgürlüklerin yasalarla korunma altına alınması yeterli değildir. Bu özgürlüklerden herkesin yararlanabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların da oluşturulması ve yaygınlaştırılması gerekir.
• Demokrasi ve Demokratik Eğitim
Demokrasi, yönetenlerin güçlerini doğrudan doğruya halktan aldığı bir yönetim biçimidir. Demokrasi yönetimlerinde, bir demokrasi kültürünün varlığından söz edilebilir. Bu kültür; kişilerin yönetime ilgi duymaları, başkalarının fikirlerine saygı göstermeleri, sosyal yapıdaki farklılıklara karşı hoşgörülü olmaları, eşitlik ilkelerine bağlı kalmaları şeklinde kendini gösterir.
Demokrasi "halk yönetimi" anlamını taşıdığına göre halkın yönetime ilgisizliği, demokrasi olgusunun özüne aykırıdır. Bunun için demokratik toplumlar demokrasi kültürünü koruma ve geliştirme çabası içinde; her siyasal düşüncenin, her sosyal sınıf ve grubun kendini açıkça ortaya koyabilmesine olanak sağlayacak koşulların oluşturulmasına çalışmalıdır.
Demokrasinin amacı halkın iradesini egemen kılmaktır. Halkın iradesi herşeyin üstündedir.
Demokratik devletler ulusun egemenliğine dayanır. Ulusun iradesi her şeyin üstündedir. Ulusun iradesiyle anayasa hazırlanır, halk oylamasıyla kabul edilir. Bu tür devletlerde kişi hak ve özgürlükleri anayasa ile devletin güvencesi altındadır. Bunlardan düşünce özgürlüğü, siyasî hak ve özgürlükleri, seçme ve seçilme hakkı, siyasî parti kurma hak ve özgürlüğü, grev lokavt hakkı başlıca temel hak ve özgürlüklerdendir.
Demokratik devletlerde kişiler kendilerine tanınan siyasî hak ve özgürlüklerle yönetime katılabilirler. Bunu bir siyasî partiye girmek ya da seçimlerde o partiye oy vermek yoluyla yaparlar. Böylece kişiler istediklerini seçerek devlet yönetimine getirirler. Yöneticiler belli bir zaman için iş başına gelir. Kişiler yönetime gelmek için kendileri de aday olabilirler. Yasama organına üye seçilebilirler.
Demokratik devletlerde yasama, yürütme ve yargı görevleri birbirinden ayrıdır. Demokratik devlet, sosyal gelişmeyi sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alır. Böylece sosyal ve hukuk devleti ilkesiyle eşitlik sağlanmış olur.


Demokrasi Ve İnsan Haklan Ders Notları
Demokratik devletler;
ulus egemenliği,
özgürlük ve eşitlik,
çoğulculuk,
iktidar-muhalefet temel ilkelerine dayanır. Demokrasinin amacı ulusun iradesini egemen kılmaktır. Diğer
devlet yönetimlerinde bu temel öğeler yoktur.
Demokratik Eğitim
Eğitim bireylerin gelecekteki yaşamını şekillendirecek davranışları kazandıracak çok yönlü bir etkinliktir. Bu nedenle bir insan hakkı olan eğitimin, insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde önemli bir yeri vardır.
Eğitimin insan haklan konusundaki en önemli görevi, bu hakların korunmasına yarayan ortak bir anlayış geliştirmesidir. Bu nedenle insan hakları eğitimi, demokrasinin zorunlu koşullarından bindir, insan haklarına önem veren ve bireyin özgürce ve eksiksiz olarak gelişimine olanak sağlayan demokrasi anlayışını, bir yaşam biçimine dönüştürmek ve yaşatmak ancak eğitim süreci içinde gerçekleştirilebilir. Bu anlamda eğitim demokrasinin ön
koşuludur.
Genel olarak eğitim ve özel olarak insan hakları ve demokrasi eğitimi; demokrasiyi siyasal ve toplumsal boyutlarıyla "yaşam biçimi" olarak yerleştirip yaşatmanın temel araçlarından biri ve başlıcası olarak görülmektedir. (Gülmez, 199610-11)
B. İNSAN HAKLARININ KISA TARİHÇESİ
external image images?q=tbn:ANd9GcQmYC7RCVpu3trQ7A8YWiMzAjrB4RP5DTv7Kd4jRbQ_W3fLeydO

insanlık tarihi incelendiğinde, bugünkü yüksek insanlık ülküsüne geçişin pek kolay olmadığı görülür, insanoğlu, kendisinin ve kendisi gibi diğer insanların üstün bir varlık olduğunu, pek yavaş bir şekilde kavramıştır, insan haklarının, insan Hakları Evrensel Bildirgesi öncesi tarihî gelişimi aşağıda incelenmektedir.
Çinli filozoflar {Lao-Tse, Konfiçyus) insanın iç dünyasını araştırmış ve zihinlerde özgürlüğün gereği üzerinde durmuşlardır, özellikle Konfiçyus, insan sevgisini, her sorunun çözümü için baş şart olarak görmüştür. Bu konuda Konfiçyus söyle demektedir: "Eğer insanların hepsi birbirini severse; o zaman güçsüzler güçlülerin avı olmayacak, aza sahip olanlar çoğa sahip olanlarca yağmalanmayacak, yoksullar zenginlerin hakaretine maruz kalmayacak ve saflar entrikacılarca bunalttlmayacaktır". Günümüzde bile ütopik olarak değerlendirilen bu düşünceler Çinli filozofların insan haklan konusunda katettiği mesafeyi göstermek bakımından oldukça ilginçtir. Eski Yunan ve Roma'da filozof ve düşünürler, Çin'deki gelişmeye benzer bir şekilde özgürlük, demokrasi ve serbest düşünce konularında önemli katkılarda bulunmuşlardır.
external image images?q=tbn:ANd9GcRlnToxWwHKdSbZVibFKNJHCpQ2aKW7eRGfOXcWHMs9dKV7S6fkBg
1215 yılında ingiltere Kralınca imzalanan "Magna Carta Libertatum", insan haklarının devlet tarafından kabul edildiği ilk belge Özelliğini taşır. Rönesans hareketinin etkisiyle canlanan aydınlanma, kilisenin istibdadına karşı çıkmayı beraberinde getirmiştir. Katolik kilisesi ile bu kilisenin bağnazlığına karşı isyan eden Protestanlar arasında geçen amansız kavgaların yaşandığı dönem, insan haklarının en fazla çiğnendiği dönemlerden biri olmuştur. 17. yüzyılda yeniden canlanan yenileşme hareketleri, diğer ülkelere de yayılmıştır. Amerikalıların ingilizlere karşı ilân ettikleri "Bağımsızlık Beyannamesi" ve 1789 yılında Fransa'da yayınlanan "insan Haklan Bildirgesi" bu tür gelişmelerin bir sonucudur.
16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da çıkan insan hakları konusundaki yeni fikirler bütün dünyayı etkilemiştir, ingiliz düşünür John Locke (1632-1704), devlet hâkimiyetinin karşılıklı hür bir antlaşma ile meydana geldiğini ileri sürmüştür. Devletin vazifesinin, kişi hürriyeti ile özel mülkiyet gibi temel haklar ile kişilerin ilerlemesini ve refahını

temin etmek olduğunu savunmuştur. Fransız düşünür Montesqueu (1694-1778), kanunu kraldan üstün gören bir anlayışla, kanun yapan (meclis) ile uygulayanı (yönetimi) birbirinden ayırmıştır, insanın ilerlemesini aklın üstünlüğü esasına dayandırmıştır. Bir diğer Fransız düşünür ve eğitimci Jean Jacques Rousseau (1712-1778), devleti, kişilerin kendi iradeleri ile meydana getirdikleri bir oluşum olarak görür. Dolayısı ile devlet, kendini meydana getiren kişilere karşı aykırı bir tutumda olamaz. Devletin görevi kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır, düşüncesini savunmuştur.
I. ve II.Dünya Savaşı boyunca insan haklarında ciddi ihlâller olmuştur. Bu dönemde insan haklarının
uluslararası düzeyde korunması çabaları, yetersiz kalmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında sivil toplumlara karşı
nükleer silâhların kullanılması ve bunun sonucunda pek çok insanın ölmesi, bu dönemde insan haklarının ne
derece ihlâl edildiğinin en çarpıcı örneğidir.
II.Dünya Savaşı sonrası insan hakları konusundaki gelişmeler iki alt başlıkta incelenebilir. Bunlardan biri
Birleşmiş Milletler Örgütü öncülüğünde gerçekleştirilen global (dünya çapında) çabalardır. Diğeri ise Avrupa
devletlerinin kendi aralarında gösterdikleri çalışmalardan oluşmaktadır.

insan haklarının korunması, II. Dünya Savaşı sonralarında kuruluşunu tamamlayan Birleşmiş Milletler örgütü'nün başlıca amaçlarından biri olarak kabul edilmiştir. Bu yönde gösterilen çabalar kısa bir sürede, 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen "insan Hakları Evrensel Beyannamesi" ile amacına ulaşmıştır. Evrensel beyanname ile insan haklan, devletlerin iç konusu olmaktan çıkarak uluslararası ilkelere bağlanmıştır, insan Hakları Evrensel Beyannamesi, günümüz insan hakları çabalarının tümüne kaynaklık eden genel bir kabule sahiptir. Bu beyannamede yer alan insan hakları ile ilgili hükümler bütün ülkelerde tamamen veya kısmen yer almaktadır.

insan hakları ile ilgili diğer önemli bir girişim ise Avrupa devletlerinin kendi aralarında gösterdikleri bölgesel çabalardır. Bu devletler insan haklan konusundaki çalışmalarını 5 Mayıs 1949 tarihinde kurulan Avrupa Konseyi çatısında gerçekleştirmektedir. Çeşitli tarihlerde kabul edilen alt sözleşmelerle insan hakları konusunda ayrıntılı çalışmalar yürütülmektedir.

insan haklarının uluslar arası düzeyde ilan edildiği, genellikle bildirge olarak adlandırılan evrensel anlamdaki belgeler 17. ve 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır.
İngiliz Haklar Beyannameleri

ingiltere'de 1215 yılında ilan edilen Magna Carta Libertatum (Büyük özgürlük Bildirgesi) ile kişisel haklar konusunda Önemli adım atılmıştır. Bu bildirge ile kralın vergi ve askerlik konusunda yetkileri kısıtlanmış, "kanunsuz olarak kendi ve eşitleri gibi yargılanmadan kimse mahkum edilemez." ilkesi benimsenmiştir.

ingiltere'de bu gelişmeye karşın insan hakları düşüncesinde en ciddi aşamalar başta John Locke olmak üzere birçok düşünürün desteğiyle 17.yüzyılda gerçekleşmiştir. Yurttaşlık Hakları Bildirgesi (Haklar Bildirgesi, ingiltere, 1698) ile yasanın krala karşı üstünlüğü ilkesi kabul edilmiştir. Böylece kralın iktidarı bir yasal çerçeve içine alınarak yetkileri kısıtlanmış, kişi hak ve özgürlüklerine saygılı davranılması sağlanmıştır.
Fransız İnsan ve Yurttaş Haklan Bildirgeleri

1789 Fransız insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile insan ve vatandaş hakları evrensel bir nitelik kazanmıştır, insan haklan konusunda en önemli belgelerden olan bu bildiri, insanlık için bir dönem noktasıdır.


Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notlan

On yedi metinden oluşan bu bildiriyi hazırlayanlar, doğal haklar ve aydınlanma düşüncesinden esinlenmiş; Amerikan bağımsızlık bildirgelerinden etkilenmiştir. Fransız insan ve Yurttaş Hakları Bildirisi bu yönüyle orijinal bir belge sayılmaz. Ayrıca içerik yönüyle de önceki yayınlanan bildirgelerden farklı bir yenilik getirdiği söylenemez. Bu bildirgenin yarattığı büyük etki, evrensel oluşundan kaynaklanmaktadır.

1789 Fransız bildirgesinde hem insan ve vatandaş haklan sayılmış, hem de siyasî ilkeler ve anayasa esasları belirtilmiştir.
Bildirgede yer alan insan ve vatandaş hakları şunlardır:
Özgürlük hakkı;
Bireysel özgürlük, Düşünce özgürlüğü, Basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü.
Mülkiyet hakkı
Güvenlik hakkı
Baskıya karşı direnme hakkı

Bildirgede özgürlük; "başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapabilme hakkı", eşitlik ise yasalar önünde herkesin eşit olduğu şeklinde belirtilmiştir.
Bildirgede yer alan siyasî ilkeler ve anayasa esasları şunlardır:
Ulusal egemenlik ilkesi,
Kuvvetler ayrılığı ilkesi,
Dinsel inançlara saygı ilkesi,
Eşitlik ilkesi

1789 Fransız insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi; bireysel hak ve özgürlüklere yer vererek, bireyi devletin odağı kabul etmesi yönünden, 18. yüzyılın sonlarında egemen olan bireyciliğin (ferdiyetçiliğin) bir yansıması olarak değerlendirilir.

Fransa'da 1789 ihtilâli ile başlayan gelişmeler, 1793 yılında ikinci "insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin hazırlanmasına yol açmıştır. 1793 Fransız insan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile sosyal ve ekonomik haklara da yer verilmiş, öğrenim ve sosyal yardım hakları da tanınmıştır. Bu bildirge birincisine göre daha demokratik bir nitelik taşır.
Bu bildirgede yer alan şu hükümler çok önemlidir:

Kamu yardımları kutsal bir borçtur. Toplum, çalışabileceklere iş bulmak, çalışamayacak olanlara da yaşama olanakları vermek suretiyle yoksul yurttaşların geçimlerini sağlamak zorundadır. Mad.21

öğrenim herkesin ihtiyacıdır. Toplum, kamu eğitiminin gelişmesine bütün gücüyle yardım etmek ve öğretim olanaklarını bütün yurttaşlara sağlamak zorundadır. Mad.22


Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notlan_ _------------------------ .
C. İNSAN HAKLARININ KORUNMASI
insan hakları devredilmez, vazgeçilmez ve ortadan kaldırılamaz haklardır. Bununla birlikte insanlık tarihi ciddî insan hakları ihlâlleri ile doludur. Günümüzdeki yaygın ve büyük boyutlardaki insan hakları ihlâlleri bu hakların korunmasının gerektiğini göstermektedir.
insanlık düşüncesi altında yatan ahlâki görüş, ancak insan haklarının kurumsal bir yapıya kavuşturulması ile gerçekleştirilebilir- Diğer bir deyişle, insan hakları, bu hakların etkin bir şekilde korunması ve uygulamaya geçirilmesini gerektirir. Acı tecrübeler bu hakların korunması için aktif bir çabanın gerekli olduğunu göstermiştir. Günümüzde ülkelerin uygarlık düzeyleri ve o ülkeye duyulan saygı, bu ülkelerin insan haklarına sahip çıkma ve uygulama ölçüsüne göre değişmektedir.
insan haklarının kime ve neye karşı korunacağı ihlâllerle ilgilidir, insan hakları ihlâlleri bireyler, gruplar ve yönetim (devlet) tarafından yapılmaktadır.
insan haklan bu üç faktör tarafından açıkça ya da gizli olarak ihlâl edilebilir:
-Açık insan hakları ihlâlleri: Bunlar belirgin ve açıkça görülebilen ihlâllerdir, işkence, kötü muamele, zorla çalıştırma, çocuk istismarı, köle ve kadın ticareti, yargılamasız öldürme uygulaması, kayıp insanlar, insanların zorla yerlerinden edilmesi, göçe zorlama, soykırımı uygulaması başlıca açık insan hakları ihlâlleridir.
Açık insan hakları ihlâlleri: a) Bireysel ihlâller, b) Ağır insan hakları ihlâlleri, c) Terör ile ilgili insan hakları ihlâlleri şeklinde üç ayrı alt grupta incelenmektedir. Bireysel ihlâller, belli bir kişiyi doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren ihlâllerdir. Genellikle yargısal yolla çözümlenir. Ağır insan hakları ihlâlleri sistematik ihlâller olarak da bilinir ve devletin neden olduğu ihlâlleri içerir. Birleşmiş Milletler insan Hakları Bildirgesinde (Madde 30) "özgürlükleri yok etme özgürlüğü tanınamayacağı" kurala bağlanmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 18 Kasım 1994 tarihli kararı ile her türlü terörü insan hakları ihlâli saymıştır.
Gizli (soyut) insan hakları ihlâlleri: Bu tür ihlâller genellikle insan haklarının sınırlanması işlemlerinde görülür. Yönetimin yetkisini aşması olarak da değerlendirilebilir. Bu tür ihlâller genellikle anayasaya aykırılık, yargılamaya aykırılık, yürütmeye aykırılık ve özel hukuka aykırılık şeklinde ortaya çıkar ve iç hukukta belirlenmiş yöntemlerle çözümlenir.
• Ulusal hukukta
Cumhuriyet döneminde insan hakları konusu; 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları ile çeşitli düzeylerde ele alınmıştır. 1924 Anayasasında, tıpkı 1876 Kanun-ı Esasi'de olduğu gibi, modem insan hakları anlayışına uygun, kesin, sınırlı yasalarla belirtilen hak ve özgürlükler, güvence altına alınmıştır. Bu hak ve özgürlüklerden başlıcaları şunlardır:
- Kanun karşısında eşitlik sağlanması ve her türlü grup, sınıf, aile, kişi
ayrıcalıklarının kaldırılması (Madde 69).
- Doğa! haklar başlığı altında kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz,
yayım, yolculuk, çalışma, mülk edinme, toplanma, demek kurma ve
ortaklık kurma hürriyeti (Madde 70).
- Can, mal, ırz ve konuta hiçbir şekilde dokunulamayacağı (Madde 71) ve
işkence, eziyet ve angaryanın yasak olması (Madde 73).


Demokrasi Ve insan Haklan Ders Notlan
1961 Anayasası'nın insan hakları ile ilgili kısımları oldukça ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. 1961 Anayasası konumuz açısından tarihî bir özelliğe sahiptir.
1982 Anayasası herkese çeşitli temel hak ve özgürlükler, sosyal ve ekonomik haklar tanımıştır. Bu hakların korunması ve kullanılmasının sağlanması için devlete ödevler yüklenmiştir. Hak ve Özgürlüklerin sınırlandırılmasında temel ölçüleri de koymuştur.
1961 Anayasası ile 1982 Anayasası arasında insan hakları yönünden, önemli bir farklılık yoktur. Devletimizi, 1961 Anayasası "Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayalı...", 1982 Anayasası "Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı" bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır.
1982 Anayasasında "insan haklarına saygılı olma" Cumhuriyetimizin temel niteliklerinden biridir. Anayasanın insan hakları ile ilgili hükümleri, "Temel Haklar ve ödevler" başlığında, dört bölümden oluşan "ikinci Kısım"da toplanmıştır. Anayasamız incelendiğinde klâsik hakların yanında sosyal ve ekonomik haklara da yer verildiği görülür.
Anayasamıza göre her vatandaş, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahiptir. Bunlar temel hak ve özgürlüklerdir.
Temel hak ve Özgürlüklerinin başlıcaları:
- Kişilerin dokunulmazlığı,
- Hür bir şekilde yaşama hakkı,
- Din ve vicdan özgürlüğü,
- Konut dokunulmazlığı,
- Düşünce özgürlüğü gibi hak ve özgürlükleridir.
Bu hak ve özgürlükler başkaları tarafından çiğnenemeyen, ortadan kaldırılamayan "dokunulmaz" niteliktedir. Anayasamızda "hak" ve "özgürlük" olarak ifade edilen insan hakları, çeşitli maddelerde hükme bağlanmıştır.
Anayasamızın 10. maddesi yasalar önünde eşitliği getirir. Bu maddeye göre: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ile idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
13. madde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasını, 14. madde ise, temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmamasını içine alır.
Madde 25'e baktığımızda ise düşünce ve kanaat özgürlüğünü görürüz. Bu maddeye göre: Herkes düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.


Demokrasi Ve insan Hakları Ders Notları
1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu
İnsan haklan ile ilgili çalışmaların tamamında eğitim, hem kendisi bir hak olarak hem de diğer haklara saygının kazandırılmasında Önemli bir araç olarak görülmüştür. Bu nedenle konu, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve diğer ilgili mevzuatta ele alınmıştır.
1973 tarih ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesinde Millî Eğitimimizin genel amaçlan belirlenmiştir.
Buna göre; "Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlakî, insanî, manevî ve kültürel değerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek." ile,
Hür ve bilimsel düşünme gücüne ve geniş bir dünya görüşüne sahip kişiler olarak yetiştirmek hedeflenmektedir.
Bu kanunda yer alan fırsat ve imkân eşitliği temel ilkesinde; (mad.8);
- Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanacağı,
- Maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim
görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımların yapılacağı,
- özel eğitimi geliştirmek ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için Özel tedbirler alınacağı
belirtilmiştir.
6 Nisan 1949 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararı
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği insan Hakları Evrensel Bildirgesi, Bakanlar Kurulunun 6 Nisan 1949 tarihli toplantısı ile kabul edilmiş ve Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Yine aynı Bakanlar Kurulu Kararında, insan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin eğitim kurumlarında okutulması, tartışılması ve yorumlanması kabul edilmiştir. Ayrıca, Evrensel Bildirge'nin radyo ve gazetelerde yayınlanıp tartışılması karara bağlanmıştır. Bakanlar Kurulunun bu kararıyla, insan Hakları Evrensel Bildirgesinde geçen insan haklarının kabul edildiği teyit edilmiş ve uygulamasına ilişkin kararlar alınmıştır.
İnsan Hakları Başmüşavirliği ile ilgili 26 Ağustos 1994 Tarihli Başbakanlık Genelgesi
insan haklarıyla ilgili olarak ülkemizde görülen bir başka gelişme "insan Haklan Başmüşavirliğinin kurulmasıdır, insan Hakları Başmüşavirliği, ilgili Devlet Bakanlığı'na bağlı olarak görev yapmaktadır. 26 Ağustos 1994 tarihli Başbakanlık Genelgesinde bu Başmüşavirliğin amaçlan: "Ülkemizde, insan haklarının korunması, insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve uluslararası düzeyde bu konuda yapılan haksız eleştirilerin ortadan kaldırılması" olarak belirtilmektedir.
Yine aynı Başbakanlık Genelgesinde insan Hakları Başmüşavirliğinin görevleri şu şekilde belirtilmektedir:
- insan hakları ihlâli iddialarını araştırmak;
- insan haklan konusunda uluslararası gelişmeleri izleyip değerlendirmek;
- insan haklan konusunda yapılacak çalışmalara katılmak ve raporlarını hazırlamak;


external image images?q=tbn:ANd9GcRViVcjdq3rXZV4AqdcUnhlODiL6586Qsi9v_MVpRjaz-iNt52D
-Yurt içi ve yurt dışında, konuyla ilgili etkinliklerde koordinasyonu sağlamak;
-insan hakları konusunda toplum bilincini geliştirmek, yaygınlaştırmak, her aşama ve düzeydeki eğitim-
öğretim kurumlarında öğretilmesini temin etmek için öneriler hazırlamak;
-iç hukukumuzun uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu hâle getirilmesi için çalışmalar yapmak,
- Konuyla ilgili olarak mevzuatı güncelleştirmek, öneriler hazırlamaktır.
14 Mart 1995 İnsan Hakları Eğitim Protokolü
insan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığınca hazırlanmıştır. Bu protokol ile devletimiz bu konudaki "siyasî iradesi"ni belirlemiştir, insan hakları eğitimi konusunda, yükümlülüğünü nasıl ve hangi kapsamda yerine getireceğini kamuoyuna açıklamıştır.
Protokole göre;
- ilköğretim "Vatandaşlık Bilgileri" dersi, "Vatandaşlık ve insan Hakları Eğitimi" olarak düzenlenecektir.
- Ortaöğretim kurumlarının programına seçmeli "Demokrasi ve insan Hakları" adıyla yeni ders
konulacaktır.
- Örgün ve yaygın eğitim programlarının içeriği, demokrasi ve insan hakları konuları bakımından
zenginleştirilecektir.
- On yıl içerisinde tüm öğretmenler hizmet ici eğitimi yoluyla insan hakları konusunda kurs ve
seminerlerden geçirilecek, tüm hizmet içi programlarında insan hakları konusuna yeterince yer
verilecektir.
- Yükseköğretim düzeyinde de, üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakülte ve yüksek okullarmdaki
formasyon dersleri arasında "insan hakları" dersinin okutulmasıdır. Ayrıca, Edebiyat ve Fen Edebiyat
fakültelerinin öğretmen olmak isteyen öğrencilerine, öğretmenlik sertifikasının yanında "insan Hakları
Sertifikası"nın eklenmesi ve sosyal bilimler enstitülerinin bünyesinde insan Hakları Ana Bilim Dalı"
kurulmasının sağlanması amaçlanmıştır.
- Uluslararası hukukta
insan Hakları Evrensel Bildirgesi
Birleşmiş Milletler, kuruluşundan kısa bir süre sonra 10 Aralık 1948 tarihinde insan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni kabul etti. Bildirge, üye ülkelerin hemen tamamınca benimsendi ve onaylandı. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 6 Nisan 1949 tarihinde TBMM'de okunarak kabul edildi ve Resmî Gazetede yayımlandı.
insan Hakları Evrensel Bildirgesi, bugünkü modern insan hakları anlayışının temel kaynağı olarak kabul edilmektedir. Kendinden sonra yapılan insan haklarıyla ilgili ulusal ya da uluslararası çalışmalarda bu bildiri kaynak olarak alınmıştır. Bildirgenin kendisine özgü bir bağlayıcı gücü bulunduğu kabul edilmektedir. Bildirgede yer alan hakların ihlâli. Birleşmiş Milletler Antlaşmasındaki maddelerin ihlâl edilmesi olarak kabul edilmektedir. Hukuksal bir bağlayıcılığı olmasa da Bildirge, insanlığın ortak ülkü ve değerlerini dile getiren moral bir değere sahiptir.
Bildirge, bir ön söz ve 30 maddeden oluşmaktadır. Giriş kısmındaki "Bütün insanlar eşittirler ve vazgeçilmez haklara sahiptirler" cümlesi, Bildirgenin temel felsefesini açıkça yansıtmaktadır. Bildirge, önce


Demokrasi Ve İnsan Hakları Ders Notlan _ . _
insanın kişiliğine bağlı temel hakları ve siyasal özgürlükleri açıklamaktadır (Madde 1-21). Daha sonra, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar sıralanmaktadır (Madde 22-28). Son iki maddede, hakların kullanılması ve düzenlenmesi ile ilgili hükümler yer almaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Haklan Sözleşmeleri
Başlangıçta, insan Hakları Evrensel Bildirgesi devletlere yasal yükümlülükler getirmiyordu. Bu nedenle devletler, insan haklarını korumakla yükümlü kılan sözleşmeler hazırladırlar. Evrensel bildirgenin kabul edilişinden yirmi yıl sonra "Kişisel ve Siyasal Haklara ilişkin Uluslar Arası Sözleşme" ile "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslar Arası Sözleşme" Birleşmiş Milletler genel kurulunda 16,12.1966 tarihinde onaylanarak kabul edilmiştir.
Tarihte "ikiz sözleşmeler" olarak adlandırılan bu sözleşmeler ancak on yıl sonra üye devletlerin onayıyla yürürlüğe girdi. Devletler sözleşmelerde yer alan hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü kılındı. Böylece insan hakları konusu, devletlerin iç sorunu olmaktan çıktı.
Bu sözleşmeler bazı devletlerce kendi ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullan nedeniyle geç imzalandı. Devletimiz bu sözleşmeleri 2000 yılında imzaladı.
Avrupa İnsan Haklar, Sözleşmesi (ilk bölge olarak)
Avrupa Konseyine üye devletler, insan haklarını bölgesel düzeyde güvence altına almaya yönelik olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 3 Eylül 1950 tarihinde imzalamışlardır. Türkiye, Sözleşme'yi, 10 Mart 1954 tarihinde onaylamıştır.
Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nde yer alan haklar listesi, insan Haklan Evrensel Bildirgesi'nde yer alan liste ile karşılaştırıldığında iki önemli farklılık görülür: ilk fark Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin temel ve siyasî haklarla sınırlı olup sosyal ve ekonomik hakları kapsamamasıdır. ikinci fark ise Avrupa insan Haklan Sözleşmesi'nde hak ve özgürlüklerin, ayrıntılı olarak tanımlanması ve sınırlandırılmış olmasıdır. Bu sözleşmenin diğer önemli bir özelliği kişisel başvuru hakkı tanımış olmasıdır.
Türkiye, kişisel başvuru hakkını 28 Ocak 1987 tarihinde kabul etmiştir. Benzer biçimde 25 Eylül 1989 tarihinde de Avrupa insan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisi, Türkiye tarafından kabul edilmiştir.
Paris Şartı
21 Kasım 1990 tarihinde imzalanan "Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı"; Avrupa'da bölünme ve çatışma döneminin sona erdiğini, insan hakları ve hukuk ilkelerine dayanan bir iş birliği döneminin başladığını ilân etmiştir. Paris Şartı, insan hak ve hürriyetlerine geniş yer vermiş ve her hak, ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Üye ülkelerin bu haklara mutlak saygı ve bağlılık göstermesi gereği vurgulanmıştır. Üye ülke hükümetleri, bu hakların korunması ile sorumlu tutulmuştur. Türkiye, Paris Şartı'nı imzalayarak uluslar arası alanda barış ve insan haklarının korunması yönünde yapıcı çabalara devam etmektedir.
Helsinki Nihaî Senedi
Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferanslarından ilk sonuç belgesi, 1 Ağustos 1975 tarihinde 33 Avrupa ülkesi, Kanada ve Amerika tarafından imzalandı. Helsinki Nihal Senedi, hukukî nitelik bakımından bir sözleşme veya antlaşma değildir. Dolayısıyla tarafları bağlayıcı gücü yoktur.


Demokrasi Ve İnsan Haklan Ders Notlan
Helsinki Nihaî Senedi, insan hakları, ekonomi ve güvenlik kısımlarından oluşmaktadır. Bununla birlikte insan haklan konusu ayrıntılı olarak değil, devletlere düşen ödevler şeklinde ele alınmıştır. Bu farklı yöntem, belgenin devletlerarası ilişkileri düzenleme amacı taşımasından ve yalnızca devletlere hitap etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu belgede, devletlerin "düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüklerini de kapsamak üzere, insan haklarına ve teme! özgürlüklerine saygılı"olmaları öngörülmüştür.
Helsinki Nihaî Senedi'nin önemi, yönetim şekilleri ne olursa olsun devletlerin insan hakları konusunda ortak bir anlayışa sahip olmasını belgelemesidir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi
Çocuklar toplumun geleceğidir. Oysa dünyanın birçok yerinde, çocuklar hâla tıbbî bakım, sağlıklı
barınma, dengeli ve yeterli beslenme, eğitim ve öğretim görme ve benzeri temel haklardan
yararlanamamaktadırlar. Dünya devletleri, bu soruna çözüm bulabilmek için sürekli bir arayış içindedirler. Haklarını
koruyacak zihnî ve fizikî olgunluktan yoksun olmaları çocukların haklarının güvence altına alınma ihtiyacını daha da
güçlendirmiştir*,. .


external image images?q=tbn:ANd9GcSJXWVKzHY7M0_Yn6U_KBHfwJoHsbVa7_Uil-LiHQBH0slI3TTtJw
Çocuk haklarını korumaya yönelik ilk uluslar arası girişim, Cenevre Çocuk Haklan Bildirgesi (1924) ile olmuştur. (1959) Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, diğer önemli bir uluslar arası girişimdir. Çocuk haklarını korumaya yönelik en son girişim, Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmıştır.
2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaşından küçük insanların bireysel haklarını ayrıntılı olarak ele almak amacını taşımaktadır. Sözleşme, çocuk ihmali ve istismarının önlenmesi, çocukların eğitim, kültür ve din faaliyetlerine katılmaları, bireysel haklarının korunması, ana baba hakları ile çocuk haklarının dengesi gibi konuları düzenlemektedir. Sözleşmede, devlet ve aile çocuk haklarının korunmasında iki önemli faktör görülmektedir.
Çocuk Haklan Sözleşmesi, taraf devletlerin üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmelerini incelemekle
görevli Çocuk Hakları Komitesi kurmalarını Öngörmüştür. 130 ülke arasında yapılmıştır.

KAYNAKÇA
Akıllıoğlu, Tekin, insan Hakları, Ank.Ünv.Siyasal Bilgiler Fakültesi yayınları, Ankara 1995
Çeçen, Anıl, İnsan Haklan, Gündoğan Yayınları, Ankara 1995
Gülmez, Mesut, İnsan Hakları ve Demokrasi Eğitimi, TODAlE yayınları, Ankara 1996
Kabaoğlu, ibrahim Ö., Dayanışma Haklan, TODAİE yayınlan Ankara 1996
Kongar, Emre, Toplumsal Değişme, Bilgi Yayınevi, Ankara 1972
Kuçuradi, İonna, İnsan ve Değerleri (Değer Problemi), Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, Ankara 1998
Mougon, Jacgues, İnsan Hakları (çev:A,Emekçi, A.Türker) iletişim Yayınları, İstanbul 1991
Soysal, Mümtaz, 100 soruda Anayasanın Anlamı, Gerçek Yayınevi, istanbul 1997
Uygun, Oktay, Türkiye'de Demokrasi ve İnsan Haklan, TODAlE Yayınları, Ankara 1996



external image images?q=tbn:ANd9GcRAPf-B6yRPI5-VM5WKVkSz0nJ5h_d3-5gQMMVug8NpxIzvLxsN

Tarihten Günümüze Demokrasinin Yolculuğu








DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

 ÜN‹TE I

‹NSAN HAKLARI, HUKUK VE DEVLET

A. TEMEL KAVRAMLAR

1. Hak, Özgürlük ve Eflitlik Kavramlar›

2. ‹nsan Haklar› ve Temel Haklar

3. Adalet, Hukuk ve Devlet Kavramlar›

B. ‹NSAN HAKLARI VE DEVLET

1. Hukuksal Bir Kurum Olarak Devlet

2. Laik Devlet ve ‹nsan Haklar›

3. Hukuk Devleti ve ‹nsan Haklar›

4. Sosyal Devlet ve ‹nsan Haklar›

C. ‹NSAN HAKLARI, DEVLET‹N ÖRGÜTLENMES‹ VE ‹fiLEY‹fi‹

1. ‹nsan Haklar›na Sayg›l› Devlet

2. ‹nsan Haklar›na Dayal› Devlet

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

2

* Üniteyi dikkatlice okuyun.

* Gerekirse not tutun, özet ç›kart›n.

* Haz›rl›k sorular›n› ve de¤erlendirme testini cevapland›r›n.

* E¤er yanl›fl cevaplar vermiflseniz ilgili konuyu tekrar çal›fl›n.

* Konularla ilgili baflka kaynaklara baflvurun, bas›n yay›n organlar›ndan konularla

ilgili haberleri takip edin.

* Ö¤rendiklerinizi çevrenizdekilere anlat›n.

Bu üniteyi çal›flt›ktan sonra;

* Hak, özgürlük ve eflitlik kavramlar›n›n anlamlar›n› ö¤reneceksiniz.

* ‹nsan haklar› ve temel haklar kavramlar›n›n anlamlar›n› ö¤reneceksiniz.

* Adalet, hukuk ve devlet kavramlar›n› tan›mlayabileceksiniz.

* Devlet ve hukuk aras›ndaki iliflkiyi de¤erlendirebileceksiniz.

* Laik devlet, sosyal devlet ve hukuk devleti ile insan haklar› aras›ndaki iliflkiyi

aç›klayabileceksiniz.

BU ÜN‹TEN‹N AMAÇLARI

NASIL ÇALIfiMALIYIZ? ✍

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

3

A. TEMEL KAVRAMLAR

Sevgili ö¤renciler; bu bafll›k alt›nda, hak, özgürlük, eflitlik, insan haklar›, temel

haklar, adalet, hukuk ve devlet kavramlar›n›n anlamlar›n› ö¤reneceksiniz. Say›lan bu

kavramlar “Demokrasi ve ‹nsan Haklar› Dersi”nin özünü oluflturmaktad›rlar. Bu nedenle

bu kavramlar› iyi anlaman›z ve anlamland›rman›z baflar›n›z aç›s›ndan son derece

önemlidir. Ne var ki bu kavramlar kestirme bir tariften çok ayr›nt›l› bir tart›flman›n

konusudurlar. Bu nedenle burada verilen s›n›rl› tan›mlarla yetinmemeli baflka

kaynaklara baflvurarak kendinizi gelifltirmelisiniz. Sözü edilen bu kavramlar

birbirleriyle iliflkilidirler ve ancak birbirleriyle aç›klanabilirler. Devlet kavram›

bilmeden hukuk kavram›n›, hukuku anlamadan da hak, adalet, özgürlük kavram›n›

anlayamazs›n›z. Bu nedenle çal›flmaya devlet kavram›ndan bafllaman›z daha yararl›

olacakt›r.

1. Hak, Özgürlük ve Eflitlik Kavramlar›

Bir hukuk düzeninin öznesi kiflidir. Yani hukuk düzeni, kiflilerin birbirleriyle ve

devletle olan iliflkilerini düzenler. Hukuk aç›s›ndan kifli iki türlüdür. Birincisi gerçek

kifliler. Sa¤ do¤mufl olmak kayd›yla her insan hukukun öznesi olan gerçek bir kiflidir.

Hukuk düzeni aç›s›ndan ikinci kiflide tüzel kiflilerdir. Tüzel kifliler ya bir kanunla ya da

kanunun verdi¤i bir yetkiye dayan›larak oluflturulabilirler. Baflta devlet olmak üzere,

kamu kurum ve kurulufllar›, vak›flar, dernekler, siyasi partiler, ticari kurulufllar vb. birer

tüzel kiflidir. Tüzel kifliler, kamu tüzel kiflileri ve özel hukuk tüzel kiflileri olarak ikiye

ayr›l›rlar.

Resim 1.1: Tapu senedi tafl›nmaz bir mal›n kullanma hakk›n›n kime ait oldu¤unu gösterir

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

4

Hak; belli bir hukuk düzeni içerisinde, hukuk kurallar›n›n kiflilere belli yönde

davranmaya izin vermesi, belli fleyleri istemeye yetkili k›lmas›d›r. Söz gelimi aç›k

lisede okuyan bir ö¤renci, bütün kredilerini tamamlad›ktan sonra diploma almaya hak

kazan› r. Herhangi bir konuda ma¤dur olan birisi mahkemeye dava açarak

ma¤duriyetinin giderilmesini isteme hakk›na sahiptir.

Söz gelimi Osmanl› Devleti’nde ve Cumhuriyetin ilk y›llar›nda kad›nlara seçme

ve seçilme hakk› verilmemiflken, 1934 y›l›nda ç›kart›lan bir yasayla Türk kad›nlar›na

seçme ve seçilme hakk› verilmifltir.

Hak kavram›n›n ayr›lmaz bir parças› da sorumluluktur. Kiflilerin bir tak›m

haklara sahip olmas› bu haklar›n gerçekleflmesi için baflka kiflilere ve devlete birtak›m

ödev ve sorumluluklar yükler. Söz gelimi kiflilerin sa¤l›k hakk›ndan gerekti¤i gibi

yararlanabilmesi, devlete, sa¤l›kla ilgili politikalar› do¤ru oluflturma, sa¤l›kla ilgili

gerekli yat›r›mlar› yapma, sa¤l›k çal›flanlar›na görevlerini hizmetin

gereklerine uygun olarak yapma sorumlulu¤unu yükler. Temiz bir çevrede yaflama

hakk›, kiflilere, çevreyi kirletmeme, yerel yönetimlere, çevrenin temiz kalmas› için

gerekli çal›flmalar› yapma, sorumlulu¤unu yükler. Herkesin sorumlulu¤unu

gerçeklefltirmedi¤i bir yerde hiçbir kimsenin hakk› gerçekleflmez. Hak ayn› zamanda

baz› yükümlülükler do¤urur. Söz gelimi alacakl›ya alaca¤›n› isteme hakk› tan›yan

hukuk kural›, borçluya borcunu ödeme yükümlülü¤ünü de içerir. Hak, ödev ve sorumluluk

kavramlar› 1982 Anayasas›’n›n ikinci bölümünde “ Temel Haklar ve Ödevler”

bafll›¤›yla birlikte ele al›nm›fl, “Temel hak ve hürriyetler, kiflinin topluma, ailesine ve

di¤er kiflilere karfl› ödev ve sorumluluklar›n› da ihtiva eder.” ifadesiyle sorumluluk

kavram›n›n önemi vurgulanm›flt›r.

Hak ve yetki kavramlar› ço¤unlukla birlikte adland›r›lmakla, birbirlerinin yerine

kullan›lmakla ve birbirleriyle aç›klanmakla birlikte aralar›nda baz› farklar bulunmaktad›r.

Yetki, kamu gücünün kullan›lmas›ndan kaynaklan›r. Örne¤in polis, “Polis vazife ve

Salahiyet Kanunu”nun kendine verdi¤i yetkiye dayanarak “gecikmesinde sak›nca

bulunan hallerde” hiçbir makamdan izin almadan konutlar› arayabilir. Zab›ta görevlisi

ilgili mevzuat›n kendine verdi¤i yetkiye dayanarak g›da satan ya da üreten iflletmeleri

denetleyebilir. Sa¤l›¤a uygun olmad›¤›n› tespit etti¤i iflletmeleri geçici olarak kapatabilir.

Cumhurbaflkan› uygun bulmad›¤› kanunlar› yeniden görüflülmek üzere TBMM’ye geri

gönderme yetkisine sahiptir. Burada Cumhurbaflkan›, polis ya da zab›ta görevlisi

yetkisini kamu gücünden almaktad›r. Kamu ad›na bir eylemde bulunmaktad›r. Hâlbuki

hak durumdan do¤ar. Sa¤ olarak do¤mufl olmak kifliye miras hakk› verir. Herkes özel

yaflam›n›n gizlili¤ine sayg› gösterilmesini isteme hakk›na sahiptir. Yukar›da verilen

örneklerde “hak”yerine “yetki”, “yetki”yerine “hak” ifadeleri kullan›l›rsa anlamda bir

bozulma oldu¤u aç›kca görülür. Örne¤in “miras yetkisi” ve “konut arama hakk›”ndan

bahsedilemez.

Haklar yürürlükteki hukuk düzenine ba¤l› olarak toplumdan topluma,

zamandan zamana de¤iflebilir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

5

Hukukun temel kavramlar›ndan biri de özgürlük (hürriyet) kavram›d›r. Özgürlük

kavram› Anayasa’m›zda hak ile birlikte “Hak ve Hürriyetler” biçiminde kullan›lm›fl

aralar›nda bir fark gözetilmemifltir. Bununla birlikte hak ve özgürlük kavramlar›

aras›nda baz› farklar bulunmaktad›r. Özgürlük bir hukuk düzeni taraf›ndan düzenlenen

genifl bir serbestlik alan›n› ifade eder. 1789 Frans›z ‹htilali sonras› kabul edilen “Frans›z

‹nsan ve Yurttafl Haklar› Bildirgesi” özgürlü¤ü “baflkas›na zarar vermeden yap›lan her

fley” olarak tan›mlam›flt›r. Hak ise bir fleyi yapmaya, bir fleye sahip olmaya, devletten

ya da di¤er kiflilerden bir fleyi istemeye yetkili olmak demektir. Bir örnek vermek

gerekirse “çal›flma özgürlü¤ü” kiflinin herhangi bir k›s›tlamaya tabi olmaks›z›n diledi¤i

iflte çal›flabilmesi anlam›na gelir. “Çal›flma hakk›” ise çal›flmak için ifl bulamayan

birinin devletten kendisine ifl bulmas›n› isteme hakk›n› ifade eder. Hak ve özgürlük

kavramlar› birbirlerini bütünleyen kavramlard›r. Haklar olmadan özgürlüklerin,

özgürlükler olmadan haklar›n varl›¤› düflünülemez.

Kiflilerin sahip olduklar› özgürlükler s›n›rs›z olamaz. Kiflinin kendine ve topluma

zarar verme özgürlü¤ü yoktur. 1982 Anayasas› özgürlüklerin hangi amaçlarla

kullan›lamayaca¤›n› belirlemifltir. 1982 Anayasas›’n›n 14. maddesinde; “Anayasada

yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlü¤ünü

bozmay› ve insan haklar›na dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan

kald›rmay› amaçlayan faaliyetler biçiminde kullan›lamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kiflilere, Anayasayla tan›nan temel

hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha genifl flekilde

s›n›rland›r›lmas›n› amaçlayan bir faaliyette bulunmay› mümkün k›lacak flekilde

yorumlanamaz.” ifadesiyle özgürlüklerin s›n›rlar› çizilmifltir.

Eflitlik kavram› farkl› aç›lardan ele al›nabilir. Matematiksel eflitlik ile rakamlar

aras›ndaki eflitlik, sosyal eflitlik ile “nimet ve külfette eflitlik” vergi eflitli¤i ile mali güce

göre vergi al›nmas›, hukuksal eflitlik ile yasa önünde eflitlik anlafl›l›r. Burada söz konusu

edilen daha çok hukuki anlamdaki eflitliktir. Hukuki eflitlik; din, mezhep, etnik köken,

asalet, servet, makam vb. gözetilmeksizin kiflilerin yasalar karfl›s›nda eflit muamele

görmesi demektir. 1982 Anayasas›’n›n 10. maddesi “Herkes, dil, ›rk, renk, cinsiyet,

Resim 1.2: Özgürlük baflkalar›na zarar vermeden her fl eyi yapabilmektir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

6

siyasî düflünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ay›r›m gözetilmeksizin

kanun önünde eflittir.

Kad›nlar ve erkekler eflit haklara sahiptir. Devlet, bu eflitli¤in yaflama geçmesini

sa¤lamakla yükümlüdür.

Hiçbir kifliye, aileye, zümreye veya s›n›fa imtiyaz tan›namaz.

Devlet organlar› ve idare makamlar› bütün ifllemlerinde kanun önünde eflitlik

ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundad›rlar.” ifadeleriyle hukuki eflitli¤i

anayasal güvenceye ba¤lam›flt›r.

2. ‹nsan Haklar› ve Temel Haklar

‹nsan tüm varl›klar aras›nda özel bir yere sahiptir. Bunun nedeni insan›n do¤ufltan

sahip oldu¤u özelliklerdir. Duygusal ve ak›ll› bir varl›k olan insan, sahip oldu¤u

özellikleri koruyup gelifltirebilmek, insan onuruna yak›fl›r bir hayat sürdürebilmek için

birtak›m haklara sahiptir/sahip olmal›d›r.

‹nsan haklar›, insanlar›n salt insan olmaktan dolay› sahip olduklar› dokunulmaz,

devredilmez, vazgeçilmez haklard›r. ‹nsan›n salt insan olmas› nedeniyle do¤ufltan baz›

haklar›n›n var oldu¤u fikri insan haklar› düflüncesinin bafllang›c› olmufltur. ‹nsan

haklar› ›rk, cinsiyet, dil, din, milliyet vb. hiçbir ayr›m gözetilmeksizin herkesin sahip

oldu¤u haklard›r.

Resim 1.3: Eflitlik ayn› olmak de¤ildir

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

7

‹nsan haklar› düflüncesinin temellerini çok eskilere götürmek mümkündür. Bu

düflüncenin bafllang›c›yla ilgili kesin bir tarih söylenemez. Tarihin her döneminde

insanlar›n birtak›m haklara sahip olmas› gerekti¤ini söyleyen düflünürler muhakkak

olmufltur.

Resim 1.4: Bütün insanlar ›rk ayr›m› gözetilmeksizin belli haklara sahip olarak do¤arlar.

Resim 1.5: ‹nsan, yak›n zamana kadar para ile sat›n al›nabilen bir mal olarak görülmüfltür.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

8

‹nsan haklar› düflüncesinin geliflimi ile ilgili belli temel dönüm noktalar› vard›r.

Bunlardan biri 1215 tarihinde ‹ngiliz Kral› Yurtsuz John taraf›ndan imzalanan Magna

Carta Libertatum (Magna Karta Libertatum) (Büyük Özgürlük Ferman›) adl› belgedir.

Gerçekte yönetilenlere haklar vermekten çok asillere ayr›cal›klar veren bu belge, bir

kral›n kendi imzalad›¤› belgeyle kendi yetkilerini k›s›tlamas› aç›s›ndan ilktir.

‹lerde “Laik Devlet ve ‹nsan Haklar›” konusunda anlat›laca¤› gibi, Ortaça¤

boyunca teokratik devletler egemen olmufl, kilise ve krallar aras›nda egemenlik

mücadeleleri yaflanm›fl, bu mücadeleler savafllara ve insan haklar› ihlallerine yol

açm›flt›r. Bat›da 15. yy. da ortaya ç›kmaya bafllayan Rönesansla birlikte hümanist bir

anlay›fl geliflmifltir. ‹nsan›n varl›¤›n› ve amac›n› Hristiyanl›k dininden ba¤›ms›z olarak

yorumlayan bu anlay›fl, insan›n de¤erli bir varl›k oldu¤unu ve de¤erini kiflili¤inden

ald›¤›n› savunmufltur. Bu do¤rultuda yeni bir hukuk ve devlet anlay›fl› ortaya ç›kmaya

bafllam›flt›r. Rönesansla birlikte do¤an bu düflünceler geliflerek 17 ve 18. yy. larda

zirveye ulaflm›flt›r. Bu dönemde J. J. Rousseau (Ruso, 1712-1778)’nun savundu¤u

“toplumsal sözleflme” anlay›fl›, J. Locke (Lok, 1632-1704)’un ortaya att›¤› liberal

devlet ve do¤al haklar anlay›fl›, Montesquieu (Monteskiyö, 1689-1755)’nun getirdi¤i

kuvvetler ayr›l›¤› prensibi ise insan haklar› düflüncesinin bafll›ca bir ö¤reti halini

almas›na neden olmufltur.

‹nsan haklar› konusunda ortaya at›lan bu düflünceler ve yürütülen mücadeleler

somut sonuçlar vermifl ve insan haklar› düflüncesi 12 Haziran 1776 “Virginia (Virjinya)

Haklar Bildirg e s i ”, 4 Temmuz 1776 “Amerikan Ba¤›ms›zl›k Bildirg e s i ”, 1789

“Amerikan Anayasas›” ve 1789 “Frans›z ‹nsan ve Yurttafl Haklar› Bildirgesi” gibi belgelerle

yaz›l› metinlere ve ulusal hukuk sistemlerine girmifltir. Bu belgelerle kiflilere

düflünce hürriyeti, yaflama hakk›, hukuk önünde eflitlik ve din ve vicdan hürriyeti gibi

klasik haklar tan›nm›flt›r.

‹nsan haklar› düflüncesi II. Dünya Savafl› sonras›nda Birleflmifl Milletler, Avrupa

Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve ‹flbirli¤i Teflkilat› gibi örgütlerin yay›nlad›klar›

bildirgeler ve andlaflmalarla uluslararas› hukukun düzenleme alan›na girmifltir.

‹nsan haklar›n›n tarihsel gelifliminde ilk önce I. Kuflak Haklar ad› verilen kifli

haklar› ve siyasal haklar ortaya ç›kmaya bafllad›. Yaflama hakk›, mülkiyet hakk›, din ve

vicdan hürriyeti, haberleflme hürriyeti, düflünce hürriyeti vb. haklardan oluflan I. Kuflak

Haklardan sonra II. Kuflak Haklar olarak da ifade edilen ekonomik ve sosyal haklar

ortaya ç›kt›. Daha sonra da bilimsel ve teknolojik geliflmelere ba¤l› olarak III. Kuflak

Haklar olarak ifade edilen çevre hakk›, bar›fl hakk›, geliflme hakk› gibi haklar ortaya

ç›kmaya bafllad›. ‹nsan haklar› düflüncesinin teknolojik ve sosyal geliflmelere ba¤l›

olarak geliflece¤i, ileride yeni birtak›m haklar›n da ortaya ç›kaca¤› da aç›kt›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

9

Temel Haklar

Bu bafll›k alt›nda “temel haklar” özgürlükleri de içerecek flekilde kullan›lm›flt›r.

Bu nedenle “temel haklar” ifadesi “temel hak ve özgürlükler” olarak anlafl›lmal›d›r.

Hukuk temelde do¤al (ideal) hukuk ve pozitif (müspet) hukuk olarak ikiye

ayr›labilir.

Belli bir ülkede belli bir dönemde yürürlükte bulunan hukuk kurallar›n›n

bütününe pozitif hukuk ad› verilir. Bir ülkede yürürlükte bulunan baflta anayasa olmak

üzere yasalar, tüzükler, yönetmelikler, mahkeme kararlar› ve gere¤inde yaz›l› olmayan

töre ve adetler pozitif hukuku olufltururlar.

Belli bir ülkede belli bir dönemde uygulanmakta olan de¤il fakat uygulanmas›

gereken, yani sosyal gereksinimleri hak ve adaletle karfl›layaca¤›, hakkaniyete uygun

düflece¤i düflünülen hukuka do¤al hukuk denir. Do¤al hukukun insan›n do¤as›nda ve

insanl›¤›n kolektif bilincinde var oldu¤u düflünülür. Ak›l, insanlar› do¤rulara ulaflt›rmak

için yeterli bir kuvvettir. Her zaman her yerde geçerli olmas› gereken birtak›m ilkeler

vard›r. Pozitif hukuk do¤al hukukun varsayd›¤› bu ilkelere ulaflmaya çal›fl›r.

Temel haklar kavram› do¤al hukuk ve pozitif hukuk aç›s›ndan iki farkl› flekilde

tan›mlanabilir.

Do¤al hukuk aç›s›ndan temel haklar, kiflilerin sahip olduklar› hak ve özgürlükleri

kullanabilmesinin ön koflulu say›lan, bireyin kiflili¤ine ba¤l› olarak var oldu¤u kabul

edilen hak ve özgürlüklerdir.

Bir toplumda hukuk kurallar›yla kiflilere verilmifl say›s›z hak ve özgürlük vard›r.

Söz gelimi aç›k lisede okuyan bir ö¤renci derslerinden baflar›s›z olursa s›n›f geçmesi

için bütünleme hakk› verilebilir. Devlet ö¤rencilere ücretsiz olarak kitap da¤›tabilir.

Herkes diledi¤i flehre yerleflip burada çal›flabilir. Fakat bu haklar›n kullan›labilmesi için

öncelikle “e¤itim hakk›”, yaflama hakk›”, “kifli dokunulmazl›¤›” gibi baflta say›lan

haklara göre daha öncelikli haklara sahip olunmas› gerekir. Temel haklar olarak da

ifade edilen bu haklar pozitif hukuk kurallar›nca tan›nmaya ba¤l› de¤ildir. Herhangi bir

ülkede bu haklar›n yasalarla vatandafllara tan›nmam›fl olmas› o ülkede yaflayan

insanlar›n bu haklara sahip olmad›klar› anlam›na gelmez. Haklar›n›n kulland›r›lmad›¤›

anlam›na gelir.

Pozitif hukuk aç›s›ndan temel haklar, Anayasal haklar› ifade eder. Bilindi¤i gibi

pozitif hukuk normlar› genel ve soyut olandan özel ve somut olana do¤ru bir hiyerarflik

s›ra izlerler. Baflka bir de¤iflle hukuk kurallar›n›n en üst basama¤›nda yaz›l› ya da

yaz›s›z bir anayasa ve anayasan›n dayand›¤› ilkeler vard›r. Sonra kanunlar, tüzükler ve

yönetmelikler gelir. Bir hukuk sisteminde kiflilerin sahip olduklar› haklar yasa ve

yönetmeliklerle düzenlenir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

10

❂ Kiflilere yasa ve yönetmeliklerle verilen somut haklar› güvence alt›na alan ve

anayasada yer verilen soyut ve genel nitelikli haklara “anayasal haklar” ya da “temel

haklar” denir.

‹nsan haklar› genel bir düflünceden ibarettir. E¤er insan haklar›na bir ülkenin

anayasas›nda yer verilir ve güvenceye kavuflturulursa ifllevsellik kazan›rlar. Aksi halde

bir ideali dile getirmekten öte gidemezler. ‹nsan haklar› kapsam›nda yer alan haklardan

bir ülkenin anayasas›nda yer verilerek koruma alt›na al›nanlara temel haklar denir.

Yaz›l› anayasas› bulunmayan ‹ngiltere gibi ülkelerde temel haklar toplumun ortak

bilincinde yer al›rlar.

Anayasal güvence di¤er hukuk normlar›yla sa¤lanan güvenceden daha üstündür.

Baz› ülkelerde istisnalar› bulunmakla birlikte, ülkemizde ve pek çok dünya ülkesinde

anayasalar›n konulmas›, kald›r›lmas› ve de¤ifltirilmesi di¤er hukuk normlar›ndan daha

güçtür. Di¤er taraftan anayasada yap›lacak bir de¤iflikli¤in anayasan›n özüne,

demokratik toplum düzenine ve insan haklar›yla ilgili evrensel de¤erlere uygun olmas›

zorunlulu¤u vard›r. Bu nedenle bir hakka anayasada yer verilmesi o hakka büyük

güvenceler sa¤lar.

Yasa ve yönetmeliklerle kiflilere verilen haklar kolayca geri al›nabilir. Bu haklar›

n geri al›nmas› demokratik toplum düzeninin d›fl›na ç›k›ld›¤› anlam›na gelmeyebilir.

Hâlbuki anayasada yer alan temel haklar›n geri al›nmas› demokratik toplum düzenini

zedeler. Temel haklar 1982 Anayasas›’n›n “‹kinci K›sm›”nda yer alm›flt›r. Dört bölümden

oluflan bu k›sm›n birinci bölümünde temel haklara iliflkin esaslara yer verilmifltir.

‹kinci bölümde negatif statü haklar›, koruyucu haklar ya da kifli haklar› olarak ifade

edilen haklara, üçüncü bölümde pozitif statü haklar› ya da isteme haklar› olarak da

ifade edilen ekonomik ve sosyal hak ve özgürlüklere yer verilmifltir. Son bölümde ise

kat›lma haklar› ya da siyasal haklar olarak ifade edilen haklar yer alm›flt›r.

Anayasada yer alan Temel Hak ve Özgürlükler afla¤›daki gibi s›n›fland›r›lm›flt›r;

a)Koruyucu Haklar

Kiflileri, devlete ve topluma karfl› koruyan hak ve özgürlüklere koruyucu haklar

denir. Anayasa’m›zda koruyucu haklar “Kiflinin Hak ve Ödevleri” bafll›¤› alt›nda

say›lm›flt›r. Bafll›klar halinde bu haklar; kifli dokunulmazl›¤› (m.17), zorla çal›flt›rma

yasa¤› (m.18), kifli hürriyet ve güvenli¤i (m.19), özel hayat›n gizlili¤i (m.20), konut

dokunmazl›¤› (m.21), haberleflme özgürlü¤ü (m.22), yerleflme ve seyahat özgürlü¤ü

(m.23), din ve vicdan özgürlü¤ü (m.24), düflünce ve inanç özgürlü¤ü (m.25), bas›n

özgürlü¤ü (m.28), dernek kurma özgürlü¤ü (m.33), toplant› ve gösteri yürüyüflü

düzenleme hakk› (m.34), mülkiyet edinme hakk› (m.35) d›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

11

b) ‹steme Haklar›

Kiflilerin devletten ve toplumdan isteyebilecekleri haklara isteme haklar› denir.

Anayasa’n›n “ Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan bu haklar,

ailenin korunmas› (m.41), e¤itim ve ö¤renim hakk› (m.42), çal›flma ve sözleflme

özgürlü¤ü (m.48), çal›flma hakk› (m.49), dinlenme hakk› (m.50), sendika kurma hakk›

(m.51) toplu ifl sözleflmesi hakk› (m.53), grev hakk› (m.54), konut hakk› (m.57), gibi

haklard›r.

c) Kat›lma Hakk›

Kiflinin siyasal gücün kullan›lmas›na kat›lmas›n› sa¤layan haklara kat›lma haklar›

denir. Bu haklar, Anayasa’n›n “Siyasal Haklar ve Ödevler” bafll›¤› alt›nda

düzenlenmifltir. Anayasaya göre bunlar, vatandafll›k hakk› (m.66), seçme, seçilme

haklar› (m.67), siyasal partilerle ilgili haklar (m.68,69), kamu hizmetlerine girme hakk›

(m.70), vatan hizmeti hakk› (m.72), vergi ödevi (m.73), dilekçe hakk› (m.74) gibi hak

ve özgürlüklerdir.

Kitab›n›z›n sonunda Anayasa’n›n temel hak ve özgürlüklere yer veren “ikinci

k›sm›” ek olarak verilmifltir. Lütfen buray› inceleyerek yukar›da bafll›klar halinde

verilen haklar›n neleri içerdi¤ini, hangi hak ve özgürlüklere sahip oldu¤unuzu

ö¤reniniz.

Temel haklardan baz›lar›, yaflama hakk›, kifli dokunulmazl›¤›, sa¤l›k hakk› e¤itim

hakk›, dilekçe hakk›, özel yaflam›n gizlili¤i ve seçme ve seçilme hakk›d›r.

Yaflama Hakk›

Yaflama hakk› kiflilerin en temel haklar›ndand›r. Yaflama hakk›ndan mahrum olan

biri di¤er haklar›ndan yararlanamaz. 1982 Anayasas›’n›n 17. maddesinde “Herkes,

yaflama, maddî ve manevî varl›¤›n› koruma ve gelifltirme hakk›na sahiptir.” ifadesiyle

yaflama hakk› anayasal güvenceye kavuflturulmufltur. 2004 y›l›nda yap›lan Anayasa

de¤iflikli¤iyle maddenin devam›ndaki istisna hallerinden “mahkemelerce

verilen idam cezalar›n›n infaz›” ibaresi ç›kart›larak idam cezas› da kald›r›lm›fl, böylece

yaflama hakk›n›n önündeki engeller tamamen kald›r›lm›flt›r.

Resim 1.6: Herkes yaflama hakk›na sahiptir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

12

Resim 1.7: Herkesin temiz ve sa¤l›kl› bir çevrede yaflama hakk› vard›r.

Kifli Dokunulmazl›¤›

Kifli dokunulmazl›¤›, yaflama hakk›n› tamamlay›c› niteliktedir. Kiflinin maddi ve

manevi bütünlü¤ünü korumaya yönelik bir hakt›r. Kifli dokunulmazl›¤› Anayasa’n›n

17. maddesinde “T›bbî zorunluluklar ve kanunda yaz›l› haller d›fl›nda, kiflinin vücut

bütünlü¤üne dokunulamaz; r›zas› olmadan bilimsel ve t›bbî deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye iflkence ve eziyet yap›lamaz; kimse insan haysiyetiyle ba¤daflmayan bir

cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” ifadeleriyle yer alm›flt›r.

Sa¤l›k Hakk›

Sa¤l›k hakk› herkesin yaflam›n› sa¤l›kl› bir flekilde devam ettirebilmek için

devletten gerekli çal›flmalar› yapmas›n› isteme hakk›d›r. Devlet kiflilerin sa¤l›k

haklar›n›n gerçekleflmesi için sa¤l›k kurumlar›n› oluflturarak halka sa¤l›k hizmeti

vermeli, koruyucu sa¤l›k hizmetleri yürütmeli, kiflileri sa¤l›kl› ve dengeli bir biçimde

beslenebilecekleri yaflam standard›na ulaflt›rmal› ve çevreyi insanlar›n yaflamlar›n›

sa¤l›kl› bir flekilde sürdürebilecekleri duruma getirmelidir. Anayasa’n›n 56. maddesi

sa¤l›k hakk›na yer vermektedir. Buna göre, “Herkes, sa¤l›kl› ve dengeli bir çevrede

yaflama hakk›na sahiptir.

Çevreyi gelifltirmek, çevre sa¤l›¤›n› korumak ve çevre kirlenmesini önlemek

Devletin ve vatandafllar›n ödevidir.”

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

13

E¤itim Hakk›

Demokratik toplum düzeninin kurulmas› ve insan haklar›n›n yaflama

geçirilebilmesi için e¤itim temel bir flartt›r. Kifliler demokrasi bilincini ancak e¤itim

yoluyla kazanabilirler. Toplumdaki sosyal eflitsizlikler e¤itim yoluyla azalt›labilir. Bu

nedenle devlet için vatandafllar›na e¤itim vermek bir görevdir. Her vatandafl›n

e¤itilmeyi isteme hakk› vard›r. E¤itim hakk› Anayasa’n›n 42. maddesinde yer alm›flt›r.

Buna göre; “Kimse, e¤itim ve ö¤renim hakk›ndan yoksun b›rak›lamaz ... ‹lkö¤retim,

k›z ve erkek bütün vatandafllar için zorunludur ve Devlet okullar›nda paras›zd›r ...

Devlet, maddî imkânlardan yoksun baflar›l› ö¤rencilerin, ö¤renimlerini sürdürebilmeleri

amac› ile burslar ve baflka yollarla gerekli yard›mlar› yapar. Devlet, durumlar› sebebiyle

özel e¤itime ihtiyac› olanlar› topluma yararl› k›lacak tedbirleri al›r...”

Dilekçe Hakk›

Anayasa’n›n 74. maddesinde “Vatandafllar ve karfl›l›kl›l›k esas› gözetilmek

kayd›yla Türkiye’de ikamet eden yabanc›lar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve

flikâyetleri hakk›nda, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yaz› ile

baflvurma hakk›na sahiptir.” denilmektedir. Dilekçe hakk› herhangi bir konuda ma¤dur

olan, devletin ya da kiflilerin demokrasi ve insan haklar›na ayk›r› davran›fl ve

uygulamalar›na maruz kalan kiflilerin ma¤duriyetlerini yetkili makamlara yaz›l› olarak

bildirerek ma¤duriyetlerinin ortadan kald›r›lmas›n› isteme haklar›d›r.

Özel Yaflam›n Gizlili¤i

Her insan›n kendine özgü bir özel yaflam› vard›r. ‹nsanlar kendilerini ilgilendiren

konular›n baflkalar› taraf›ndan bilinmesinden rahats›zl›k duyabilirler. Devlet kiflilerin

özel yaflam›na müdahale etmemeli, kiflilerin birbirlerinin yaflam›na müdahale

say›labilecek davran›fllar›na engel olmal›d›r. Özel yaflam›n gizlili¤inin korunmas›

“konut dokunulmazl›¤›” ve “haberleflme hürriyeti” ile olur. Mahkeme karar› olmad›kça

kimsenin konutu aranamaz, telefonu dinlenemez. Güvenlik görevlilerinin konutlar›

arayabilmek için yetkili makamlardan izin almalar› gerekir. Özel hayat›n gizlili¤i ile

ilgili hükümler Anayasa’n›n 20, 21 ve 22. maddelerinde yer alm›flt›r. Maddelerde “ Herkes,

özel hayat›na ve aile hayat›na sayg› gösterilmesini isteme hakk›na sahiptir. Özel hayat›n

Resim 1.8: Ülkemizde çok say›da çocuk çeflitli nedenlerle e¤itim hakk›ndan mahrum kalmaktad›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

14

ve aile hayat›n›n gizlili¤ine dokunulamaz.”, “Kimsenin konutuna dokunulamaz.”,

“Herkes, haberleflme hürriyetine sahiptir. Haberleflmenin gizlili¤i esast›r.” ibareleriyle

özel hayat›n gizlili¤i anayasal güvenceye kavuflturulmufltur.

Seçme ve Seçilme Hakk›

Seçme ve seçilme hakk› ço¤ulcu demokrasinin bir gere¤idir. Herkesin ülke

yönetiminde söz hakk› vard›r. Bu hak seçme ve seçilme hakk›yla kullan›l›r. Vatandafllar

oy kullanarak seçimlerde tercihlerini bildirebilecekleri gibi, aday olarak da ülkenin

yönetimine talip olabilirler.

3. Adalet, Hukuk ve Devlet Kavramlar›

Adalet, hukuk ve devlet kavramlar›n› aç›klamaya önce devleti aç›klamakla

bafllamak gerekir. Çünkü devleti anlamadan hukuk kavram›n›, hukuk olmadan da adalet

kavram›n› anlamland›rmak hayli güçtür.

Sevgili ö¤renciler; insan› di¤er canl› türlerinden ay›ran say›s›z özelli¤i vard›r. Bu

ay›t edici özelliklerin en önemlilerinden biri, insan›n toplumsal varl›k (Homo socius)

olufludur. fiüphesiz insan d›fl›ndaki pek çok canl›da toplu (sürü) halde yaflamaktad›r. Fakat

insan d›fl›ndaki canl›lar›n sürü halinde yaflamas› tamamen içgüdüseldir. Hâlbuki insan

tamam›yla bilinçli olarak, akl› ve özgür iradesiyle toplu halde yaflamay› tercih eder.

‹nsanlar› toplu halde yaflamaya iten çeflitli nedenler vard›r. Bunlardan biri ortak

ihtiyaçlar›n karfl›lanmas›d›r. Bilimsel ve teknolojik geliflmelere paralel olarak artan ve

çeflitlenen insan ihtiyaçlar›, insanlar› bir arada yaflamaya mecbur etmektedir. Hiçbir

insan kendisi için gerekli olan mal ve hizmetlerin tamam›n› kendisi karfl›layamaz.

Toplumdaki bütün bireyler farkl› mal ve hizmetler üretir ve bütün bireyler güçleri

ölçüsünde bu mal ve hizmetlerden yararlan›rlar. Böylece dikifl dikmesini bilmeyen biri

elbise giyebilir ya da hiç inek görmemifl biri süt içebilir.

‹nsanlar› bir arada yaflamaya iten bir di¤er neden de bir arada olmaktan

sa¤lad›klar› duygusal doyumdur. ‹nsana özgü sevgi, nefret, k›skançl›k, annelik, babal›k,

hoflgörü vb. duygular›n gerçekleflebilmesi baflka insanlar›n varl›¤›n› zorunlu k›lar.

Tabiattaki canl›lar›n belki de en zay›f› ve geliflimini en uzun sürede tamamlayan›

olan insan ancak toplum sayesinde varl›k bulur. Tabiatta tek bafl›na b›rak›lm›fl bir

bebe¤in yaflam›n› devam ettirebilmesi imkâns›z gibidir. Üstelik yaflam›n› devam

ettirebilse bile d›fl görünümü hariç, insani hiçbir özellik kazanamaz. ‹nsan ancak

toplum sayesinde varl›k bulur ve güçlü olur.

‹nsan toplumlar›n›n geçmiflini araflt›ran antropoloji biliminin verilerine göre

insanlar›n kurduklar› ilk topluluklar klanlar ve boylard›. Avc›l›k ve toplay›c›l›kla ya da

s›n›rl› tar›msal faaliyetlerle geçinen ve yar› göçebe olarak yaflayan bu ilkel toplumlarda

toplumsal yaflam› idare eden basit kurallar vard›. Toplumun her bireyi bu kurallara

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

15

uymak zorundayd›. Yöneten ve yönetilen ayr›m› bulunmuyordu. Zamanla bu küçük

insan topluluklar› askeri, dini ya da ticari sebeplerle bir araya gelerek tarihteki ilk

devlet tipi olan flehir devletlerini ( site devleti ) kurdular.

Farkl› dinlerin anlay›fl ve kurallar›n›n hüküm sürdü¤ü küçük topluluklar›n flehir

devletlerinde bir araya gelmesi, toplumun bütün bireylerince paylafl›lan bir tak›m

kurallar›n varl›¤›n› ve bir örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. fiehir devletleriyle

birlikte mesleki ve teknik ifl bölümü yayg›nlaflmaya bafllad›. Terzilik, ustal›k vb. zanaat

kollar›, askerlik, yöneticilik, din adaml›¤› gibi meslekler ve toplumsal s›n›flar ortaya

ç›kmaya bafllad›.

Devlet yukarda say›lan flartlar›n ortaya ç›kmas›yla ortaya ç›kan bir olgudur.

Tarihte ilk olarak flehir devletleriyle ortaya ç›kan devlet daha sonra imparatorluklar

flekline dönüflmüfl, imparatorluklar›n zay›flamas› feodal devletleri ortaya ç›karm›fl,

16.yy. da yap›lan Wesfalia bar›fl antlaflmas›yla bugünkü modern devletlerin öncüsü

say›lan ulus devletler ortaya ç›km›flt›r.

En basit ve yal›n bir tan›mla devlet, birlikte yaflamak üzere örgütlenmifl insan

toplumudur. Bir baflka tan›mla devlet, yerleflik bir toplulu¤un hukuksal ve siyasal

aç›dan örgütlenmesi sonucu oluflan, tüzel kiflili¤e ve egemenli¤e sahip soyut varl›kt›r.

Bu anlamda devleti kiflilefltirmek bir yanl›fl anlamadan ibarettir. Devlet düflünen, karar

alan ve uygulayan somut bir varl›k de¤il soyut bir örgütlenmedir. Gerçekte devletten

bahsederken insanlar›, kurum ve kurallar› kastetmifl oluruz. Devlet adaletsiz

dedi¤imizde, devlet erkini (güç) elinde bulunduranlar›n ya da kurallar›n

adaletsizli¤inden bahsetmifl oluruz. Devletin bir hakk›m›z› çi¤nedi¤ini söylerken

gerçekte, devlet ad›na karar alan ve uygulayanlar›n, devletin karar alma ve uygulama

mekanizmalar›n› elinde bulunduranlar›n haklar›m›z› çi¤nedi¤ini söylemifl oluruz.

Devletin varl›¤› için baz› ö¤elerin varl›¤› zorunludur. Bunlar olmaks›z›n bir

devletin varl›¤›ndan bahsetmek mümkün de¤ildir. Bunlar:

1. Halk: Ortak bir amaçla bir araya gelmifl insanlara halk denir. Halk ve millet

kavramlar› ayn› de¤ildir. Halk somut bir varl›kt›r. Belli bir zamanda belli bir yerde

yaflayan insanlar› ifade eder. Hâlbuki millet soyut bir varl›kt›r. Türk halk› denildi¤inde

halen ülkemizde yaflayan insanlar ifade edilirken, Türk Milleti denildi¤inde dünyan›n

birçok ülkesinde yaflamakta olan ve geçmiflte yaflam›fl genifl bir insan toplulu¤u ifade

edilir. Bir millet olmadan devletin varl›¤›ndan söz edilebilir fakat halk olmaks›z›n

devletin varl›¤›ndan söz edilemez. Söz gelimi Irak Devleti bir Irak milleti olmaks›z›n

vard›r. Fakat Irak halk› olmasayd› Irak devleti olamazd›.

2. Ülke: Bir devletin var olabilmesi için devleti oluflturan halk›n yaflad›¤›,

devletin egemenlik alan›n› oluflturan bir toprak parças›(vatan=yurt)n›n olmas› gerekir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

Kiflilerin ne zaman, nerede ve nas›l davranacaklar›n› belirleyen hukuk kurallar›n›n

olmad›¤› bir insan toplumunda kargafla egemendir. ‹nsanlar aras›ndaki iliflkileri

düzenleyen di¤er sosyal iliflki kurallar› toplumsal düzeni sa¤lamada yetersiz kal›r. Çünkü

bu kurallar hem kifliden kifliye de¤iflir, hem de yapt›r›m güçleri zay›ft›r. Herkesin ahlak

anlay›fl›, gelenek ve görenekleri farkl› olabilir. Üstelik ahlaka ve geleneklere ayk›r›

davran›fllarda bulunanlara uygulanan yapt›r›mlar ay›plama ve k›nama fleklinde

oldu¤undan kiflilerin olumsuz davran›fllar›n› engellemede yetersiz kalabilirler. Hâlbuki

hukuk kurallar› kamu gücü taraf›ndan korunan güçlü yapt›r›mlar içerirler. Bu

yapt› r› mlar, özgürlü¤ü k›s›tlay›c› ya da mali yapt›r›mlar fleklinde olabilir. Hukuk kurallar›

n› çi¤neyenler devletin güvenlik güçlerini ve adli makamlar›n› karfl›lar›nda bulurlar.

Hukuk kurallar› anayasa, yasa, tüzük, yönetmelik, yönerge ve genelge olarak

s›ralan›rlar. Mahkemelerce daha önce verilen kararlar da hukuk kurallar›n›n bir

parças›n› oluflturur. E¤er bir anlaflmazl›k konusunda yaz›l› bir hüküm yoksa toplumda

geçerli olan örf ve adetler de anlaflmazl›¤›n çözümünde etkili olur. Alt kademedeki bir

hukuk kural› da bir üst kademedekine uygun olmak zorundad›r.

Kanunlar yasa koyucu taraf›ndan kabul edilir. Kanunlar›n nas›l uyguland›¤›n›

gösteren tüzükler Bakanlar Kurulu taraf›ndan haz›rlan›r. Fakat Bakanlar Kurulu

tüzükleri haz›rlarken devletin en yüksek dan›flma organ› olan Dan›fltay›nda görüflünü

almak zorundad›r. Daha alt kademedeki hukuk kurallar› bakanl›klar taraf›ndan

haz›rlan›r.

16

3. Egemenlik: Devletin varl›k koflullar›ndan biri de egemenliktir. Egemenlik

devletin s›n›rs›z ve koflulsuz bir ba¤›ms›zl›¤a sahip olmas›, ülke içinde kendine rakip

baflka bir gücün bulunmamas›, uluslararas› alanda ise di¤er devletlerle eflit iradeye sahip

olmas› demektir.

Yukar›da da ifade edildi¤i gibi insan toplumsal bir varl›kt›r. ‹nsan toplumlar›

insanlar›n bir araya gelmeleri sonucu oluflmufl bir kalabal›k, say›sal bir çokluk de¤ildir.

Toplumu oluflturan bireyler belli bir amaç için bir araya gelirler ve sürekli bir iliflki

içindedirler. Birbirinin varl›¤›ndan haberdar birden fazla kiflinin belli bir amaçla bir

araya gelmesine sosyal iliflki denir. ‹nsanlar aras› iliflkiler gelifligüzel de¤il belli kurallar

çerçevesinde gerçekleflir. Yani sosyal iliflkileri düzenleyen birtak›m kurallar vard›r.

Birbirleriyle yak›ndan iliflkili olan bu kurallar, ahlak kurallar›, din kurallar›, gelenekler,

örfler ve hukuk kurallar›d›r. Sosyal iliflkileri düzenleyen kurallar aras›nda hukuk kurallar›

ayr›cal›kl› bir yere sahiptir.

Hukuk hak kelimesinin ço¤uludur. Haklar anlam›na gelir. Hukuk bir devlette

tüzel ya da gerçek kiflilerin birbirleriyle ve devletle olan iliflkilerini adalete uygun olarak

düzenler. Kiflilerin sahip olduklar› hak ve yükümlülüklerin s›n›rlar›n› çizer.

Hukuk kur allar ›n›n var l›k nedeni kamu düzeninin sa¤lanmas› ve

sürdürülmesidir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

17

Hukuk kurallar› flekli bak›m›ndan emredici, tan›mlay›c›, yorumlay›c› ve tamamlay›c›

nitelikte olabilir. Bütün hukuk kurallar› emir ve yasaklar içermez. Söz gelimi 657 say›l›

Devlet Memurlar› Kanunu’nun 4. maddesi “Mevcut kurulufl biçimine bak›lmaks›z›n,

Devlet ve di¤er kamu tüzel kifliliklerince genel idare esaslar›na göre yürütülen asli ve

sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmas›nda

memur say›l›r.” ifadesiyle devlet memurunu tan›mlam›flt›r. Burada bir yapt›r›m ya da

yasak söz konusu de¤ildir. Emredici hukuk kurallar› kiflileri belli bir flekilde davranmaya

zorlar. Örne¤in Medeni Kanun’un 141. maddesine göre evlilik akdi ancak evlendirme

memuru huzurunda yap›labilir. Bu kurala göre kiflilerin baflka türlü

davranmalar› olanaks›zd›r. Kanuna ayk›r› olarak imam nikâh› ile evlenenlerin evlilikleri

geçersiz say›ld›¤› gibi, böyle davrananlar kanunun öngördü¤ü cezaya da çapt›r›l›rlar.

Adalet kavram› tan›mlanmas› çok güç bir kavramd›r. Bu nedenle adalet

kavram›n› tan›mlamak yerine tart›flmak daha yararl› olacakt›r.

Genellikle adalet, hak ve hukuka uygunluk, hakk› gözetme, do¤ruluk olarak

tan›mlanmaktad›r. Fakat hukuka uygun olan her fley adaletli olmayabilir. Söz gelimi

yasaya uygun olarak toplanan bir verginin adaletli olmad›¤› ileri sürülebilir. Hak

anlay›fl› ve hukuk sistemleri farkl›l›k gösterebilmekte ve bu do¤rultuda kiflilerin ve

toplumlar›n adalet anlay›fllar› da farkl›laflabilmektedir.

Antik Yunan düflünürlerinden Aristoteles (MÖ. 384-322) da¤›t›c› adaleti, mallar›n ve

flerefin herkesin toplumdaki durumuna göre da¤›t›lmas›, denklefltirici adaleti de cezan›n

suçun, tazminat›n ise haks›z fiilin do¤urdu¤u zarar› ortadan kald›rmas› olarak

görmüfltür. Denklefltirici adalet, hukuki iliflkileri düzenleyen genel ve objektif standartlara

ulaflmay› hedefler. Gözü bandajl› ve kime verdi¤ini bilmeden adalet da¤›tan adalet

ilahesi Themis (Resim 1.9) denklefltirici adaletin sembolüdür. Aristoteles’in hocas›

Platon (MÖ 427-347) hak ve adaletin güçlüler taraf›ndan kendi ifllerine gelecek biçimde

yorumlanabilece¤ini ileri sürmüfltür.

Ünlü hukukçu Grotius (1583–1645) söze ba¤l›l›¤›, ‹ngiliz filozofu Hobbes

(1588–1679) sözleflmeye uygun davranmay›, Alman filozofu Kant (1724–1804) flerefli

yaflamay›, herkese pay›na düfleni vermeyi ve kimseye zarar vermemeyi Rawls

hakkaniyete ve eflitli¤e uygunlu¤u, eflitli¤i ve özgürlü¤ü adalet olarak görmüfltür. Bu

örnekleri ço¤altmak mümkündür. Neredeyse insan say›s› kadar farkl› adalet anlay›fl› vard›r.

Ça¤›m›zda da hangi hukukun adalete uygun ve do¤ru oldu¤u konusundaki fikir

farkl›l›klar› devam etmektedir. Bunun nedeni, kiflilerin sahip olduklar› adalet fikrinin;

kendi kiflisel ç›karlar›ndan, inançlar›ndan, mensubu bulunduklar› toplumun, sosyal

grubun özelliklerinden ve kiflilerin mizaç ve karakterinden etkilenmesidir.

Hukuk düzeninin gerçeklefltirmeye çal›flt›¤› fley adalet idesidir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

18

Amac› ve kapsam› bak›m›ndan hukuk sistemleri aras›nda farkl›l›klar bulunur.

Hukuk sistemleri aras›ndaki bu farkl›l›klarda adalet anlay›fl›n›n farkl›l›k göstermesine

neden olur. Söz gelimi herkese hak etti¤i cezan›n verilmesi gerekti¤ini savunan bir

hukuk sisteminin adalet anlay›fl›yla hukuku sosyal bir koruma arac› sayan ve suç

iflleyenlerin ruhsal eksikliklerinin göz önüne al›nmas› gerekti¤ini savunan bir hukuk

sisteminin adalet anlay›fl› birbirleriyle çeliflir durumdad›r. Toplumca paylafl›lan,

ço¤unluk taraf›ndan kabul edilen fleylerin adalet oldu¤u savunulabilir. Fakat bu

ço¤unlu¤un adaleti olmaktan öte gidemez.

Sonuçta adaletle ilgili tart›flmalar geçmiflten günümüze hep var olmufltur. Fakat

t›pk› ahlaki yarg›lar gibi adalet idesi de objektif bir temel üzerine oturtulamam›flt›r.

Genelde adaletle ilgili herkesin ittifakla kabul etti¤i temel de¤erler vard›r. Bunlar:

• Herkesin yasalar karfl›s›nda eflit say›lmas›,

• Ahlakça olumsuz kabul edilen fiillerin hukuk taraf›ndan da suç say›lmas›,

• Benzer suçlara benzer cezalar verilmesi,

• Vatandafllar›n “nimette ve külfette” eflit olmalar› gibi s›ralanabilir.

Devletin temel varl›k nedenlerinden biri adaletin gerçeklefltirilmesidir. Devletler

bu görevlerini hür ve ba¤›ms›z yarg› organlar› arac›l›¤› ile gerçeklefltirmeye çal›fl›rlar.

1982 Anayasas›’n›n 5. maddesinde “…kiflinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkesiyle ba¤daflmayacak surette s›n›rlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kald›rmaya, insan›n maddi ve manevi varl›¤›n› gelifltirmesi için gerekli

flartlar› haz›rlamaya çal›flmak” devletin amaçlar› aras›nda say›lmaktad›r.

Resim 1.9: Adalet tanr›ças› Themi s

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

19

B. ‹NSAN HAKLARI VE DEVLET

1. Hukuksal Bir Kurum Olarak Devlet

Devlet birlikte yaflamak için örgütlenmifl insanlar›n oluflturdu¤u soyut bir

varl›kt›r. Baflka bir ifadeyle devlet, bir toprak parças› üzerinde birlikte yaflayan

insanlar›n örgütlenme biçimidir. Bir toplumda; kifliler aras›ndaki iliflkileri düzenleyen,

kurallar› oluflturan, kiflilerin birbirleriyle olan anlaflmazl›klar›n› çözüme kavuflturan,

insanlar aras›nda iflbölümü ve dayan›flmay› sa¤layan, insanlar›n bireysel ve kollektif

ihtiyaçlar›n› karfl›layan, insanlar› iç ve d›fl tehlikelere karfl› koruyan, toplumda dirlik ve

düzeni sa¤layan kurum devlettir.

Devletin ortaya ç›k›fl› ile hukukun ortaya ç›k›fl› efl zamanl›d›r. Fakat bütün hukuk

kurallar› ve devlet sistemleri demokrasiyi, insan haklar›n› ve halk›n egemenli¤ini

gerçeklefltirecek biçimde de¤ildir.

Bugünkü devlet sisteminin ilk öncüleri site devletleridir. Site devletlerinden sonra

imparatorluklar ortaya ç›km›flt›r. Ortaça¤da egemen olan devlet tipi dini esaslara dayal›

teokratik devletlerdir. ‹mparatorluklar›n zay›flamas›yla ortaya feodal devletler

ç›km›flt›r. Bütün bu devlet tiplerinde törelere, dini kurallara, bir kiflinin ya da bir grubun

iradesine dayanan hukuk kurallar› bulunuyordu. Ancak bunu pozitif hukukla kar›flt›rmamak

gerekir. Ulus devletlerin ortaya ç›kmas›yla birlikte akla ve bilime dayanan, kiflinin

do¤as›ndan ve sosyal kurallardan oluflan pozitif hukuk ortaya ç›kmaya bafllad›.

Modern bir devlette devletin örgütlenmesi pozitif hukuka göre olur. Hukuk

kurallar›n›n en üstünde yer alan anayasalar devletin örgütlenmesini belirleyen temel

yasalard› r. Anayasalar devletin amaç ve görevlerinin neler oldu¤unu, devletin kuruluflunu,

hangi organlardan olufltu¤unu, kiflilerin hak ve görevlerinin neler oldu¤unu, devletin

iflleyiflinin ve düzeninin nas›l sa¤lanaca¤›n› aç›klarlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yap›s› Anayasada belirtilmifltir. Henüz

Cumhuriyet kurulmadan önce yap›lm›fl olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasas›

kabul edilen 1921 Anayasas› da dâhil olmak üzere dört Anayasam›z vard›r. Bunlar

1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalar›’d›r. 1921, 1924 ve 1961 Anayasalar› yürürlükten

kald›r›lm›flt›r. Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasas›’n›n “ Bafllang› ç”

bölümünde ve “Genel Esaslar” bafll›¤›n› tafl›yan “Birinci K›s›m” da Türkiye

Cumhuriyeti Devleti’nin dayand›¤› temel esaslar ve devletin flekli belirtilmifltir.

Devleti meydana getiren örgütlenme hukuk yoluyla olur.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

20

Türkiye Cumhuriyeti devlet sisteminin dayand›¤› temel esaslar;

• Atatürk Milliyetçili¤i ve Atatürk ‹lke ve ‹nk›lâplar›na ba¤l›l›k,

• Dünya milletler ailesinin eflit bir ferdi olma,

• Ça¤dafl uygarl›k düzeyini yakalama,

• Egemenli¤in kay›ts›z flarts›z millete ait olmas›,

• Kuvvetler ayr›l›¤›,

• Üniter devlet yap›s› ve laiklik,

• Temel hak ve hürriyetlerin kullan›lmas› önündeki engellerin kald›r›lmas›,

• Yurtta ve dünyada bar›fl,

• Hukukun üstünlü¤üdür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yap›s› Anayasan›n “Birinci K›sm›nda” yer alan

on bir maddede flekillenmifltir. 1982 Anayasas›’n›n 1. maddesi devletin fleklini,

2. maddesi Cumhuriyetin niteliklerini, 3. maddesi devletin dilini, bayra¤›n›, millî

marfl›n› ve baflkentini belirlemifltir. 4. maddede ilk üç maddenin de¤ifltirilemez ve

de¤ifltirilmesi teklif edilemez oldu¤unu hükme ba¤lam›flt›r. Anayasan›n 5. maddesi

devletin amaç ve görevlerini belirtir. 6. madde egemenlik hakk›n›n kime ait oldu¤unu

ve nas›l kullan›laca¤›n› belirler. 7, 8 ve 9. maddelerde devletin organlar› say›lm›flt›r. 10.

madde kanun önünde eflitli¤e yer vermifl, 11.madde ise Anayasan›n üstünlü¤ünü ve

ba¤lay›c›l›¤›n› hükme ba¤lam›flt›r. Kitab›n›z›n sonunda Ek 1’de 1982 Anayasas›’n›n

“Birinci K›sm›” verilmifltir. Bu k›sm› inceleyerek Devletimizin dayand›¤› esaslar›

ö¤reniniz.

2. Laik Devlet ve ‹nsan Haklar›

Laik sözcü¤ü Latince laicus kökünden gelmektedir. Kelime anlam› bak›m›ndan

ruhani olmayan, dine dayanmayan, dünyevi gibi anlamlar içermektedir. Kavramsal

anlam› bak›m›ndan laiklik bir devlet ve hukuk sistemini ifade eder. Laikli¤in ifade etti¤i

devlet sisteminin ne oldu¤unu, hangi esaslara dayand›¤›n›, insan haklar› ve demokrasi

aç›s›ndan öneminin neler oldu¤unu ifade etmeden önce, laikli¤in bir devlet sistemi

olarak ortaya ç›kmas›nda etkili olan geliflmelere de¤inmek yararl› olacakt›r.

Orta Ça¤da Hristiyanl›k dini ve bu dini kendi dünyevi ç›karlar›n› gerçeklefltirmek

amac›yla kullanan bir ruhban s›n›f› Bat› dünyas›nda iki bafll› bir yönetimin oluflmas›na

yol açm›flt›. Bu yönetimlerden biri kral taraf›ndan yap›lan dünyevi yönetim, di¤eri

kilise taraf›ndan yap›lan ruhani yönetimdi. “Sezar’›n hakk› Sezar’a, Tanr›n›n hakk›

Tanr›ya” ifadesi bu iki bafll›l›¤› aç›klamak için kullan›lan bir de¤imdir.

Bu iki bafll› yönetimde kral ve kilise kendi güçlerini ve hükümranl›k haklar›n›

artt›rmak için bir mücadeleye giriflmifl, halk a¤›r vergiler alt›nda ezilmifl ve pek çok

savafl yaflanm›flt›r. Özellikle Almanya’da kilise afl›r› lüks pefline düflmüfl ve bu lüksün

bedelini karfl›layabilmek için halktan a¤›r vergiler toplama yoluna gitmifltir. Kilise bir

taraftan halktan toplad›¤› vergilerle lüks içinde yaflarken bir taraftan da halka gereksiz

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

21

ve abart›l› bir kadercilik telkin etmifl, hiç yaflamad›klar› fakirli¤i ve sefaleti adeta

övünülecek bir fley olarak halka kabul ettirmeye çal›flm›flt›r.

Kilisenin halk üzerindeki egemenli¤ini devam ettirebilmesi ancak halk›n cahil

kalmas›yla mümkün olabilirdi. E¤itimli, düflünen, sorgulayan, araflt›ran ve farkl›

fikirler ortaya koyabilen bir halk, kilise için tehlikeliydi. Kutsal kitab› okuyup

anlayabilen insanlar, dinin ruhban s›n›f›n›n kendilerine ö¤rettiklerinden farkl› oldu¤unu

görüp kiliseye karfl› gelebilirlerdi. Bu nedenle kilise sistemli olarak her türlü elefltirel ve

sorgulay›c› düflüncenin üstüne gitmifl, kilisenin istedi¤inden farkl› düflünenleri ortadan

kald›rmaya çal›flm›flt›r. 10. yy. dan itibaren bu nedenlerle Aforoz (dinden ç›karma)

müessesesi ve Engizisyon Mahkemeleri ortaya ç›km›fl, kilisenin düflündürmek

istedi¤inden farkl› düflünen herkes Engizisyon Mahkemelerinde yarg›lanarak a¤›r

cezalara çarpt›r›lm›flt›r.

Kilise çevresindeki bu sahte din adamlar› s›n›f›n›n adaletsiz uygulamalar› halk›

dinden so¤utmufltu. Bir taraftan krallar kiliseye karfl› siyasi mücadele verirken bir

taraftan da düflünce dünyas›nda bir mücadele bafllam›flt›.

Dante eserlerinde kraldan yana tav›r koymufltu. Padoval› Marsilius’da kiliseyi

görev ve yetkilerini aflan sapk›n bir kurum olarak görmüfltür. Marsilius, toplumun

tanr›sal de¤il do¤al bir ifl birli¤i sonucu oldu¤unu savunur. Bunun sonucu ise kiliseden

ve dinden ba¤›ms›z bir hukuk anlay›fl›n›n geliflmesidir. 14.yy. da Ockhaml› William

kilisenin kutsal kitapla Hristiyanlara verilmifl olan özgürlü¤ü yok ederek insanlar›

kölelefltirdi¤ini düflünmüfl ve ruhban s›n›f›na karfl› tav›r gelifltirmiflti.

Resim 1.10: Engizisyon mahkemesi

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

22

Herkes istedi¤ine inanmakta ya da hiç inanmamakta serbesttir. Laik bir devlette

farkl› dinlere, dinlerin farkl› yorumlar›na (mezhep) inanan, hiçbir dine ya da tanr›ya

inanmayan kifli ve toplum kesimleri eflit muamele görürler. Bunlar aras›nda kamu

hizmetlerine kat›lma ya da kamu hizmetlerinden yararlanma noktas›nda hiçbir ayr›m

yap›lmaz.

Laikli¤in ikinci boyutu, din, vicdan, kanaat ve ibadet hürriyetinin sa¤lanmas›d›r.

Laik bir devlette kiflilere inançlar›ndan ya da inançlar›n›n gere¤i olan tutum

ve davran›fllar›ndan dolay› bask› yap›lmaz.

Ulus devlet fikrinin oluflmaya bafllamas› kilisenin gücünü k›rm›flt›. Rönesansla

birlikte laik temele dayal› toplum ve hukuk sistemi kurma çabalar› daha da

güçlenmifltir. Özellikle Martin Lutter King’in bafllatt›¤› reform hareketleri laiklik

sürecinin güçlenmesine neden olmufltur. Machiavelli laik dünya görüflünü temele alan

bir siyaset anlay›fl›n› ortaya ç›kartan ilk düflünürdür. Locke ve Voltaire gibi düflünürler

vicdan özgürlü¤ünün önemini vurgulad›lar. Nihayet bütün bu düflünceler ve yürütülen

mücadeleler 1789 Frans›z ‹htilali’yle birlikte somut sonuçlar verdi ve devletin alan› ile

dinin alan› birbirinden ayr›ld›.

Osmanl› devleti, devlet ve toplum yap›s› aç›s›ndan kendine has özellikler

göstermekteydi. Osmanl›da hukuk ve devlet sistemi k›smen dini hükümlere k›smen de

örflere dayan›yordu. Osmanl›da din ve devlet yönetimi padiflahlar›n manevi

varl›klar›nda birlefltirilmifltir. Bu nedenle Bat›dakine benzer bir iki bafll› yönetin

Osmanl›da hiçbir zaman olmam›flt›r. Gerek Osmanl› Devleti’nde gerekse di¤er

Müslüman ülkelerde dinin manevi atmosferinden yararlanarak flahsi ç›karlar elde

etmeye çal›flan kifli ve gruplar olmufl, bu gruplar çeflitli sorunlara yol açm›flt›r.

Yukar›da anlat›lan geliflmelerin bir sonucu olarak ortaya ç›kan laiklik, bugün

bütün ça¤dafl devletlerin bir niteli¤i haline gelmifltir.

Kavramsal anlam› bak›m›ndan laiklik iki boyuttan oluflur.

Laik bir devlette devlet sistemi, ça¤›n gereklerine, ak›l ve mant›k ilkelerine ve

bilimsel esaslara göre oluflturulmufl kurallara dayan›r. Anayasan›n “ Bafllang› ç”

bölümünde “…kutsal din duygular›n›n, Devlet ifllerine ve politikaya kesinlikle

kar›flt›r›lamayaca¤›;…” ifade edilerek laikli¤in bu gere¤i güvenceye kavuflturulmufltur.

Laikli¤in birinci boyutu din ve devlet ifllerinin birbirinden ayr›lmas›, devleti

oluflturan kurumlar›n, kurallar›n ve hukuk sisteminin dini esaslara, dinin emir ve

yasaklar›na göre de¤il de, pozitif hukuk kurallar›na dayand›r›lmas›d›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

23

Kimse baflkalar›n› inanmaya ya da ibadete zorlayamaz. Anayasan›n 24.

Maddesinde: “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

14 üncü madde hükümlerine ayk›r› olmamak flart›yla ibadet, dinî ayin ve törenler

serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere kat›lmaya, dinî inanç ve kanaatlerini

aç›klamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolay› k›nanamaz ve suçlanamaz.

...

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini k›smen de

olsa, din kurallar›na dayand›rma veya siyasî veya kiflisel ç›kar yahut nüfuz sa¤lama

amac›yla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygular›n› yahut dince kutsal

say›lan fleyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” ibareleriyle inanç ve ibadet

özgürlü¤ü güvenceye al›nm›flt›r.

Laik devlet kiflilerin inançlar›na kar›flmad›¤› gibi kiflilerin birbirlerinin

inançlar›na kar›flmalar›na da engel olur. Laiklik devlete bir tak›m ödevler yükledi¤i gibi

kiflilere de ödevler yükler. Kifliler birbirlerinin inançlar›na karfl› hoflgörülü ve sayg›l›

olmal›d›r. Ancak demokrasinin hoflgörü ve sayg›n›n oldu¤u laik bir devlette insan haklar›

gerçekleflebilir. Aksi halde toplumdaki uyum ve denge bozulur, yerini kavga ve

huzursuzluk doldurur.

3. Hukuk Devleti ve ‹nsan Haklar›

‹stisnas›z bütün devletler yasalarla yönetilirler. Hatta hukuk kurallar› bulunmaks›z›n

bir devletin var olamayaca¤› da ileri sürülebilir. “Monarfliyle yönetilen devletlerde bile

kral›n ferman› herkesin uymak zorunda oldu¤u bir hukuk kural›d›r.” Bu anlamda hukuk

devleti ve kanun devleti ayn› fleyi ifade etmezler. Bütün yönetim biçimlerinde,

monarflilerde, diktatörlüklerde, teokratik ya da totaliter yönetimlerde de yasalar vard›r.

Yasalarla yönetilen kimi devletlerde yasalar bask›c› ya da adaletsiz olabilirler. Bu

nedenle bir devletin hukuk devleti say›labilmesi için birtak›m niteliklere sahip olmas›

zorunludur.

“Hukuk devleti” “polis devleti”nin karfl›t› olarak do¤mufltur. Buradaki polis

güvenlik görevlisi anlam›nda de¤ildir. Polis devleti hukuka ba¤l› olmayan devleti ifade

eder. Polis devletinde devlet, kamu düzenini sa¤lamak için hukuk d›fl› her yola

baflvurabilir.

Devletin hukuka ba¤l› olmas› gerekti¤i ‹lkça¤ Yunan düflünürleri Platon ve

Aristoteles’ten bu yana söylenegelmifltir. Hukuk devleti anlay›fl› Ortaça¤da devletin

iflleyifline iliflkin yap›dan çok toplumsal sözleflme anlay›fl›na dayan›yordu. Bu anlay›fla

göre hükümdar sözünü yerine getirmezse yönetilenlerde hükümdara itaat borcundan

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

24

kurtulmufl say›l›yorlard›. ‹ngiltere’deki ilk anayasal belge say›lan Manga Carta

Libertetum’da bu duruma yaz›l› olarak yer verilmiflti.

Yeniça¤da hukuk devleti anlay›fl› J. Locke ve Montesquie’nun ortaya att›¤›

kuvvetler ayr›l›¤› ilkesi ile farkl› bir boyut kazand›. 1789 ABD Anayasas›’nda yer alan

do¤al haklar kuram› ve insan haklar› anlay›fl› da hukuk devleti anlay›fl›n›n geliflmesine

neden oldu. Devletin bafll›ca varl›k amac›n›n yurttafllar›n özgürlü¤ünü, eflitli¤ini ve

hukukun egemenli¤ini güvence alt›na almak oldu¤unu savunan Kantç› devlet felsefesine

dayanan Alman hukuk sistemi “hukuk devleti “ anlay›fl›n› bafll›ca bir ö¤reti olarak ortaya

koydu.

Bugün bütün demokratik rejimlerin temel niteliklerinden biri olan hukuk devleti

ilkesi, 1961 Anayasas›yla devlet sistemimize girmifltir. 1982 Anayasas›’n›n 2. maddesinde

“Türkiye Cumhuriyeti, ... sosyal bir hukuk Devletidir.” ifadesi ile hukuk

devletini Cumhuriyetin temel niteliklerinden biri olarak say›lm›flt›r.

Hukuk Devleti Olman›n Gerekleri

1- Temel Hak Ve Özgürlüklerin Güvence Alt›na Al›nmas›

Bir devletin hukuk devleti olabilmesi için temel hak ve özgürlükleri güvence

alt›na alm›fl olmas› gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin güvenceye kavuflturulmas›

bunlara Anayasada yer verilmesiyle mümkün olur. 1982 Anayasas›’n›n 12. maddesinde

“Herkes, kiflili¤ine ba¤l›, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve

hürriyetlere sahiptir.

Temel hak ve hürriyetler, kiflinin topluma, ailesine ve di¤er kiflilere karfl› ödev ve

sorumluluklar›n› da ihtiva eder.” ifadesine yer verilerek temel hak ve özgürlükler

anayasal güvenceye kavuflturulmufltur. Anayasan›n “‹kinci K›sm›” temel hak ve özgürlüklere

yer vermifltir.

2- Kanun Önünde Eflitlik

Hukuk devletinde kifliler hiçbir ayr›m gözetilmeksizin yasalar önünde eflittirler.

Kanun önünde eflitlik konusuna daha önce de¤inildi¤inden burada tekrar edilmemifltir.

Hukuk devleti vatandafllar›na hukuki güvenceler sa¤layan, devletin eylem ve

ifllemlerinin hukuk kurallar›na ba¤l› oldu¤u, bir devlet sistemini anlat›r. Anayasa

Mahkemesi de bir karar›nda hukuk devleti ilkesini “yönetilenlere en güçlü en

etkin ve en kapsaml› biçimde hukuksal güvencenin sa¤lanmas›, tüm devlet

organlar›n›n ve ifllemlerinin hukuka uygun olmas›” olarak tan›mlam›flt›r.

Vatandafllar hukuki güvenlik içinde yaflarlar. Bu, vatandafllar›n hangi kurala tabi

olduklar›n› bilmeleri ile mümkündür. Bunun için Resmi gazetede yay›mlanmayan

kanunlar geçerli say›lmaz. Hukuk devletinde kanunlar geri yürütülmez. Hiçbir kifli

iflledi¤i zamanda suç say›lmayan bir eylemden dolay› sorumlu tutulamaz. Kazan›lm›fl

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

25

‹dare ifllem ve eylemlerini hukuka uygun olarak yürütmek zorundad›r.

Anayasan›n 11. maddesinde bu durum “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yarg›

organlar›n›, idare makamlar›n› ve di¤er kurulufl ve kiflileri ba¤layan temel hukuk

kurallar›d›r. ...” fleklinde yer alm›flt›r.

4- Kanunlar›n Anayasaya Uygunlu¤unun Denetimi

Anayasan›n 11. maddesinde “ ... Kanunlar Anayasaya ayk›r› olamaz.” denilmektedir.

1961 Anayasas›yla kanunlar›n Anayasaya uygunlu¤unu denetlemek için bir yüksek

yarg› organ› olan Anayasa Mahkemesi kurulmufltur. 1982 Anayasas› da bu yap›y›

korumufltur. Kanunlar›n Anayasaya uygunlu¤unu denetleyecek bir organ olmasa

Anayasaya ayk›r› kanunlar yapmak yoluyla insan haklar›ndan ve hukuk devletinden

kolayca sap›labilir.

5- Devlet Faaliyetlerinin Belirlili¤i

3- ‹darenin Hukuka Ba¤l›l›¤›

fiekil 1.11: Hukuk devleti kiflilerin yasalar karfl›s›nda eflit olmas›n› gerektirir.

Hukuk devletinde yasalar, yasama, yürütme ve yarg› organlar›n› ba¤lar.

Hukuk devletinde devletin yapaca¤› faaliyetler önceden bellidir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

26

haklara sayg› gösterilir. Suç ve ceza kanuna dayan›r. Kimse kanunda suç say›lmayan bir

eylemden dolay› suçlanamaz ve kanunda belirtilmeyen bir cezaya çarpt›r›lamaz.

Herkesin yarg›lanma güvencesi vard›r. Kimse yarg›lanmadan suçlu say›lamaz.

6- ‹darenin Yarg›sal Denetimi

Anayasan›n 125. maddesinde “‹darenin her türlü eylem ve ifllemlerine karfl› yarg›

yolu aç›kt›r.” ibaresi bulunmaktad›r. ‹dare makamlar› yapt›klar› iflleri hukuka uygun

olarak yapmakla yükümlüdürler. ‹darenin hukuk d›fl› bir uygulamas›na maruz kalan

herkes idare mahkemelerine dava açarak yanl›fll›¤›n ortadan kald›r›lmas›n› isteyebilir.

7- Mahkemelerin Ba¤›ms›zl›¤›

Hukuk devletinde yarg› ba¤›ms›zd›r. Makam› mevkii ne olursa olsun kimse

mahkemelere emir ve talimat veremez. Mahkemeler anlaflmazl›¤› yasalara ve hâkimlerin

vicdani kanaatlerine göre çözerler. Bu durum Anayasada “Hiçbir organ, makam, merci

veya kifli, yarg› yetkisinin kullan›lmas›nda mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat

veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” ibaresiyle güvence

alt›na al›nm›flt›r.

8- ‹darenin Mali Sorumlulu¤u

‹dari makamlar yürüttükleri ifller s›ras›nda vatandafla verdikleri zarar› ödemek

zorundad›rlar. Hatta yap›lan iflte idari makamlar›n hiçbir kusuru olmasa dahi (kusursuz

sorumluluk) idare vatandafl›n zarar›n› tazmin etmek zorundad›r.

fiekil 1.12: Hukuk devletinde yarg› ba¤›ms›zd›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

27

9- Kuvvetler Ayr›m›

Hukuk devletinde devlet erkinin tek bir merkezin elinde toplanmamas› için bir

tak›m mekanizmalar gelifltirilmifltir. Hukuk devletinde devletin erkleri olan yasama,

yürütme ve yarg› erkleri birbirlerinin alan›na giremezler. Biri di¤erinden daha üstün

de¤ildir.

10- Demokratik Rejim

Hukuk devletinin varl›¤› demokratik rejime ba¤l›d›r. Ço¤ulcu demokrasinin

olmad›¤› bir yerde hukuk devletinden de bahsedilemez.

Hukuk devleti ile ilgili söylenmesi gereken önemli bir nokta da bir devletin hukuk

devleti olarak nitelendirilebilmesi için Anayasa ve yasalar›n hukuk devletinin gereklerine

uygunlu¤unun tek bafl›na yeterli olmayaca¤›d›r. Bir hukuk devletinde uygulama da

yasalar kadar önemlidir. Yasalar ne kadar adaletli ve hukuk devletinin gereklerine

uygun olurlarsa olsunlar e¤er uygulanm›yorlarsa demokrasi ve insan haklar› aç›s›ndan

hiçbir anlam ifade etmezler.

4- Sosyal Devlet ve ‹nsan Haklar›

Sevgili ö¤renciler daha önceki derslerimizden de hat›rlayaca¤›n›z gibi insan

haklar›n›n tarihsel geliflimi içinde ilk önce ortaya ç›kan haklar, “I. kuflak haklar” ya da

“negatif statü haklar›” olarak da ifade edilen kifli hak ve özgürlükleri ile siyasal

haklard›r. Yaflama hakk›, mülkiyet hakk›, düflünme ve düflünceyi ifade etme özgürlü¤ü,

din ve vicdan özgürlü¤ü, seçme ve seçilme hakk›, dernek ve siyasi parti kurma hakk›,

I.kuflak haklardan baz›lar›d›r.

Liberal devlet anlay›fl›n›n geliflimi sonucu ortaya ç›kan ve devlete sorumluluk

yüklemeyen, daha çok devletin pasif kalmas›n› gerektiren I. kuflak haklar, Sanayi

Devrimi sonras›nda, 19.yy. sonlar› ile 20.yy. da kapitalizmin yükselmesiyle kullan›

lamaz duruma düflmüfl ve devletin aktif rol almas›n› gerektiren, devlete

sorumluluk yükleyen yeni bir tak›m haklar ortaya ç›kmaya bafllam›flt›r. “II. kuflak

haklar”, “pozitif statü haklar›” olarak da ifade edilen bu haklar, ekonomik ve sosyal hak

ve özgürlüklerdir. Sosyal ve ekonomik haklardan baz›lar›, “e¤itim ve ö¤renim hakk›”,

“çal›flma ve sözleflme hürriyeti”, “sendika kurma hakk›”, “sosyal güvenlik hakk›”,

“konut hakk›”d›r. Ekonomik ve sosyal haklar olmaks›z›n di¤er haklar›n kullan›lmas›

imkâns›z hale gelmektedir. Söz gelimi maddî imkânlardan yoksun birinin yaflama

hakk›ndan ya da seyahat hürriyetinden gerekti¤i gibi yararlanabilmesi imkâns›zd›r.

Herkesin otomobil sat›n alma hakk›n›n olmas›, herkesin otomobil alabilece¤i anlam›na

gelmemektedir.

Sosyal ve ekonomik haklar›n gerçeklefltirilmesi amac›yla aktif görev üstlenen

devlet anlay›fl› olan “Sosyal Devlet” 20. yy. da ortaya ç›kmaya bafllam›flt›r. Kavramsal

anlam› bak›m›ndan sosyal devlet [Refah Devleti (Welfere State)]; vatandafllar›n›n

sosyal durumlar›yla, refahlar›yla ilgilenen, onlara asgari bir yaflama düzeni sa¤lamay›

kendine ödev edinen devlet olarak tan›mlanabilir. Tan›mdan da anlafl›laca¤› gibi sosyal

devletin temel amac›, bir toplumu oluflturan bireylerin yasalar karfl›s›nda oldu¤u kadar,

siyasal, sosyal ve ekonomik hayat›n iflleyifli içinde de eflit ve özgür olmalar›n›

sa¤lamakt›r. Sosyal devlet özel mülkiyeti ve hür teflebbüsü kabul eder, sosyal ve

ekonomik demokratikleflmeyi gerçeklefltirmeye yönelir.

Ülkemizde ilk defa 1961 Anayasas›’nda yer verilen sosyal devlet anlay›fl›, 1961

ve 1982 Anayasalar›nda Cumhuriyetin nitelikleri aras›nda say›lm›flt›r. Her iki

Anayasa’n›n 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti ... demokratik, lâik ve sosyal bir

hukuk Devletidir.” ifadesine yer verilmifltir.

Sosyal Devlet Anlay›fl›n›n Gerekleri

1. Ekonomik Kalk›nma ve Yoksullukla Mücadele

Sosyal devletin temel amaçlar›ndan biri tüm toplumu ve tek tek bireyleri

yoksulluktan kurtarmak ve kiflilerin insanca yaflayabilmeleri için gerekli flartlar› ve

minimum gelir düzeyini garanti etmektir.

2. Gelir Adaleti ve Eflitlik

Sosyal devletin temel amaçlar›ndan biri de toplumu oluflturan bireyler aras›ndaki

gelir adaletini sa¤lamak, ekonomik ve sosyal eflitli¤i gerçeklefltirmektir. Kiflilerin

birbirlerinden farkl› özellik ve yetenekleri vard›r. Kiflilerin sahip olduklar› özellik ve

yetenekleri kullanarak farkl› ifller yapmalar› ve farkl› gelir seviyelerine sahip olmalar›

kaç›n›lmazd›r. Fakat kifliler kendi kaderlerine b›rak›l›rlarsa zengin olanlar›n sürekli

zenginleflece¤i, fakirlerin de daha da fakirleflece¤i aç›kt›r. Sosyal devletin görevi

toplumdaki alt gelir grubu ile üst gelir grubu aras›ndaki ekonomik farkl›l›¤› azaltmakt›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

28

Resim 1.13: Kiflilerin yasalar önünde eflit olmas› her zaman sosyal ve ekonomik bir eflitlik sa¤lamaz

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

29

Di¤er taraftan sosyal devlet, farkl› statülere ve gelir seviyelerine sahip bireyleri eflit

flartlarda de¤erlendirir.

3. F›rsat Eflitli¤i

Sosyal devletin amaçlar›ndan biri de f›rsat eflitli¤ini gerçeklefltirmektir. Sosyal

devlet ba¤lam›nda f›rsat eflitli¤i hukuki eflitlik ile ayn› fley de¤ildir. Hukuk devletinde

kifliler dil, din, cinsiyet, etnik köken, sosyal s›n›f, gelir düzeyi vb. özelliklerine

bak›lmaks›z›n yasalar önünde eflit görülürler. Fakat bu gerçek bir eflitlik getirmez.

Sosyal devlet aç›s›ndan eflitlik, eflitsizlik yaratan flartlar›n ortadan kald›r›lmas›d›r.

Sosyal devlet anlay›fl›na sahip devlet, özellikle e¤itim yoluyla toplumdaki eflitsizlikleri

ortadan kald›r›r. Kiflilerin çal›flabilmesi için istihdam yarat›r. ‹fl kurmak isteyenleri

kredilerle destekler. Çal›flanlar›n haklar›n› elde edebilmeleri için örgütlenmelerine ve

yasal mücadele göstermelerine olanak tan›r. Bunlar vb. yollarla toplumsal dengeyi

kurar ve korur.

4. Sosyal Güvenlik

Toplumdaki bireyler çal›flarak kendilerinin ve ailelerinin geçimi için gerekli olan

geliri elde edebilirler. Fakat kifliler çeflitli nedenlerle hayatlar›n›n belli dönemlerinde

çal›flamayabilirler. Söz gelimi kifli hastalanm›fl, ifl bulamam›fl, çal›flamayacak kadar

yafllanm›fl olabilir. Ailesi olmayanlar, yafll› ya da kimsesizler olabilir. ‹flte böyle

durumlarda kiflilerin yoksullu¤a düflmeden yaflamlar›n› devam ettirebilmeleri için

gerekli sosyal kurumlar›n kurulmas› ve iflletilmesi de sosyal devletin görevidir. Devlet

çal›flma yafl›n› ve y›l›n› tamamlayanlar› emekliye ay›r›r ve emekli maafl› öder. Çal›flma

s›ras›nda sakatlanan ve çal›flamayacak duruma gelenlere sakatl›k ayl›¤› ba¤lar.

Çal›flanlar› öldü¤ünde efl ve çocuklar›na bakar. Gazi ya da flehitlerin ailelerine bakar.

Sakatlara, düflkünlere, yetim ya da terkedilmifl çocuklara bakmak için gerekli çal›flmalar›

yapar. ‹flsizlere ifl bulur. Baz› geliflmifl ülkelerde ifl bulamayanlara maafl ba¤lar.

Resim 1.14: Engelliler ve yafll›la r yoksullu¤a düflmeden yaflama hakk›na sahiptir ler.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

5. Tam ‹stihdam ve ‹flsizlikle Mücadele

Sosyal devlet çal›flabilir durumdaki herkesin çal›flabilmesi için ifl yerleri açar,

aç›lmas›n› destekler, toplumdaki herkesin çal›flabilmesi için gerekenleri yapar.

6. Sosyal Denge ve Bar›fl› Sa¤lamak

Sosyal devletin temel amaçlar›ndan biri de, sosyal dengeyi ve dolay›s›yla sosyal

bütünleflme ve bar›fl› sa¤lamakt›r. Sosyal devlet bu amaçla kifliler, sosyal s›n›f ve zümreler

ile farkl› din ve mezheplere mensup olanlar›n öncelikle yasalar karfl›s›nda eflit ifllem

görmelerini sa¤lamaya ve kiflilerin, mensup olduklar› s›n›f, zümre, ›rk, din veya mezhep

nedeniyle ya da sahip oldu¤u ekonomik güçten ötürü ayr›cal›kl› muamele görmesini

engellemeye çal›fl›r. Haks›zl›¤a u¤rayanlar›, güçsüz kiflileri korur.

7. Ekonomik Büyüme ve Kalk›nma

Ekonomik büyüme ve kalk›nman›n sa¤lanmas›, sosyal devletin en önemli

amaçlar›ndan biri olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet, ekonomik büyüme ve

kalk›nman›n sa¤lanmas› amac›yla sermaye yat›r›mlar›n› teflvik eder, ekonomik faaliyetlerin

tam istihdam› sa¤layacak düzeyde gerçekleflmesi için gerekli koflullar› ve ortam›

sa¤lamaya çal›fl›r. Bütün bunlar›n sonucunda devlet; sa¤l›k, e¤itim, sosyal güvenlik gibi

alanlara müdahale ederek ülkenin befleri sermayesi olan ve ekonomik kalk›nmada hayati

bir önem tafl›yan iflgücünü gelifltirmeye, sa¤l›kl› ve verimli çal›flmas› için

gerekli ortam› haz›rlamaya yönelik tedbirler al›r.

30

Ülkemizde Emekli Sand›¤›, BA⁄-KUR, ve SSK bu görevleri yerine getirmek için

kurulmufl sosyal güvenlik kurulufllar›d›r. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu,

(SHCEK), Darülaceze, kad›n s›¤›nma evleri vb. kurumlarda bu amaçlarla

oluflturulmufltur. Devlet bu görevleri bizzat gerçeklefltirmenin yan› s›ra bu amaçla

kurulan vak›f ve dernekleri de desteklemelidir. Ülkemizde sosyal güvenli¤in gerçekleflmesi

amac›yla kurulmufl pek çok özel vak›f ve dernek bulunmaktad›r.

Resim 1.15: Sosyal devlet yard›ma muhtaç yafll›lar için huzurevleri aça r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

31

Devlet, kiflilerin sosyal ve ekonomik haklar›n› mali gücünün yeterlili¤i ölçüsünde

yerine getirir.

C. ‹NSAN HAKLARI, DEVLET‹N ÖRGÜTLENMES‹ VE ‹fiLEY‹fi‹

E¤er bir devlet, örgütlenmesinde insan haklar›n› ve devletin demokratik yap›s›n›

koruyacak mekanizmalara yer vermiflse iflleyifli bozulmaz ve yap›s› sa¤lam olur.

Devletin örgütlenmesinde insan haklar›n›n gerçekleflmesi konusundaki en önemli

ilkelerden biri kuvvetler ayr›l›¤›d›r. Kuvvetler ayr›l›¤›n›n nedeni devlet erkinin tek bir

kiflinin ya da bir grubun eline geçmesini engellemek ve böylece do¤abilecek

olumsuzluklara engel olmakt›r. 1921 Anayasas›’nda kuvvetler birli¤i esas› benimsenmifltir.

Yani yasama ve yürütme yetkisi TBMM’de toplanm›flt›. 1924 Anayasas›’n›n 4. maddesinde

Türk ulusu ad›na egemenlik hakk›n› yaln›z TBMM’nin kullanaca¤›n›, 5. maddesinde

de yasama yetkisi ile yürütme gücünün mecliste topland›¤›n› belirterek kuvvetler

birli¤i ilkesini devam ettirmifltir. Ancak 1924 Anayasas› kuvvetler birli¤i ilkesini, 1921

Anayasas› gibi kat› bir biçimde uygulamay›p parlamenter sisteme bütünüyle eklenmeli

yaklaflan bir yumuflakl›kta uygulam›flt›r. “Di¤er taraftan 1924 Anayasas›’nda yarg› dan

bahsedilmifl ve yarg› yetkisinin ulus ad›na ba¤›ms›z mahkemeler taraf›ndan kullan›laca¤›

hükme ba¤lanm›flt›r.” Kuvvetler ayr›l›¤› ilkesi devlet sistemimize 1961 Anayasas› ile

gelmifltir. 1982 Anayasas›’ n› n “Bafllang›ç” bölümünde kuvvetler ayr›m›n›n devlet organlar›

aras›nda bir s›ralamas› anlam›na gelmedi¤i, devletin yetki ve görevlerinin kullan›lmas›yla

ilgili medeni bir ifl bölümü oldu¤u vurgulanm› flt› r.

Yasama, yürütme ve yarg› organlar›n›n birbirlerinden ba¤›ms›z olmas›

demokratikleflme için yeterli de¤ildir. Çünkü bu organlardan her biri kendi içinde

demokrasiye uygun olmayan uygulamalara gidebilir. Bu nedenle demokratik

devletlerde kuvvetler ayr›l›¤›n› sa¤layacak baflka mekanizmalarda gelifltirilmifltir.

Ayr›ca devletin organlar› karfl›l›kl› olarak birbirlerini denetleyerek kontrol ederler.

Kuvvetler ayr›m› her fleyden önce bir yarg› ba¤›ms›zl›¤› sa¤lar. Böylece hem

yürütme organ› hem de yasama organ› yarg› denetimine tabi tutulmufl olur.

Yarg› organ›n›n yasama organ›n› denetlemesi Anayasa Mahkemesi ile olur.

Kanunlar›n anayasaya uygunlu¤unu denetleyen yüksek mahkeme olan anayasa

mahkemesi 1961 Anayasas›yla kurulmufltur. 1982 Anayasas›’n›n 148. maddesine göre

“Anayasa Mahkemesi, kanunlar›n, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük

Millet Meclisi ‹çtüzü¤ünün Anayasaya flekil ve esas bak›mlar›ndan uygunlu¤unu

denetler. Anayasa de¤iflikliklerini ise sadece flekil bak›m›ndan inceler ve denetler. ...”

Böylece Anayasaya ayk›r› kanunlar›n yasama organ›nca ç›kar›lmas›na engel olunur.

E¤er Anayasa Mahkemesi olmasayd› yasama organ› say›sal üstünlü¤e dayanarak

Anayasay› de¤ifltirmek, demokratik toplum düzeninden sapmak gibi yollara gidebilirdi.

Bir devletin örgütlenme biçimi ile demokrasiye ve insan haklar›na verdi¤i

önem aras›nda yak›n bir iliflki vard›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

32

Ayr›ca Anayasa Mahkemesi “… Cumhurbaflkan›n›, Bakanlar Kurulu üyelerini,

Anayasa Mahkemesi, Yarg› tay, Dan›fltay, Askerî Yarg› tay, Askerî Yüksek ‹dare

Mahkemesi Baflkan ve üyelerini, Baflsavc›lar›n›, Cumhuriyet Baflsavc›vekilini,

Hâkimler ve Savc›lar Yüksek Kurulu ve Say›fltay Baflkan ve üyelerini görevleriyle ilgili

suçlardan dolay› Yüce Divan s›fat›yla yarg›lar.” Böylece yürütme üzerinde de bir

yarg›sal denetim oluflturur.

‹darenin denetimi de çeflitli yollarla olur. Bunlardan biri yarg›sal denetimdir.

Anayasa’n›n 125. maddesinde “‹darenin her türlü eylem ve ifllemlerine karfl› yarg› yolu

aç›kt›r.” denilmekle idare yarg› denetimine tabi tutulmufltur. ‹dari makamlar›n yasalarla

ba¤daflmayan insan hak ve hürriyetlerini k›s›tlayan, her türlü eylem ve ifllemlerine karfl›

yarg›ya müracaat edilerek yap›lan ifllemin iptal edilmesi, yap›lan eylem ve ifllemden

do¤an zarar›n giderilmesi istenilebilir. ‹dare, yarg› kararlar›na uymak zorundad›r.

‹dare üzerindeki denetimlerden birisi de yasama denetimidir. TBMM soru, meclis

araflt›rmas›, genel görüflme, gensoru ve meclis soruflturmas› yollar›yla denetim

görevini kullan›r.

Soru, Bakanlar Kurulu ad›na, sözlü veya yaz›l› olarak cevapland›r›lmak üzere

Baflbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.

Meclis araflt›rmas›, belli bir konuda bilgi edinilmek için yap›lan incelemeden

ibarettir.

Genel görüflme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüflülmesidir.

Gensoru TBMM’nin en etkili denetim mekanizmas›d›r. Gensoru önergesi, bir

siyasî parti grubu ad›na veya en az yirmi milletvekilinin imzas›yla verilir. Gensoru gündeme

al›n›rsa görüflülür ve oylama yap›l›r. Bu oylama sonucunda Bakanlar Kurulu veya

bir bakan görevinden düflürülebilir. Bakanlar Kurulunun veya bir bakan›n

düflürülebilmesi, üye tamsay›s›n›n salt ço¤unlu¤uyla olur; oylamada yaln›z güvensizlik

oylar› say›l›r.

Devletin örgütlenmesinde devletin amaç ve görevlerinin d›fl›na ç›kmas›n›

engellemek ihmal ve yolsuzlukla mücadele etmek için baflka mekanizmalarda vard›r.

Bunlardan biri “Devlet Denetleme Kuruludur.” Anayasaya göre “‹darenin hukuka

uygunlu¤unun, düzenli ve verimli flekilde yürütülmesinin ve gelifltirilmesinin

sa¤lanmas› amac›yla, Cumhurbaflkanl›¤›na ba¤l› olarak kurulan Devlet Denetleme

Kurulu, Cumhurbaflkan›n›n iste¤i üzerine, tüm kamu kurum ve kurulufllar›nda ve

sermayesinin yar›s›ndan fazlas›na bu kurum ve kurulufllar›n kat›ld›¤› her türlü

kuruluflta, kamu kurumu niteli¤inde olan meslek kurulufllar›nda, her düzeydeki iflçi ve

iflveren meslek kurulufllar›nda, kamuya yararl› derneklerle vak›flarda, her türlü

inceleme, araflt›rma ve denetlemeleri yapar.”

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

33

Baflbakanl›k bünyesinde faaliyet gösteren “Yüksek Denetleme Kurulu”d a

devletin denetim organlar›ndan birisidir. Bunlardan baflka yaln›zca insan haklar›

ihlalleriyle ilgili inceleme ve araflt›rmalar yapan çeflitli kurul ve komisyonlar da

oluflturulmufltur.

Bunlar:

1- TBMM ‹nsan Haklar› ‹nceleme Komisyonu

Türkiye’deki insan haklar› sorunlar›n›n tespiti, çözümü ve de¤erlendirilmesi

konusunda TBMM’de bir komisyon olarak “TBMM ‹nsan Haklar› ‹nceleme

Komisyonu” 5 Aral›k 1990 tarih ve 3686 say›l› yasayla kurulmufltur. Komisyonun icrai

yetkisi yoktur. Ancak komisyon kuruldu¤u günden bu yana Türkiye’deki insan haklar›

ihlallerine ciddiyetle e¤ilmifl, insan haklar›n› önlemede bir süreç bafllatm›flt›r.

Komisyonun Görevleri

a) Uluslararas› alanda genel kabul gören insan haklar› konusundaki geliflmeleri izlemek,

b) Türkiye'nin insan haklar› alan›nda taraf oldu¤u uluslararas› anlaflmalarla T.C.

Anayasas› ve di¤er millî mevzuat ve uygulamalar aras›nda uyum sa¤lamak

amac›yla yap›lmas› gereken de¤ifliklikleri tespit etmek ve bu amaçla yasal

düzenlemeler önermek,

c) Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlar›n›n gündemindeki konular hakk›nda,

istem üzerine görüfl ve öneri bildirmek,

d) Türkiye'nin insan haklar› uygulamalar›n›n, taraf oldu¤u uluslararas› anlaflmalara,

Anayasa ve Kanunlara uygunlu¤unu incelemek ve bu amaçla, araflt›rmalar

yapmak, bu konularda iyilefltirmeler, çözümler önermek,

e) ‹nsan haklar›n›n ihlale u¤rad›¤›na dair iddialar ile ilgili baflvurular› incelemek veya

gerekli gördü¤ü hallerde ilgili mercilere iletmek,

f) Gerekti¤inde d›fl ülkelerdeki insan haklar› ihlallerini incelemek ve bu ihlalleri o

ülke parlamenterlerinin dikkatlerine do¤rudan veya mevcut parlamenter forumlar

arac›l›¤›yla sunmak,

g) Her y›l yap›lan çal›flmalar›, elde edilen sonuçlar›, yurtiçi ve d›fl›nda ‹nsan

Haklar›na sayg› ve uygulamalar› kapsayan bir rapor haz›rlamak.

2- Baflbakanl›k ‹nsan Haklar› Baflkanl›¤›

Baflbakanl›k ‹nsan Haklar› Baflkanl›¤› 10.10.1984 tarihinde kurulmufltur.

‹nsan Haklar› Baflkanl›¤›n›n görevleri

a) ‹nsan haklar› ile ilgili konularda görevli kurulufllarla sürekli temas halinde

bulunmak ve bu kurulufllar aras›nda koordinasyonu sa¤lamak.

b) ‹nsan haklar› konusundaki mevzuat hükümlerinin uygulanmas›n› izlemek, izleme

sonuçlar›n› de¤erlendirmek, uygulamada ve mevzuatta görülen aksakl›klar›n

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

34

giderilmesi ve Türkiye’nin ulusal mevzuat›n›n insan haklar› alan›nda taraf oldu¤u

uluslararas› belgelerle uyumlu hale getirilmesi do¤rultusunda yap›lacak çal›flmalar›

koordine etmek ve bu konularla ilgili önerilerde bulunmak.

c) Kamu kurum ve kurulufllar›n›n hizmet öncesi staj ve hizmet içi insan haklar› e¤itim

programlar›n›n uygulanmas›n› izlemek, de¤erlendirmek ve koordine etmek.

d) ‹nsan haklar› ihlâli iddialar› ile ilgili baflvurular› incelemek ve araflt›rmak, inceleme

ve araflt›rma sonuçlar›n› de¤erlendirmek ve al›nabilecek önlemlere iliflkin

çal›flmalar› koordine etmek.

e) Baflbakanl›¤›n koordinatörlü¤ünde görevleriyle ilgili konularda teflkil edilen

kurullara sekretarya hizmeti yapmak.

f) Makamca verilen benzeri görevleri yapmak.

Baflbakanl›k ‹nsan Haklar› Baflkanl›¤›nca çeflitli kurul ve komisyonlar oluflturulmufltur.

Bunlar:

* ‹nsan Haklar› Üst Kurulu

* ‹nsan Haklar› Dan›flma Kurulu

* ‹nsan Haklar› ‹hlali ‹ddialar›n› ‹nceleme Heyeti

* ‹nsan Haklar› E¤itimi On Y›l› Ulusal Komitesi

* ‹nsan Haklar› ‹l ve ‹lçe Kurullar›

1. ‹nsan Haklar›na Sayg›l› Devlet

Kavramlar bofl bir bardak gibidir. Biz içini ne ile doldurursak öyle görünürler.

“‹nsan haklar›na sayg›l› devlet” ve “insan haklar›na dayanan devlet” ifadelerinin içini

dolduran 1982 ve 1961 Anayasalar›d›r. Bu Anayasalar› dikkate almadan, ifadelerden

bafll›ca bir anlam ç›kartmak bizi yanl›fla götürebilir.

1982 Anayasas›’n›n 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,

millî dayan›flma ve adalet anlay›fl› içinde, insan haklar›na sayg›l›, Atatürk milliyetçili¤

ine ba¤l›, bafllang›çta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve

sosyal bir hukuk Devletidir.” ifadesine yer vermifltir. Anayasa “Herkes, kiflili¤ine ba¤l›,

dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” ifadesiyle

bir ilke olarak temel hak ve hürriyetlere evrensel de¤erlere uygun olarak yer verece¤ini,

insan haklar› alan›nda dünyada ulafl›lan seviyeyi koruyaca¤›n› taahhüt etmifltir. Fakat

hemen arkas›ndan 1961 Anayasas›’ndan farkl› olarak “Temel hak ve hürriyetler, kiflinin

topluma, ailesine ve di¤er kiflilere karfl› ödev ve sorumluluklar›n› da ihtiva eder.”

ifadesini kullanarak haklar›n s›n›rs›z olamayaca¤›n›n iflaretini vermifltir.

1982 Anayasas› Temel Hak ve Hürriyetler bafll›¤› alt›nda insan haklar› alan›nda

gelinen son noktaya uygun olarak kiflilerin hak ve hürriyetlerine ayr›nt›l› flekilde yer

vermifltir. Ancak özellikle örgütlenme ile ilgili hak ve özgürlüklerde birtak›m k›s›nt›lara

gidilmifltir. Sendikal haklar, grev hakk› gibi haklar belli özel koflullara ba¤lanm›flt›r.

1982 Anayasas› hak ve özgürlüklere evrensel ölçülere yak›n bir flekilde yer vermesine

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

35

ra¤men, hak ve özgürlükler için ayr›nt›l› s›n›rlamalar getirmifltir. Anayasaya göre

“genel ahlak›n” ve “genel sa¤l›¤›n” korunmas›, “kamu düzeninin sa¤lanmas›” “suç

ifllenmesinin önlenmesi” amac›yla temel hak ve hürriyetlerin k›s›tlanabilece¤ini

belirtmifltir. Oldukça belirsiz olan bu ifadeler devlete kiflilerin haklar›n› kolayca

s›n›rlayabilme imkân› vermektedir. Bu anlay›fl devlet birey iliflkilerinde devleti ön plana

ç›kartan, bireyi ikinci konuma iten bir anlay›flt›r. 2001 y›l›nda yap›lan bir Anayasa

de¤iflikli¤iyle temel hak ve hürriyetlerin k›s›tlanmas› ile ilgili genel madde kald›r›larak

her bir hak ve özgürlük için k›s›tlama nedenleri ilgili maddenin alt›na yerlefltirilmifltir.

Anayasan›n 13. maddesinde yap›lan de¤ifliklikle, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaks›z›n yaln›zca Anayasan›n ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere ba¤l›

olarak ve ancak kanunla s›n›rlanabilir. Bu s›n›rlamalar, Anayasan›n sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

ayk›r› olamaz.” ifadesi getirilmifl ve hak ve özgürlüklerin keyfi olarak s›n›rlanabilmesine

olanak tan›yan ifadeler kald›r›lm›flt›r.

Sonuçta insan haklar›na sayg›l› devlet, temel hak ve özgürlükleri güvenceye

almakla birlikte önceli¤i devlete veren, temel hak ve özgürlüklerin kullan›lmas› ile ilgili

k›s›tlay›c› tedbirlere baflvurabilen devlet anlay›fl›n› ifade eder.

1982 Anayasas› yürürlü¤e konuldu¤u günden bugüne pek çok de¤iflikli¤e

u¤ram›flt›r. Bu de¤ifliklikler demokrasi ve insan haklar› aç›s›ndan olumlu olarak

nitelendirilebilecek de¤iflikliklerdir.

2. ‹nsan Haklar›na Dayal› Devlet

“‹nsan haklar›na dayal› devlet” anlay›fl› 1961 Anayasa’s›n›n öngördü¤ü devlet

anlay› fl› d› r. 1961 Anayasas›’n›n 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, ‹nsan Haklar›na ve

bafllangݍta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk

Devletidir” ifadesine yer verilmifltir. 1961 Anayasas› insanlar›n kifliliklerine ba¤l›,

devredilmez, vazgeçilmez, dokunulmaz hak ve özgürlüklere sahip olduklar›n› var saym›fl ve

bu do¤rultuda evrensel de¤erlere uygun olarak kiflilerin sahip olduklar› hak ve özgürlükleri

saym› flt› r. Sendikal haklar, gösteri ve yürüyüfl haklar›, grev ve lokavt haklar› gibi hak ve

özgürlükleri de içeren temel hak ve özgürlükler için k›s›tlamalar çok özel nedenlere

ba¤lanm›fl, kiflilerin hak ve özgürlüklerini kullanmas›n›n önündeki bütün engeller

kald› r› lm› flt› r.

“Hukuk devleti”, “sosyal devlet”, “ça¤dafl devlet” anlay›fl›n›n gerektirdi¤i

nitelikleri içinde bar›nd›ran 1961 Anayasas› baz› de¤iflikliklerle birlikte 12 Eylül 1980

tarihine kadar yürürlükte kalm›flt›r.

Bir toplumda demokrasinin idealine uygun bir biçimde yaflanabilmesi için,

Anayasa ve di¤er hukuk kurallar› tek bafllar›na yeterli de¤ildir. Bir ülkede demokrasinin

idealine uygun biçimde uygulanabilmesinde toplumun sahip oldu¤u dinamiklerinde çok

büyük pay› vard›r. ‹deal bir demokrasi belli bir toplumsal ve kültürel yeterlili¤i

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

36

gerektirir. Demokrasi ancak, insanlar›n hoflgörülü oldu¤u, vatandafllar›n toplum yarar›n›

kendi k›s›r ç›karlar›n›n üstünde tuttu¤u, birbirini denetleyebilen, elefltirebilen, toplum

taraf›ndan denetlenmekten ve elefltirilmekten rahats›z olmayan, baflkalar›n›n haklar›na

sayg›l›, kendi haklar›n› koruma bilincine sahip, kültürlü, e¤itimli insanlardan oluflan bir

toplumda ideal bir biçimde uygulanabilir.

Bugün dünyan›n en geliflmifl demokrasileri, sahip olduklar› demokratik kültürü

yüzlerce y›lda kazanm›fllard›r.

Yukar›da say›lan niteliklere sahip olmayan, geleneksel yap›s›n› koruyan

vatandafllardan oluflan bir toplumda dünyan›n en geliflmifl demokrasisinde uygulanan

bütün kurum ve kurallar aynen uygulansa bile sonuç demokrasi aç›s›ndan yeterince

baflar›l› olmaz. Böyle bir ülkede demokrasi, idealine uygun bir biçimde yaflanamaz.

Nihayet henüz geleneksel yap›s›n› koruyan, demokratikleflme çabas›n› sürdüren

Türk toplumunun yap›s›na, ideal bir demokrasinin bütün unsurlar›n› tafl›yan 1961

Anayasas›’n›n getirdi¤i özgürlükçü ortama ra¤men bir kaç beden büyük gelmifl ve bu

özgürlükçü ortam› kullanan odaklar›n da etkisiyle k›sa sürede birtak›m sorunlar ortaya

ç›kmaya bafllam›flt›r. O dönemde dünyada yaflanan kutuplaflmayla birleflen bu sorunlar

ülkede anarfli ve terör ortam›n›n do¤mas›na zemin haz›rlam›flt›r. 1971’den bafllayarak

Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerde k›s›nt› yoluna gidilmifl, 1980’de

Anayasa tamamen yürürlükten kald›r›lm›flt›r.

Anlat›lanlar do¤rultusunda “insan haklar›na dayanan devlet” insan haklar›n›

kay›ts›z ve koflulsuz bir biçimde gerçeklefltirmeye yönelen, kifli hak ve özgürlüklerinin

önündeki bütün engelleri kald›rmay› kendine ödev edinen devlet olarak tan›mlanabilir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

37

ÖZET

Hak, bir hukuk düzeninin kiflileri belli flekilde davranmaya, belli fleyleri

yapmaya, di¤er kiflilerden ve devletten baz› fleyleri istemeye yetkili k›lmas›d›r. Hak

sorumluluk ve ödev kavramlar›n› da beraberinde getirir. Kiflilerin birtak›m haklara

sahip olmas›, baflka kiflilere ve devlete birtak›m ödev ve sorumluluklar yükler.

Özgürlük haktan daha genifl bir serbestlik alan›n› ifade eder. Özgürlük kiflilerin

herhangi bir k›s›tlamaya tabi olmadan diledikleri gibi davranabilmeleri, istediklerini

yapabilmeleridir. Kiflilerin sahip olduklar› özgürlükler s›n›rs›z de¤ildir. Kiflinin kendine

ve baflkalar›na zarar veren davran›fllar› özgürlük olarak de¤erlendirilemez.

Eflitlik, kiflilerin ›rk, cinsiyet, etnik köken, asalet, servet, makam, mevkii vb. bir

ayr›m gözetilmeksizin yasalar karfl›s›nda eflit muamele görmesidir.

‹nsan haklar›, insanlar›n do¤ufltan sahip olduklar› dokunulmaz haklard›r. Ça¤dafl

demokrasilerin temelini oluflturan insan haklar› düflüncesi özellikle 17-18. yüzy›llarda

bafll›ca ö¤reti olmufltur. ‹nsan haklar› bafllang›çta kifli haklar› ve siyasal haklardan

oluflmaktayd›. I. Kuflak Haklar ad› verilen bu haklara, ekonomik ve sosyal haklardan

oluflan ve II. Kuflak Haklar eklenmifltir. Günümüzde çevre hakk›, bar›fl hakk›, geliflme

hakk› gibi haklar da insan haklar› kapsam›nda de¤erlendirilmektedir.

Temel haklar, kiflilerin sahip olduklar› tüm hak ve özgürlüklerin kullan›lmas›n›n

ön koflulu say›lan ve Anayasada yer verilerek güvenceye kavuflturulan haklard›r. 1982

Anayasas›’nda temel haklar, “Kiflinin Haklar› ve Ödevleri”, “Ekonomik ve Sosyal

Haklar ve Ödevler”, ve “Siyasal Haklar ve Ödevler” olmak üzere üç bölümde

say›lm›flt›r. Temel haklardan baz›lar›, “yaflama hakk›”, “e¤itim hakk›”, “sa¤l›k hakk›”,

“seçme ve seçilme hakk›”, “kifli dokunulmazl›¤›”, “dilekçe hakk›”, ve “özel yaflam›n

gizlili¤i”dir.

Devlet, birlikte yaflamak üzere örgütlenmifl insan toplumudur. Bir baflka tan›mla

devlet, yerleflik bir toplulu¤un hukuksal ve siyasal aç›dan örgütlenmesi sonucu oluflan,

tüzel kiflili¤e ve egemenli¤e sahip soyut varl›kt›r. Devletin varl›k koflullar› halk, ülke ve

egemenliktir.

Hukuk, hak kelimesinin ço¤uludur. Haklar anlam›na gelir. Hukuk bir devlette

tüzel ya da gerçek kiflilerin birbirleriyle ve devletle olan iliflkilerini adalete uygun olarak

düzenler. Kiflilerin sahip olduklar› hak ve yükümlülüklerin s›n›rlar›n› çizer. Hukuk

kurallar›n›n varl›k nedeni kamu düzeninin sa¤lanmas› ve sürdürülmesidir.

Adalet hukuk düzeninin gerçeklefltirmeye çal›flt›¤› fleydir. Adalet, hak ve hukuka

uygunluk, hakk› gözetme, do¤ruluk olarak tan›mlanabilir. Ancak neyin adalete uygun

ve do¤ru oldu¤unun belirlenmesi oldukça zordur.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

38

Modern bir devlette devletin örgütlenmesi pozitif hukuka göre olur. Hukuk

kurallar›n›n en üst basama¤›nda yer alan anayasalar bir devletin örgütlenmesini,

kuruluflunu, görevlerini, organlar›n›, kiflilerin sahip olduklar› hak ve ödevleri gösteren

temel hukuk kurallar›d›r.

Laiklik kelime anlam› bak›m›ndan dünyevi, dinsel olmayan gibi anlamlar tafl›r.

Kavramsal olarak laiklik bir devlet biçimini ifade eder. Laiklik devleti oluflturan kurum

ve kurallar›n dinin emir ve yasaklar›ndan de¤il de pozitif hukuk kurallar›ndan

ç› kart› lmas› d› r. Laikli¤in bir di¤er boyutu da kiflilerin dini inanç ve vicdani kanaatlerinde

özgür olmalar› demektir.

Hukuk devleti; vatandafllar›na hukuki güvenceler sa¤layan, devletin eylem ve

ifllemlerinin hukuk kurallar›na ba¤l› oldu¤u, bir devlet sistemini anlat›r.

Sosyal devlet; vatandafllar›n›n sosyal durumlar›yla, refahlar›yla ilgilenen, onlara

asgari bir yaflama düzeni sa¤lamay› kendine ödev edinen devlet olarak tan›mlanabilir.

Tan›mdan da anlafl›laca¤› gibi sosyal devletin temel amac›, bir toplumu oluflturan bireylerin

yasalar karfl›s›nda oldu¤u kadar, siyasal sosyal ve ekonomik hayat›n iflleyifli içinde de

eflit ve özgür olmalar›n› sa¤lamakt›r.

‹nsan haklar ›na sayg›l› devlet, 1982 Anayasas›’n›n öngördü¤ü devlet

anlay›fl›d›r. ‹nsan haklar›na sayg›l› devlet insan haklar›na evrensel de¤erlere uygun

olarak yer vermekle birlikte. Kamu düzeninin, genel ahlak›n ve genel sa¤l›¤›n korunmas›,

ülkede huzur ve istikrar›n sa¤lanmas› için temel hak ve özgürlüklerde k›s›tlamaya gidebilir.

‹nsan haklar ›na dayal› devlet, 1961 Anayasas›’n›n öngördü¤ü devlet

anlay›fl›d›r. ‹nsan haklar›na dayal› devlet, kifli hak ve özgürlüklerinin önündeki bütün

engelleri kald›rmay› kendine ödev edinen devlettir.

.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

39

TEST I

1. ‹nsan haklar› kavram›yla ilgili olarak afla¤›dakilerden hangisi yanl›flt›r?

a) ‹nsan haklar›, insan›n kiflili¤ine ba¤l›d›r.

b) ‹nsan haklar› kifli haklar› ve siyasal haklardan ibarettir.

c) ‹nsan haklar› Anayasa ve yasalarla güvenceye al›n›rsa ifllerlik kazan›r

d) ‹nsan haklar› düflüncesi geçmiflten günümüze sürekli geliflmektedir.

2. Afla¤›dakilerden hangisi T.C. Anayasas›’na göre kifli haklar› aras›nda yer almaz?

a) kifli dokunulmazl›¤›

b) konut hakk›

c) konut dokunulmazl›¤›

d) mülkiyet hakk›

3. Afla¤›dakilerden hangisi sosyal devlet olman›n gereklerinden biri de¤ildir?

a) ücrette adaletin sa¤lanmas›

b) iflsizlikle mücadele

c) sosyal güvenli¤in sa¤lanmas›

d) din ve vicdan hürriyetinin sa¤lanmas›

4. Hukuk kurallar›n›n tüm kiflileri, kurumlar› ve devlet organlar›n› ba¤lamas› en çok

afla¤›dakilerden hangisiyle ilgilidir?

a) sosyal devlet

b) üniter devlet

c) hukuk devleti

d) laik devlet

5. Afla¤›dakilerden hangisi devletin varl›k koflullar›ndan biri de¤ildir?

a) ›rk birli¤i

b) egemenlik

c) halk

d) yurt

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

40

6. Afla¤›dakilerden hangisi hukuk kurallar›n›n özelliklerinden biri de¤ildir?

a) kamu gücüyle desteklenmifl olma

b) yapt›r›m içerme

c) toplumsal düzeni sa¤lamaya yönelik olma

d) yaln›z yönetileni ba¤lama

7. Afla¤›dakilerden hangisi hukuk kurallar› içerisinde normlar hiyerarflisinin en üst

basama¤›nda yer al›r

a) kanun

b) anayasa

c) yönetmelik

d) tüzük

8. Afla¤›dakilerden hangisi hukuk devleti ilkesini zedeler?

a) Kifli hak ve özgürlükleri ile ilgili konularda Kanun Hükmünde Kararname

ç›kart›lmas›.

b) Devletin vatandafllar›na verdi¤i zarardan sorumlu olmas›.

c) Mahkemelerin ba¤›ms›z olmas›.

d) Yasalar›n Anayasaya Uygunlu¤unun Anayasa Mahkemesince denetlenmesi.

9. Afla¤›dakilerden hangisinin laik bir devlette olmas› beklenmez?

a) Yasalar›n dinin emirlerine göre düzenlenmesi.

b) Devletin inançlar konusunda kiflilerin birbirlerine bask› yapmas›na engel olmas›.

c) Devletin farkl› dinlere karfl› eflit mesafede durmas›.

d) Herkesin serbestçe ibadet edebilmesi.

10. Kiflilerin hiçbir k›s›tlamaya tabi olmaks›z›n diledikleri gibi hareket edebilmelerine

ne denir?

a) hak

b) yetki

c) özgürlük

d) sorumsuzluk





DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

& ÜN‹TE II

YÖNET‹M VE YAfifiAM B‹Ç‹M‹ OLARAK DEMOKRAS‹

A. DEMOKRAS‹ DÜfiÜNCES‹N‹N GEL‹fi‹M‹ VE DEMOKRAS‹ KAVRAMI

B. DEMOKRAS‹N‹N ‹LKE VE KURUMLARI

1. Seçimler ve Temsil

2. Siyasal Partiler

3. Ço¤ulculuk ve Kat›l›m

4. Hukukun Üstünlü¤ü

C. TÜRK‹YE’DE DEMOKRAT‹KLEfiME HAREKETLER‹ VE ‹NSAN HAKLARI

Ç. DEMOKRAT‹K YÖNET‹MLERDE ‹NSAN HAKLARININ

GERÇEKLEfiT‹R‹LMES‹NDE KARfiILAfiILAN SORUNLAR

D. YAfiAM B‹Ç‹M‹ OLARAK DEMOKRAS‹

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

42

* Bir önceki ünite için söylenen uyar›lar› dikkate al›n.

* Bas›n yay›n organlar›n› takip ederek ö¤rendiklerinizi Türkiye’de yaflanan toplumsal ve

siyasal geliflmelerle iliflkilendirin.

* Baflka kaynaklara baflvurarak ö¤rendiklerinizi pekifltirin.

Bu üniteyi çal›flt›ktan sonra;

* Demokrasi düflüncesinin tarih içerisindeki geliflimini ö¤reneceksiniz.

* Demokrasinin ilke ve kurumlar›ndan; seçimler ve temsil, siyasal partiler, ço¤ulculuk

ve kat›l›m, hukukun üstünlü¤ü kavramlar›n›n anlam›n› ö¤reneceksiniz.

* Türkiye’deki demokratikleflme hareketlerini tarihsel geliflimi içerisinde ö¤reneceksiniz.

* Demokratik yönetimlerde insan haklar›n›n gerçeklefltirilmesinde karfl›lafl›lan sorunlar

hakk›nda fikir sahibi olacaks›n›z.

* Yaflam biçimi olarak demokrasinin ne anlama geldi¤ini ö¤reneceksiniz.

BU ÜN‹TEN‹N AMAÇLARI + +

NASIL ÇALIfifiMALIYIZ? - -

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

43

A. DEMOKRAS‹ DÜfifiÜNCES‹N‹N GEL‹fifi‹M‹ VE DEMOKRAS‹

KAVRAMI

Bugün dünyan›n bütün dillerinde kullan›lan ve evrensel bir anlam ve de¤er

kazanm›fl olan demokrasi sözcü¤ü kökeni itibariyle Eski Yunancadan gelir. Eski

Yunancada “demos” sözcü¤ü halk, “krasi” sözcü¤ü ise iktidar ya da egemenlik

anlam›na gelmektedir. Bu do¤rultuda demokrasi sözcü¤ü “halk iktidar›”, “hak

egemenli¤i” anlamlar›na gelmektedir. Antik Yunanda belli bir siyasal rejimi ifade eden

demokrasi sözcü¤ü özellikle Atina’da ve di¤er Yunan flehir devletlerinde uygulanan

yönetim biçimini anlatmak için kullan›l›r.

Demokrasi kavram› bugünün dünyas›nda hemen her yerde bir özlemi,

vazgeçilmez bir ideali temsil etmektedir. Baz› marjinal gruplar hariç hiçbir kimse ya da

grup demokrasiye karfl› kay›ts›z ya da karfl› bir tutum tak›nmamaktad›r. Dolay›s›yla

demokrasi özlemi ya da bu özlemin bir süreç içinde gerçeklefltirilmesi anlam›na gelen

demokratikleflme talebi, paylafl›lan bir evrenselli¤i ortaya koymaktad›r. Fakat bir ideali,

bir özlemi dile getiren bu sözcü¤ü tan›mlamaya gelince baz› güçlükler ve sorunlar

ortaya ç›kmaktad›r. Bir taraftan bir ideali dile getirmesi bak›m›ndan evrensel niteli¤e

sahip olan demokrasi, di¤er taraftan uygulamalar› yönüyle yöreseldir. Toplumdan

topluma, kültürden kültüre farkl› bir biçimde yorumlan›p uygulanabilmektedir.

Demokrasinin “sosyal demokrasi”, “sanayi demokrasisi”, “iktisadi demokrasi”

gibi baflka anlam ve anlat›mlar› olsa da burada üzerinde durulan siyasal demokrasidir.

En basit ve yal›n anlam›yla “siyasal demokrasi” “halk egemenli¤i”, “egemenli¤in halka

ait olmas›” anlam›na gelmektedir. ABD eski baflkanlar›ndan Lincoln taraf›ndan yap›lan

ve bugün de geçerlili¤ini koruyan tan›ma göre ise “demokrasi siyasi iktidar›n toplumda,

toplum için, bizzat toplum taraf›ndan kullan›lmas›d›r. Fakat demokrasi kavram›

hakk›nda ciltler dolusu kitaplar yaz›lm›fl olmas›na ra¤men demokrasinin tam olarak

tan›mlanmas› imkâns›zd›r. Üstelik demokrasinin tam olarak tan›mlanmas› onu bir ideal

olmaktan ç›kart›p, bir ideolojiye dönüfltürece¤inden istenmez.

Bugün Bat› ülkelerinde ve Türkiye’de demokratik siyasal sistemin üzerinde

anlafl›lm›fl olan temel ilkeler afla¤›daki noktalar etraf›nda toplanmaktad›r:

a) Devlet bafll› bafl›na bir amaç de¤il, baz› amaçlara ulaflmak için bir araçt›r.

“Demokrasilerde devletin bafll›ca amac›, ay›r›ms›z biçimde insan›n dolay›s›yla da

toplumun mutlulu¤unu sa¤lamakt›r.” Bu do¤rultuda devlet bireylere kapasitelerini

kullanma, ilgi ve kabiliyetleri do¤rultusunda kendilerini gelifltirme ve bu do¤rultuda bir

yaflam sürme imkân› verir.

b) Bütün demokrasilerde insanlar do¤ufltan birtak›m vazgeçilmez ve devredilmez

haklara sahiptirler. ‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi ve di¤er uluslararas› belgelerde

belirlenen ve ›rk, cinsiyet, s›n›f, mezhep vb. ayr›m› olmaks›z›n herkesin sahip oldu¤u

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

44

bu haklar›n kullan›lmas› yönündeki bütün engellerin kald›r›lmas› demokrasinin en

temel görevlerinden biridir.

c) Demokrasi bireysel özgürlü¤ü korur ve gelifltirir. Demokrasilerde bireyi ön

plana ç›karan, bireyin do¤ufltan özgür oldu¤u düflüncesidir. Elbette bu s›n›rs›z bir

özgürlük de¤ildir. Bireylerin sahip olduklar› özgürlükler baflkalar›n›n özgürlükleriyle

s›n›rl›d›r.

d) Demokrasilerde insanlar yasalar önünde ve kamu hizmetlerinden yararlanma

bak›m›ndan eflit say›l›rlar. ‹nsanlar aras›nda çeflitli nedenlerle mutlak bir eflitlik olmasa

da kamu hizmetlerine kat›lma, kamu hizmetlerinden yararlanma ve yasalar karfl›s›nda

bireyler eflit muamele görürler.

e) Demokrasi insan akl›na inanc› esas al›r. Bu do¤rultuda demokratik bir

yönetimde bireylerin kendi genel sorunlar›n› alg›layacak ve bunlar› rasyonel

yöntemleri kullanarak çözecek bilgi ve kabiliyete sahip olduklar› düflüncesi egemendir.

Ya da bireylerin bu niteliklere sahip olarak yetifltirilmeleri ve e¤itilmelerinin sa¤lanmas›

demokratik bir yönetimin en temel görevlerinden biridir.

f) Demokrasi ço¤unlu¤un yönetimine dayan›r. Fakat bu ço¤unlu¤un bütün

isteklerinin ve taleplerinin karfl›lanmas› demek de¤ildir. Demokrasi az›nl›¤›n haklar›n›n

korunmas›n› da gerektirir. Say›lar› ne denli az olursa olsun ço¤unluktan farkl›

düflünenlerin hakl› ve gerçeklefltirilebilir talepleri göz ard› edilmez.

g) Demokrasi halk›n egemenli¤ine dayan›r. Halk›n egemenli¤i önündeki bütün

engellerin kald›r›lmas› demokrasinin en temel görevidir. Siyasal gücün kullan›lmas›n›n

yönetilenlerin isteklerine dayal› olmas› demokrasinin vazgeçilmez bir kofluludur.

Hükümetin siyasal gücünün anayasa ile s›n›rland›r›lmas› demokrasinin bir gere¤idir.

h) Demokraside kuvvetler ayr›m› esast›r. Yasama, yürütme ve yarg› organlar›

birbirlerinin alanlar›na müdahale edemeyecek biçimde ayr›lm›fllard›r.

›) Demokrasi temsil esas›na dayan›r. Bugünün toplumlar›nda halk›n do¤rudan

yönetime kat›lmas› mümkün olmad›¤›ndan halk kendisini yönetecek olanlar› kendi

eliyle seçer. Bu durum siyasal partileri demokrasinin vazgeçilmez bir arac› olarak

ortaya ç›kar›r.

Demokrasi ba¤lam›nda dikkat edilmesi gereken bir noktada demokrasinin bireyin

sosyal gerçekli¤inden yal›t›larak yaln›zca bir hükümet biçimi olarak

görülemeyece¤idir. Demokrasi bir hükümet biçimi olman›n ötesinde, bir yaflay›fl

biçimi yani bir tür yaflam felsefesidir.

Nihayet demokrasi insana bir de¤er olarak önem veren ve insan kiflili¤inin

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

45

özgürce ve eksiksiz biçimde geliflmesine imkân sa¤layan bir yönetim ve fazilet

rejimidir. Demokrasi bugün geldi¤i seviyeye belli aflamalar› kat ederek gelmifltir. Ana

hatlar›yla bu aflamalara de¤inmek yararl› olacakt›r.

Bir sözcük olarak demokrasiyi ilk kullanan Yunanl›lar, bir yönetim biçimi olarak

demokrasiyi keflfeden ve ilk uygulamalar›n› yapan bir uygarl›kt›r. Demokrasinin ilk

uyguland›¤› yer Atina’d›r. Atina’da vatandafllar sitenin yönetimine iliflkin kararlar›n

al›nmas›na kat›lm›fl ve oy kullanmak yoluyla tercihlerini belirtmifllerdir. Bu Atina’da

yaflayan herkesin yönetime kat›labildi¤i anlam›na gelmiyordu. Bir Atinal›n›n mecliste

yönetime kat›labilmesi için özgür olmas›, Atina vatandafl› olmas›, yirmi yafl›n› doldurmufl

olmas› ve erkek olmas› flarlar› aran›yordu. Yani Atina’da çocuklar, köleler ve kad›nlar

yönetimde söz sahibi de¤illerdi. Atina Meclisi yürütme konseyini ve mahkemelerde

görev yapacak yarg›çlar› seçiyordu. Atina’da uygulanan ilk demokraside ekonomik

eflitsizli¤e ra¤men politik bir eflitlik sa¤lanmaya çal›fl›lm›flt›r. Her yurttafl bir oy hakk›na

sahipti. Fakat bu durum mutlak bir politik eflitli¤in sa¤land›¤› anlam›na gelmemelidir.

Zira vatandafllar oylar›n› kullan›rken asillerin, zenginlerin ve hitabet yetenekleriyle

halk› etkileyebilenlerin büyük ölçüde etkisinde kalmakta ve oylar bu do¤rultuda

gruplaflabilmekteydi.

Demokrasi ilk önce Antik Yunanda uygulanm›fl bir yönetim biçimi olmas›na

ra¤men dönemin baz› düflünürleri taraf›ndan fliddetle elefltirilmifltir. Söz gelimi

Aristoteles’e göre demokrasi “insanlar›n tart›lmak yerine say›ld›klar›” bir yönetim

biçimidir. Ona göre sonunda halk, kendi s›¤ ç›karlar› peflinden gidecek, demagoglar›n,

göz boyay›c›lar›n etkisinde kalacak ve yönetim ister istemez bir ço¤unluk diktas›na

dönüflecektir. Dönemin ünlü filozofu Platon da demokrasinin sonunda bir tiranl›¤a

dönüflece¤ini savunmufltur.

Resim 2.1: Platon (solda) ve Aristoteles demokrasinin ço¤unluk diktatörlü¤üne dönüflflebilece¤ini

savunmuflfllard›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

46

Antik Yunanda bafllayan demokrasi Antik Roma’da giderek önemini kaybetmeye

bafllam›flt›r. Gerek Cumhuriyet döneminde gerekse onu izleyen ‹mparatorluk

döneminde Roma’n›n yönetimi eflitlik ve kat›l›ma aç›k olmam›fl, bir aristokrasi (seçkinler

yönetimi) olmufltur.

Tüm Orta Ça¤ boyunca imparatorluklar hüküm sürmüfltür. Zaman zaman

imparatorluklar›n zay›flamas› feodal yönetimleri ortaya ç›karm›flt›r. Orta Ça¤ boyunca

hüküm süren devletlerin hemen tamam› teokratik bir temele dayanm›flt›r. Bu dönemde

demokrasi (‹talya’da kurulan baz› kominler hariç) hiç uygulanmam›flt›r.

Bat›da 15.yüzy›ldan itibaren ortaya ç›kmaya bafllayan Rönesansla birlikte yeni

bir ayd›nlanma ortaya ç›kmaya bafllam›flt›r. Rönesans yeniden do¤ufl demektir. Burada

yeniden do¤an; akla, elefltiri ve sorgulamaya dayal› yeni bir insan, devlet, din ve evren,

anlay›fl› ortaya koyma çabas›d›r. Rönesans’la birlikte Orta Ça¤›n dine dayal›, insan

devlet ve do¤a anlay›fl› sars›lmaya bafllam›flt›r.

Rönesans felsefesi ilk önce insan anlay›fl› üzerinde durmufltur. ‹nsan nedir?

insan›n bu dünyadaki yeri ve amac› nedir? Sorular› cevapland›r›lmaya çal›fl›lm›flt›r.

Hümanizm ad› verilen bu ak›m laik bir kültür ortaya koymay› amaçlam›flt›r.

Hümanizmin öncülerinden say›lan Petrarca (1304-1374) insan için en yüksek de¤er

ruhunun ba¤›ms›zl›¤› ve özgürlü¤üdür der. ‹talyan düflünürü Machiavelli (1469-1527)

canl› bir do¤a gücü olan insan›n temel içgüdüsünün egemen olmay› istemek oldu¤unu

savunur. Roterdaml› Erasmus (1469-1538) dönemin dogmalar›n› alayc› bir üslupla

elefltirerek laik bir dünya görüflünü ortaya ç›kart›r.

‹nsan anlay›fl›na ba¤l› olarak toplum ve devlet anlay›fllar›nda da de¤ifliklikler

olmufltur. Bu dönemde din devleti ya da ümmet anlay›fl› yerine laik temele dayal› ulus

devlet fikri ön plana ç›kmaya bafllam›flt›r. Ulus devlet ve devlete dayal› hukuk fikrinin

mimar› Machiavelli’dir. J. Bodin’de Machiavelli gibi mutlak monarfliye dayal› ulus

devleti savunmakla birlikte hukuk ve ahlak kurallar›n›n hükümdar›n otoritesini

s›n›rlamas› gerekti¤ini söyler. Liberal devlet anlay›fl›n›n öncüsü say›lan H. Groteus

(1583-1645) do¤al hukuk kavram›n› ortaya atm›flt›r. Ona göre devlet, insanlar aras›nda

do¤al olarak var olan hukuk sistemini korumak için vard›r. Fakat hukukun s›n›r›

devlette bitmez, devletler aras› geçerlili¤e sahiptir. Groteus bu düflünceleriyle uluslararas›

hukukun mimar› kabul edilir. T. Morus (1480-1535) ve T. Campenella

(1568-1636) adalet ve eflitli¤i gerçeklefltiren ütopya devletler hayal ederler.

Rönesansta do¤a anlay›fl›nda da yenilikler olmufltur. N. Cusanus (1401-1464)

evrenin sürekli geliflen sonsuz bir varl›k oldu¤unu ileri sürmüfltür. Copernic (1473-1543)

yer merkezci evren tasar›m› yerine günefl merkezli evren tasar›m›n› getirmifltir.

Kopernik sistemine dayal› bir dünya görüflünü gelifltiren G. Bruno (1548-1600)

kiliseye karfl› geldi¤i için yak›lm›flt›r. Kepler (1571-1630), Galilei (1564-1642) ve

Newton (1643-1727) Kopernik sistemini bilimsel temeller üzerine oturtmufllard›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

47

F. Bacon (1561-1626) do¤aya egemen olmak için onu tan›mak gerekti¤ini fakat akl›n

ön yarg›lar nedeniyle bunu baflarmakta güçlük çekti¤ini söyler.

Rönesansla birlikte din anlay›fl›nda da de¤iflmeler olmufltur. M. Lutter ( öl. 1517)

kilisenin yaratt›¤› yozlaflmay› ortadan kald›rmak için u¤raflm›fl, tanr› ve kul aras›na

kimsenin giremeyece¤ini savunmufltur. Stoa anlay›fl›na dayal› bir ak›l ve do¤a dini

ortaya koyma çabalar› da olmufltur. J Bodin, ve Charbury (1581-1648) bu anlay›fl›n

bafll›ca öncüleridir.

Rönesansla bafllayan ayd›nlanma düflüncesi artarak devam etmifl ve 17-18. yy.

olgunluk seviyesine ulaflm›flt›r. Bu dönemde T. Hobbes (1588-1679) ve J. Locke (1632-1704)

liberal devlet ve do¤al hukuk anlay›fl›n› gelifltirdiler. J. Locke ye göre insanlar salt insan

olmalar› nedeniyle do¤ufltan baz› haklara sahiptiler. Bu haklar›n bafl›nda yaflama hakk› ve

mülkiyet hakk› gelir. Dönemin düflünürlerinden Montesquieu (1689-1755) kuvvetler

ayr›l›¤› düflüncesini ortaya atarak devletin mutlak gücünü kifli hak ve özgürlükleri

karfl›s›nda s›n›rland›rmay› hedefledi. Frans›z düflünürü J.J. Rousseau toplumsal sözleflme

anlay›fl›n› savunarak demokrasi fikrini gelifltiren düflünceler ortaya koydu.

Yukar›da say›lan düflünceler somut sonuçlar›n› 12 Haziran 1776’da ilan edilen

Virginia Haklar Bildirgesiyle verdi. Bu bildirgede insanlar›n do¤ufltan baz› haklara

sahip olduklar› güçlü bir flekilde dile getiriliyordu. Hemen sonra 4 Temmuz 1776

Amerikan Ba¤›ms›zl›k Bildirgesi, 1789 Amerikan Anayasas› ve 1789 Frans›z ‹nsan ve

Yurttafl Haklar› Bildirgesi’nde bu haklar tekrar edildi. Bu tarihlerden sonra pek çok

ülkenin anayasas›nda bu haklar yer almaya bafllad›.

18. yüzy›l sonlar›ndan itibaren ‹ngiltere ve Amerika’da temsilî demokrasi geliflmeye

bafllad›. Siyasi partiler ortaya ç›kt›. Oy hakk›n›n geniflletilmesi için mücadeleler verildi.

Resim 2.2: J. J. Rousseau (solda), Montesquieu (ortada) ve J. Locke demokrasi düflflüncesinin

geliflflimine önemli katk›lar sa¤lam›flfl düflflünürlerdir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

48

19. yüzy›l sonlar› ve 20. yüzy›l bafllar›nda pek çok ülkede parlamenter

demokrasiye geçildi. Kad›nlara seçme ve seçilme haklar› verildi. I. Dünya Savafl› ve

1929’da dünyada yaflanan ekonomik bunal›mlar demokrasi aç›s›ndan liberal haklar›n

yetersiz oldu¤unu gösterdi. Bu dönemden sonra hukuk devleti ve sosyal devlet

anlay›fllar›nda geliflmeler oldu.

20. yy. demokrasi aç›s›ndan çalkant›l› bir yüzy›l olmufltur. Zaman zaman

Avrupa’da diktatörlükler ortaya ç›km›flt›r. Fakat özellikle dünyada kal›c› bar›fl ve sürekli

bir demokrasiyi gerçeklefltirmeyi amaç edinen Birleflmifl Milletler Örgütü, Avrupa

Konseyi, Avrupa Güvenlik ve ‹flbirli¤i Teflkilat›, Avrupa Birli¤i gibi uluslararas›

örgütlerin gelifltirdi¤i denetim mekanizmalar› demokrasi sürecinin h›zlanmas›na neden

olmufltur. Demokrasi ile yönetilen ülkelerin say›s› her geçen gün artmaktad›r.

B. DEMOKRAS‹N‹N ‹LKE VE KURUMLARI

Demokrasi bütün dünyada vazgeçilmez bir ideali, bir özlemi dile getirmektedir.

Dünyadaki hemen bütün ülkeler demokrasiyle yönetildiklerini iddia etmektedirler.

Fakat birbirlerinden çok farkl› ilke, de¤er, kurum ve uygulamalara sahip olan bu

ülkelerin hepsinin demokrasi ile yönetildiklerini düflünmek yanl›flt›r. Demokrasinin

olabilmesi, bir ülkenin yönetim biçiminin demokrasi olarak adland›r›labilmesi için

birtak›m ilke ve kurumlara ihtiyaç vard›r. Bunlardan baz›lar› seçimler ve temsil, siyasi

partiler, ço¤ulculuk ve kat›l›m ve hukukun üstünlü¤üdür.

1. Seçimler ve Temsil

Demokrasinin ilk ortaya ç›k›fl› Yunan site devletlerinde do¤rudan demokrasi

fleklindedir. Site devletlerinde özgür, ergin ve erkek yurttafllar, meclise do¤rudan kat›larak

görüfllerini ve kararlar›n› bildirerek yönetime kat›lm›fllard›r. Say›lar› çok büyük olmayan

Yunan flehir devletlerinde uygulanan bu demokrasi türünün (do¤rudan demokrasi) bugün

say›lar› yüz milyonlarla ifade edilen ça¤dafl devletlerde uygulanmas› imkâns›zd›r. Yar›

do¤rudan (yar› temsilî) demokrasi ya da baz› Avrupa ülkelerinde bir dönem uygulanan

“emredici vekâlet sistemi”nin de bugünün ça¤dafl toplumlar›nda uygulanabilirli¤i düflüktür.

Ça¤dafl toplumlar temsilî demokrasi ile idare edilmektedirler. Temsilî demokrasi

yurttafllar›n ülke yönetimine belli ölçüde kat›lmalar› ile sa¤lan›r. Bu kat›l›m da seçimler

yoluyla gerçekleflir. Demokratik yönetimlerde iktidar›n kayna¤› ve meflruiyeti halk›n

mutabakat›na (konsensüs=uzlaflma) dayan›r. Halk iktidara (yöneticilere) iliflkin tercihini

belli aral›klarla yap›lan serbest seçimler yoluyla bildirir. Seçim demokratik toplumlar

için olmazsa olmaz bir unsurdur. Fakat seçimler hür ve demokratik toplum düzeninin

kurulmas› için yeterli de¤ildir. Tek partili ya da monist rejimlerde seçim gerçek

amac›ndan çok uzakt›r. Seçimlerin amac›na uygun olabilmesi için farkl› görüfl ve

programlar› savunan siyasi partilerin iktidar yar›fl›na kat›ld›klar› ço¤ulcu bir toplum

yap›s›n›n varl›¤› zorunludur. Böyle toplumlarda seçim siyasi gerginli¤i azalt›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

49

Seçimlerle ilgili en önemli sorunlardan biri kimlerin seçmen olabilece¤idir.

Demokrasi ad›na verilen mücadelelerin önemli bir k›sm›n› oy hakk›n›n geniflletilmesi

için verilen mücadeleler oluflturur. Temsilî demokrasi aç›s›ndan iki tür oy kullanma

flekli vard›r. Bunlar:

1. K›s›tl› oy: Bu oy kullanma türünde seçmen olmak belli flartlara ba¤lanm›flt›r.

K›s›tl› oyun en eski türü vergi ödemeye ba¤l› oy kullanmad›r. Bir baflka k›s›tl› oy

yöntemi de yetene¤e ba¤l› oy kullanmad›r. Bu yöntemde oy kullanabilmek belli bir

e¤itim alm›fl olmay› gerektiriyordu. K›s›tl› oyun bir türü de cinsiyete ba¤l› oy

kullanmad›r. Önceleri demokrasilerde kad›nlara oy kullanma hakk› verilmemifltir.

Kad›nlara oy kullanma hakk› ilk önce ABD’nin baz› eyaletlerinde verilmifltir. Daha

sonra 1919’da Federal Almanya’da 1928’de ‹ngiltere’de 1944’te Fransa’da ve 1977’de

‹sviçre’de tan›nm›flt›r. Türkiye’de 5.12.1934 de kad›nlara seçme ve seçilme hakk›

verilmifltir.

K›s›tl› oyun bir türü de ›rka dayal› oy kullanmad›r.

Pek çok ülkede geçmiflte siyah ›rka oy kullanma hakk› tan›nmam›flt›r.

2. Genel oy: Halk›n seçmen olabilmesi için ›rk, servet, cinsiyet, yetenek vb. flart

aranmayan oy türüdür. Bu, seçme yeterlili¤ine sahip olan herkesin oy kullanabilmesi

demektir. Seçme yeterlili¤i genel oyu zedelemez. Seçme yeterlili¤i anayasalar ile

belirlenmifltir. 1982 Anayasas›’na göre Türkiye’de 18 yafl›n› dolduran her Türk

vatandafl› oy kullanabilir. Yaln›z, k›s›tl› ve kamu hizmetlerinden yasakl› olanlar oy

kullanamazlar. Anayasam›za göre bir de seçim günü oy kullanamayacak olanlar vard›r.

Bunlarda silâh alt›nda bulunan er ve erbafllar, askeri ö¤renciler ve ceza infaz

kurumlar›nda hükümlü bulunanlard›r.

Ülkemizde seçmek bir hak oldu¤u kadar bir görevdir. Baz› ülkelerde oy

kullanmak tercihe ba¤l›d›r. Vatandafl dilerse oy kullan›r, dilemezse kullanmaz.

Ülkemizde oy kullanmak zorunludur. Oyunu herhangi bir sebep olmaks›z›n

kullanmayanlara para cezas› verilir.

Resim 2.3: Oy kullanmak vatandaflfll›k görevidir

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

50

Seçimin amac›na ulaflmas›nda gizli oy, aç›k say›m ve döküm esas› çok önemlidir.

Anayasaya göre “Seçimler ve halkoylamas› serbest, eflit, gizli, tek dereceli, genel oy,

aç›k say›m ve döküm esaslar›na göre, yarg› yönetim ve denetimi alt›nda yap›l›r.” Oyun

gizli olmas› oy kullananlar›n tercihlerini hiçbir bask› alt›nda kalmadan kullanmalar›n›

sa¤lar. Aç›k say›m ve döküm seçimlere hile kar›flmas›na, birilerinin vatandafllar›n

oylar›n› de¤ifltirmesine engel olur.

Ülkemizde genel seçimler sonucunda Türk halk›n› temsil edecek milletvekilleri

seçilir. Her il bir seçim çevresidir. Baz› büyük iller birden fazla seçim çevresine

ayr›lm›flt›r. Seçme yeterlili¤ine sahip kifliler bu seçim çevrelerinden siyasi partilerce

aday gösterilebilecekleri gibi, kifliler ba¤›ms›z olarak da aday olabilirler. Seçimler

sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeli¤ine seçilenler Anayasa’n›n 80. maddesi

gere¤i “seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri de¤il, bütün Milleti temsil

ederler.” Seçimlerle ilgili uyuflmazl›klar› Yüksek Seçim Kurulu çözüme kavuflturur.

Dünyan›n de¤iflik ülkelerinde uygulanan farkl› seçim sistemleri vard›r. Seçim

sistemleri ana bafll›klar› itibar›yla üçe ayr›labilir.

Bunlar:

1. Ço¤unluk sistemi-Nispi temsil sistemi

2. Tek isimli seçim- Listeli seçim

3. Tek turlu seçim- ‹ki turlu seçim

Ülkemizde uygulanan seçim sistemi tek dereceli %10 ülke barajl› d’Hondt

(Hond) nispi temsil sistemidir. Ülkemizde uygulanan seçim sistemiyle ilgili en çok

tart›fl›lan konulardan birisi %10’luk ülke baraj›d›r. 1982 Anayasas›’n›n 67. maddesinde

1995 tarihinde yap›lan bir de¤ifliklikle “Seçim kanunlar›, temsilde adalet ve yönetimde

istikrar ilkelerini ba¤daflt›racak biçimde düzenlenir.” ifadesi eklenmifltir. Bu ifadeyle

önceden beri uygulanan ülke baraj› Anayasal dayana¤a kavuflturulmufltur. Siyasi partilerdeki

uzlaflma kültürü zay›fl›¤›n›n ülkeye getirece¤i istikrars›zl›¤› ortadan kald›rmay›

amaçlayan ülke baraj› demokratik aç›dan baz› olumsuzluklara neden olmaktad›r. Bu

yolla milyonlarca seçmenin siyasal tercihi parlamento d›fl›nda kalmakta temsil

olana¤›ndan yoksun olmaktad›r. Di¤er taraftan seçim baraj› kald›r›l›rsa çok say›da parti

parlamentoda temsil edilecek, tek bir partinin iktidara gelmesi imkâns›z hale gelecek,

hatta iki partinin yetersiz kald›¤› durumlar olabilecek, iktidar› oluflturmak için ikiden

çok siyasi partinin uzlaflmas› gerekebilecektir. Bu ise uzlaflma kültürünün çok zay›f

oldu¤u ülkemizde siyasal, sosyal ve ekonomik istikrars›zl›klara neden olabilecektir.

Seçimlerin birde seçilme boyutu vard›r. Ülkemizde milletvekili seçilebilmenin

flartlar› Anayasa’n›n 76. maddesinde say›lm›flt›r. Buna göre;

“Yirmibefl yafl›n› dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

51

En az ilkokul mezunu olmayanlar, k›s›tl›lar, yükümlü oldu¤u askerlik hizmetini

yapmam›fl olanlar, kamu hizmetinden yasakl›lar, taksirli suçlar hariç toplam bir y›l veya

daha fazla hapis ile a¤›r hapis cezas›na hüküm giymifl olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp,

rüflvet, h›rs›zl›k, doland›r›c›l›k, sahtecilik, inanc› kötüye kullanma, dolanl› iflas gibi yüz

k›zart›c› suçlarla, kaçakç›l›k, resmî ihale ve al›m sat›mlara fesat kar›flt›rma, Devlet

s›rlar›n› a盤a vurma, terör eylemlerine kat›lma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teflvik

suçlar›ndan biriyle hüküm giymifl olanlar, affa u¤ram›fl olsalar bile milletvekili

seçilemezler.

Hâkimler ve savc›lar, yüksek yarg› organlar› mensuplar›, yüksekö¤retim

kurumlar›ndaki ö¤retim elemanlar›, Yüksekö¤retim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve

kurulufllar›n›n memur statüsündeki görevlileri ile yapt›klar› hizmet bak›m›ndan iflçi

niteli¤i tafl›mayan di¤er kamu görevlileri ve Silahl› Kuvvetler mensuplar›, görevlerinden

çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.”

Cumhurbaflkan› seçilebilmek için ise milletvekili seçilebilmek için gerekli

flartlar›n yan›nda k›rk yafl›n› doldurmufl olmak ve yüksek ö¤renim görmüfl olmak

flartlar› aran›r. Milletvekilleri Cumhurbaflkanl›¤› için aday olabilirler. Milletvekili

olmayanlar ise Meclis üye tamsay›s›n›n en az beflte birinin yaz›l› önerisiyle aday

gösterilebilirler. Bir kimse, iki defa Cumhurbaflkan› seçilemez.

2. Siyasal Partiler

Siyasi partiler günümüzde siyasi rejimlerin en önemli unsurlar›d›r. “Siyasi parti

üyelerinin düflünce ve menfaatlerini gerçeklefltirmek için iktidar› k›smen ya da

tamamen elde etmek amac›yla siyasi hayata kat›lan teflkilatlanm›fl bir gruptur.” Siyasi

partilerde süreklilik, ülke çap›nda tam bir örgütlenme, iktidar› kullanma iste¤i ve seçim

yoluyla halk deste¤ini alma çabas› vard›r. 1982 Anayasas› siyasi partileri “demokratik

siyasi hayat›n vazgeçilmez unsurlar›” olarak nitelemifltir. Fakat Anayasada siyasi

partinin tan›m› yap›lmam›flt›r. Siyasi partilerin tan›m› “Siyasi Partiler Kanunu”nda

yap›lm›flt›r. Kanuna göre “Siyasi partiler; Anayasa ve kanunlara uygun olarak;

milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlar›nda belirtilen

görüflleri do¤rultusunda çal›flmalar› ve aç›k propagandalar› ile milli iradenin oluflmas›n›

sa¤layarak, demokratik bir devlet ve toplum düzeni içerisinde ülkenin ça¤dafl

medeniyet seviyesine ulaflmas› amac› güden ve ülke çap›nda faaliyet göstermek üzere

teflkilatlanan tüzel kiflili¤e sahip kurulufllard›r”

Yukar›daki tan›mlardan da anlafl›laca¤› gibi siyasi partilerde iktidar› elde etme

çabas› vard›r. Bu çaba siyasi partileri di¤er siyasi oluflumlardan ay›ran önemli bir

farkl›l›kt›r. Modern anlamda siyasi partiler 19.yy. da önce ABD’de sonrada ‹ngiltere’de

ortaya ç›km›fllard›r.

Ülkemizde çok partili siyasal hayata 1945 y›l›ndan sonra geçilmifltir. Siyasi

partilere iliflkin esas ve usuller 1982 Anayasas› ve bu Anayasaya uygun olarak

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

52

haz›rlanm›fl olan Siyasi Partiler Kanunu’nda gösterilmifltir. Anayasa’n›n 68. maddesine

göre “Vatandafllar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden

ayr›lma hakk›na sahiptir. Parti üyesi olabilmek için on sekiz yafl›n› doldurmufl olmak

gerekir.

Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri

içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.”

“Siyasi Partiler Kanunu”na göre bir siyasi partinin kurulabilmesi için “partiye

üye olma yeterli¤ine sahip en az otuz Türk vatandafl›” gereklidir. Kanunda belirtilen

say›da kifli bir araya gelerek ve kanunda gösterilen gerekli fleyleri tamamlayarak ‹çiflleri

Bakanl›¤›’na müracaat eder ve bir siyasi partiyi kolayca kurabilirler. Siyasi parti

kurmak için istenilen belgelerden baz›lar› parti isim ve amblemi, partinin tüzük ve

program› ve parti kurucusuna ait bilgilerdir. Siyasi partilerin kurulmas› bu kadar kolay

olmas›na karfl›n kapat›lmalar› çok zordur. Siyasi partiler ancak Anayasada yasaklanm›fl

faaliyetler içinde bulunduklar› zaman Anayasa Mahkemesinin karar›yla kapat›labilirler.

Siyasi partilerin Anayasa ile korunmufl olmalar›n›n nedeni ço¤ulcu demokrasiyi

koruma çabas›d›r.

Usulüne uygun olarak kurulmufl her siyasi parti seçimlere kat›lamaz. Bir siyasi

partinin seçimlere kat›labilmesi için Siyasi Partiler Kanunu gere¤ince ya mecliste grubu

bulunmal›d›r ya da ülke genelinde belli bir örgütlenmeyi tamamlam›fl olmal›d›r. Bir

siyasi parti yirmi milletvekiliyle Mecliste grup kurabilir.

à Siyasî partiler, demokratik siyasî hayat›n vazgeçilmez unsurlar›d›r.

Resim 2.4: Halk›m›z› genel oyla seçilen 550 Milletvekili temsil eder.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

53

Siyasi partilerin çeflitli ifllevleri vard›r. Bunlardan baz›lar›:

1. Siyasi partiler toplumdaki da¤›n›k görüfl, düflünce ve e¤ilimlere aç›kl›k kazand›r›r,

farkl› düflünce gruplar›n› ortak noktalar etraf›nda birlefltirerek çok parçal›l›¤›

azalt›rlar.

2. Siyasi partiler seçimler için aday gösterir ve ülkeyi yönetecek lider kadrolar›

e¤itirler.

3. Siyasi partiler halk› e¤itirler, ülke sorunlar›n› halk›n gündemine getirerek halk›n

ülke sorunlar› konusunda duyarl›l›k kazanmas›n› sa¤larlar.

4. Siyasi partiler iktidar› kullanarak ülkeyi yönetir.

5. Siyasi partiler iktidar› elefltirir, denetler ve iktidarda bulunanlar›n bafl›na buyruk

uygulamalar›na engel olurlar.

6. Siyasi partiler halk ile iktidar aras›nda arac›l›k yaparlar.

7. Siyasi partiler halk›n istek ve beklentilerini zamana yayarak beklentileri

gerçekleflmeyen çevrelerdeki gerilim ve huzursuzlu¤u azalt›rlar.

3. Ço¤ulculuk ve Kat›l›m

Ço¤ulculuk ça¤dafl demokrasilerin ön kofluludur. Düflünce ve düflünceyi ifade

etme hürriyeti en temel insan haklar›ndan biridir. Ço¤ulcu demokrasi kültürel tekelcili¤i

d›fllar. Demokratik toplumlarda bireyler aras›ndaki tek benzerlik farkl› olufllar›d›r.

‹nsanlar farkl› felsefi ya da siyasi düflüncelere sahip olabilirler. Farkl› kültürlerden

gelebilirler. Farkl› dinlere inanabilirler. Yaflam tarzlar›yla, giyim kuflamlar›yla, inanç ve

de¤erleriyle çok farkl› özellikler gösterebilirler. Sahip olduklar› inanç ve düflünceleri

baflkalar›yla paylaflmak isteyebilirler. Ço¤ulcu demokrasi, hiçbir inanc›, hiçbir felsefi

görüflü, kültürü ya da dini bast›rmaya, ortadan kald›rmaya çal›flmaz. Hiç kimseyi

baflkas› gibi davranmaya, baflkas› gibi düflünüp yaflamaya zorlamaz.

Ço¤ulcu demokrasi tek tip toplum yaratma dayatmas›na karfl›d›r. Tarihte tek tip

toplum yaratma gayreti içinde olan çeflitli diktatörler olmufl ve bu diktatörler ülkelerine

ve halklar›na büyük zararlar vermifllerdir. Frans›z Devrimi sonras› ortaya ç›kan

Jakobenler, Almanya’da Hitler, Rusya’da Stalin, ‹talya’da Mussolini, ‹spanya’da

Franco tek tip toplum yaratma hayaliyle büyük insan haklar› ihlallerine, savafl ve

ac›lara yol açan diktatörlerden baz›lar›d›r.

Demokratik toplumdaki ço¤ulculu¤u bir otomobile benzeterek aç›klayabiliriz.

Nas›l ki bir otomobil birbirlerinden farkl› özellik ve flekillerdeki binlerce parçan›n bir

araya gelmesinden oluflmufl bir bütünse, demokratik toplumda ayn› flekilde farkl›

özelliklere sahip parçalardan oluflmufl mükemmel bir bütündür. Nas›l ki bir otomobilin

her bir parças›n›n farkl› bir ifllevi varsa, bir parça bir di¤erinin yerini tutam›yorsa,

toplumdaki her bireyin de farkl› bir ifllevi vard›r. Hiçbir birey toplumdaki bir baflkas›n›n

yerini tam olarak dolduramaz. Bir makinede kullan›lan bir viday› perçin yerine

kullanmaya çal›flmak o parçay› asl›ndan ve özelli¤inden uzaklaflt›rmak oldu¤u gibi

demokratik toplumdaki bir bireyi baflkas› gibi düflünmeye baflkas› gibi davranmaya

zorlamak o kifliyi kifliliksizlefltirir. ‹kiyüzlü ve sahtekâr yapar.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

54

Ço¤ulcu demokrasi hoflgörüyü ve farkl›l›klara sayg›y› gerektirir. Toplumdaki

herkes farkl› kültürel kimliklere, farkl› inanç ve düflüncelere sayg›yla yaklaflabilmelidir.

Bunun için devletin de farkl›l›klara eflit mesafede olmas› gerekir.

Demokratik toplumda bireyler ço¤ulculu¤un bir gere¤i olarak siyasi partiler,

sendikalar, dernekler gibi sivil kitle örgütlerinde örgütlenerek iktidar› elde etme ya da

iktidara etki etme yar›fl›na girebilirler.

Ço¤ulculu¤un bir anlam› da iktidar› elde etme yar›fl›na giren ve farkl› plan ve

programlara sahip birden fazla siyasi partinin olmas›d›r. Demokrasi bir iktidar› elde

etme yar›fl›d›r. Toplumun ço¤unlu¤unun destek verdi¤i siyasi parti iktidara gelir ve

ülkeyi yönetir. Tek partili demokrasilerde ya da tek bir görüflün egemen oldu¤u

toplumlarda ço¤ulculuktan bahsedilemez.

Burada gözden kaç›r›lmamas› gereken bir nokta ço¤ulculuk ve ço¤unlukçulu¤un

ayn› fleyler olmad›¤›d›r. Ço¤ulculu¤un gere¤i olarak ço¤unlu¤u oluflturan›n yönetme

hakk› vard›r. Fakat bu ço¤unlu¤un, az›nl›kta kalanlar›n hakl›, demokratik ve

gerçeklefltirilebilir taleplerini göz ard› etmeleri anlam›na gelmez. Aksi halde bir

ço¤ulculuk de¤il ço¤unluk hegemonyas› söz konusudur. Demokrasi konusunda

toplumdaki en önemli yanl›fl alg›lamalardan birisi de budur. Toplum faydac› bir

anlay›flla ço¤unlukta olan›n hakl› olaca¤›n› ve her istedi¤ini yapabilece¤ini düflünmektedir.

Dört kiflinin çal›flt›¤› bir ifl yerinde insanlar›n odada sigara içilip/içilmemesi konusunda

oylama yapt›klar›n› ve üç kiflinin sigara içilmesi yönünde oy kulland›¤›n› düflünün.

Demokrasideki yanl›fl alg›lama gere¤i insanlar orada sigara içilmesinin do¤ru ve

Resim 2.5: Ço¤ulcu demokrasi örgütlenme hakk›n› korur.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

55

demokrasiye uygun oldu¤unu düflüneceklerdir. Hâlbuki bu durumda orda yaflayan ve

sigara içilmesini istemeyen kiflinin sa¤l›¤› tehlikeye at›lm›fl olacakt›r. Demokratik

toplumlarda say›lar› ne denli az olursa olsun toplumun genelinden farkl› istek ve

beklentileri olan gruplar›n da istekleri gerçeklefltirilir. ‹mkânlar ölçüsünde farkl› istek

ve beklentiler için çözümler üretilir.

Ço¤ulculu¤un gere¤i olarak demokratik toplumlarda bireyler iktidara etki etmek,

iktidar› denetlemek için sivil toplum örgütlerinde bir araya gelirler. Dernekler, sendikalar

vb. sivil toplum örgütleri demokrasiler için olmazsa olmazlard›r. Demokratik devlet

insanlar›n bu tip örgütlenmeler içinde olmalar›n› engellemez, tam tersine destekler.

Ço¤ulculu¤un ço¤unlukçulu¤a dönüflmemesi kuvvetler ayr›m›yla mümkündür.

Kuvvetler ayr›m› devlet erkinin paylafl›lmas› demektir. Demokratik bir toplumda

kuvvetler ayr›m› çeflitli yollarla gerçekleflir. Birincisi yasama, yürütme ve yarg›

erklerinin ayr› olmas› ve birbirlerinin alan›na müdahale etmemesidir. Buna yatay

kuvvetler ayr›m› denir. Fakat bütün parlamenter sistemlerde hükümeti kuracak

yeterlili¤e sahip siyasi parti, yasama ve yürütme erklerini birlikte kontrol edebilmekte,

bu durum da kuvvetler ayr›l›¤›n› güçlefltirmektedir. Bir di¤er kuvvetler ayr›l›¤› merkezi

idareden yerel yönetimlere do¤ru olan dikey kuvvetler ayr›m›d›r. Bütün idari

mekanizmalar› elinde bulunduran güçlü bir merkezi yönetim çeflitli demokratik

s›k›nt›lara yol açabilir. Yetki yukar›dan afla¤›ya do¤ru paylafl›l›rsa her kademedeki

insanlar kendileriyle ilgili konularda fikir ve görüfllerini belirterek demokratik karar

alma mekanizmas›na kat›labilirler. Böylece güç, yöneten ve yönetilenler aras›nda

paylafl›lm›fl olur.

4. Hukukun Üstünlü¤ü

Hukuk Devleti deyimi ilk defa 19.yy. ortalar›nda Almanya’da kullan›lm›fl olan

“Rechsstaat” kelimesinden gelmektedir. Frans›zcada “Etat de Doriot” sözcü¤ü hukuk

devleti karfl›l›¤› olarak kullan›l›r. Anglo Sakson ülkeleri baflta olmak üzere pek çok

ülkede de “rule of law” “hukukun üstünlü¤ü” ifadesi tercih edilmektedir. Hukuk devleti

ile hukukun üstünlü¤ü ifadeleri aras›nda kayda de¤er bir farkl›l›k bulunmamaktad›r.

Hat›rlayaca¤›n›z gibi “Hukuk Devleti ve ‹nsan Haklar›” bafll›¤› alt›nda hukukun

üstünlü¤ünün ne oldu¤u, bir hukuk devletinin hangi nitelikleri tafl›mas› gerekti¤i

ayr›nt›s› ile ele al›nm›flt›r. Burada k›sa bir hat›rlatma yeterli olacakt›r.

Bir devlette yasalar›n yasama, yürütme ve yarg› organlar›n› ba¤lamas›, temel hak

ve özgürlüklerin anayasal güvenceye kavuflturulmas›, devlet erklerinin birbirlerinin

alan›na müdahale etmemesi, yasalar›n anayasa ve insan haklar›na uygun olmas›,

kiflilerin hukuk önünde eflit olmalar›, yarg›n›n hür ve ba¤›ms›z olmas› durumuna

hukukun üstünlü¤ü ad› verilir.

b

b

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

56

Resim 2.6: Osmanl› devleti III. Selim’e kadar geleneksel yap›s›n› korumuflfltur.

C. TÜRK‹YE’DE DEMOKRAT‹KLEfifiME HAREKETLER‹ VE ‹NSAN

HAKLARI

Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden ç›kt›¤› Osmanl› Devleti mutlak monarfli ile

yönetiliyordu. Osmanl› Devleti di¤er bütün devletler gibi çevresinde olup biten

geliflmelere kay›ts›z kalmam›fl / kalamam›fl, de¤iflimi arzulam›fl / de¤iflime zorlanm›flt›r.

Osmanl› toplum yap›s›nda iç ve d›fl etmenlere ba¤l› olarak ortaya ç›kan ve giderek h›z

kazanan de¤iflmeler, 16. yy. sonlar›ndan itibaren geleneksel Osmanl› siyasi ve idari

düzeninde bozulmalara yol açm›flt›r. Özellikle Rönesans ve Reform hareketleri ve 1789

Frans›z ‹htilali sonucunda ço¤u d›fl güçlerin etkisi ile ortaya ç›kan ayr›l›k hareketleri

Devleti siyasi ve idari aç›dan güçlü k›lacak baz› tedbirleri ve yenileflme hareketlerini

beraberinde getirmifltir. Bafllang›çta Padiflahlardan kaynaklanan ›slahat (yenileflme)

hareketleri daha sonralar› 19.yy. ortalar›na do¤ru modern anlamda hukukun

üstünlü¤üne dayal› bir devlet düzeni aray›fllar›na neden olmufltur.

Osmanl› Devleti’nde ve daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde

demokratikleflme ve insan haklar› alan›nda sa¤lanan geliflmeler Cumhuriyet öncesi ve

Cumhuriyet sonras› geliflmeler olarak iki bafll›kta ele al›nabilir.

1. Cumhuriyet Öncesi Geliflflmeler

Nizam-› Cedit

Osmanl› Devleti’nde yenileflme hareketlerini bafllatan III. Selim olmufltur.

III. Selim yapt›¤› çal›flmalarla Osmanl› Devleti’ni Bat› uygarl›¤›n›n seviyesine

ç›kartmak istemifltir. Yapt›¤› yenilikler içerisinde demokrasi aç›s›ndan bir geliflme

say›labilecek olan, devlet yönetimine “meflveret” usulünün getirilmesidir. Kararlar›n

Meflveret Meclisi (dan›flma meclisi) ad› verilen bir mecliste görüflülerek al›nmas›

meflruti yönetim yönünde at›lm›fl bir ad›m olarak görülebilir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

57

Sened-i ‹ttifak

Osmanl› merkezi yönetiminin gücünün giderek zay›flamas› ‹mparatorluk

topraklar› içindeki baz› hanedan üyeleri ve ayanlar›n kendi topraklar›nda adeta

ba¤›ms›z bir biçimde, bafllar›na buyruk olarak hareket etmelerine neden olmufltu. Bu

durumu ortadan kald›rmak amac›yla Padiflah ll. Mahmut döneminde Sadrazam Alemdar

Mustafa Pafla’n›n çabalar›yla baz› ayan ve hanedan üyeleriyle Devlet aras›nda Ekim

1808’de Sened-i ‹ttifak ad› verilen bir belge imzalanm›flt›r. Ahlaki ve dini yapt›r›m›ndan

baflka hiçbir ba¤lay›c›l›¤› olmayan bu belge, pratikte hiç uygulama alan› olmasa da

Osmanl› Devleti’nde padiflah›n yetkilerini s›n›rlayan, padiflah› belli yönde davranmaya

zorlayan ilk belge olmas› aç›s›ndan Türk Anayasac›l›k hareketlerinde önemli bir yere

sahiptir.

Gülhane Hatt› Hümayunu

3 Kas›m 1839’da Padiflflah Abdülmecit döneminde Mustafa Reflit Pafla’n›n

katk›s›yla bir bildiri haz›rlanm›flt›r. Gülhane Hatt-› Hümayunu ad› verilen bu belgenin

haz›rlanmas›nda ve kabul edilmesinde Bat›l› büyük devletlerin yan› s›ra Bat›da e¤itim

görmüfl ve yenileflme iste¤i duyan Osmanl› ayd›nlar›n›n da pay› vard›r. Bu ferman ile

Osmanl› topraklar›nda yaflayan Müslüman ve gayrimüslimlere eflit haklar tan›nmas›,

herkese can, mal, ›rz ve namus güvenli¤i sa¤lanmas›, vergi, askerlik ve yarg›

alanlar›nda yeni düzenlemeler getirilmesi ön görülmüfltür. Belgenin önemi Padiflah›n

yetkilerini tek tarafl› olarak k›s›tlayaca¤›na söz vermesinden kaynaklanmaktad›r. Bu

dönemde ‹slam hukuku yan›nda Bat› hukukuna ait kurum ve kurallarda oluflmaya

bafllam›flt›r.

Islahat Ferman›

Bat›l› Devletlerin bask› ve dayatmalar› sonucunda 1856 y›l›nda kabul edilen

Islahat Ferman› gayrimüslimlerle Müslümanlar aras›nda hak, vergi, askerlik, e¤itim,

kamu hizmetlerine kat›lma gibi konulardaki farkl›l›¤› ortadan kald›rmak istemifltir.

Resim 2.7: Mustafa Reflflit Paflfla

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

58

Meflflrutiyet Dönemi

Tanzimat Dönemi’nde yetiflen devlet adamlar› ve ayd›nlar Bat›l› anlamda bir

anayasan›n oluflturulmas› gerekti¤ini savunmufllar ve bu yönde aktif çabalar

harcam›fllard›r. Bu çabalar›n sonucu olarak meflrutiyet ilan edilmifltir.

Birinci Meflflrutiyet

Birinci Meflrutiyet Dönemi 23 Aral›k 1876’da Kanuniesasi’nin ilan edilmesiyle

bafllar. Mithat Pafla’n›n zorlamalar› sonucu kurulan Anayasa Komisyonu, 1875 tarihli

Frans›z Anayasas› ve 1831 tarihli Belçika Anayasas›’ndan esinlenerek bir anayasa

tasla¤› haz›rlam›flt›r. Anayasa tasla¤› “Bakanlar Kurulunda” görüflülerek dönemin

padiflah› II. Abdülhamit’e sunulmufltur. Padiflah Anayasa’da kendi hükümranl›k

alanlar›n› güçlendirecek baz› de¤ifliklikler yapt›ktan sonra Anayasa’y› kabul etmifltir.

1876 (Hicri 1293) Kanuniesasi’si olarak da bilinen ilk Osmanl› Anayasas› meflrutiyet

sistemi gerçeklefltirmekten uzakt›r.

Padiflah 93 Harbi olarak da bilinen Osmanl› Rus savafl›n› bahane ederek 1878 de

meclisi kapatm›fl ve Osmanl› Devleti 1909 y›l›na kadar süren bir istibdat devrine girmifltir.

1876 Anayasas›n›n özellikleri

• Osmanl› Devletinin monarflik ve teokratik niteli¤ini de¤ifltirmemifltir.

• Anayasa ile “Meclis-i Umumi” ad›nda bir meclis kurulmufltur. Meclis-i Umumi

“Meclis-i Ayan” ve Meclis-i Mebbusan” ad›nda iki meclisten oluflmaktad›r.

Meclis-i Ayan üyeleri Padiflah taraf›ndan atan›rken, Meclis-i Mebusan’›n üyeleri

halk taraf›ndan seçilmifltir.

• Yasa önerisi vermek Bakanlar Kuruluna aitti ve yasalar padiflah onaylamad›kça

geçerlik kazanam›yordu.

• Padiflaha parlamentoyu toplant›ya ça¤›rma ve feshetme yetkisi tan›nm›flt›.

• Hükümetin siyasal sorumlulu¤u parlamentoya de¤il padiflaha karfl› idi.

• 1876 Anayasas›’n›n genel haklar k›sm›nda önceki fermanlarda kabul edilmifl olan

baz› haklar kabul edilmiflti. Bunlar›n bafll›calar›; kanun önünde eflitlik, kifli

dokunulmazl›¤›, bas›n özgürlü¤ü, ticaret serbestli¤i, e¤itim özgürlü¤ü, dilekçe

hakk›, kamu hizmetlerine girme hakk›, angarya yasa¤›, mal güvenli¤i ve vergi

adaleti idi.

‹kinci Meflflrutiyet

‹kinci Meflrutiyet 23 Temmuz 1908’de Abdülhamit’in bask›lar üzerine meclisi

toplant›ya ça¤›rmas›yla bafllam›flt›r. Bu dönemde yeni bir anayasa yap›lmak yerine

mevcut anayasa üzerinde de¤ifliklikler yap›lm›flt›r. Padiflah›n yetkileri azalt›lm›fl hak ve

özgürlüklerin kapsam› geniflletilmifltir.

Son Osmanl› Meclisi ‹tilaf Devletlerinin ‹stanbul’u iflgal etmesinden sonra

1920’de Padiflah Vahdettin taraf›ndan kapat›lm›fl ve böylece Osmanl›da demokratikleflme

çabalar› sona ermifltir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

59

Osmanl›da parlamenter sisteme geçilemeyiflinin çeflitli nedenleri vard›r. Fakat

bunlardan ikisi dikkat çekicidir. Bunlardan ilki demokrasiye geçme çabalar›n›n genifl

halk kesimlerine dayanmamas› s›n›rl› bir grup ayd›n›n çabalar› sonucu olmas›, di¤eri ise

demokrasiye geçme denemelerinin imparatorlu¤un çöküfl dönemine denk gelmifl

olmas›d›r.

Resim 2.8: Son Osmanl› Padiflflah› Vahdettin

2. Cumhuriyet Dönemi

Atatürk’ün iflgal alt›ndaki vatan› kurtarmak amac›yla 19 May›s 1919’da

Samsun’a gitmesiyle kurtulufl dönemi bafllam›fl oldu. Atatürk Amasya Genelgesiyle,

Erzurum ve Sivas kongreleriyle yeni kurulacak Türk devletinin hangi niteliklere sahip

olaca¤›n›n iflaretlerini veriyordu.

Atatürk Heyet-i Temsiliye’nin baflkan› s›fat›yla Anadolu’daki bütün

komutanl›klara ve valiliklere bir genelge göndererek ola¤anüstü yetkilere sahip yeni bir

meclisin Ankara’da toplanabilmesi için seçim yap›lmas›n› istedi. Anadolu’dan seçilen

temsilcilerden oluflan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ad› verilen bu meclis 23 Nisan

1920’de Ankara’da topland›. Meclisin yapt›¤› ilk ifllerden biri hükümet kurmak

olmufltur. Hükümet meclisin içinden ve meclisin oylar›yla seçilmifltir. Böylece Türkiye

Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisini kendi bünyesinde toplam›flt›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

60

1921 Anayasas›

TBMM aç›l›fl›ndan dokuz ay sonra bir Anayasa yaparak yürürlü¤e koydu. 1921

tarihinde yay›nlanan “Teflkilat-› Esasi Kanunu” 24 maddeden olufluyordu. 21 Anayasas›

güçler birli¤ine dayal› bir meclis hükümeti sistemini benimsemifltir. Hükümet meclis

içinden seçiliyordu ve meclis baflkan› hükümetin de baflkan› oluyordu. Anayasa

egemenli¤in millete ait oldu¤u ve egemenli¤in meclis eliyle kullan›laca¤› anlay›fl›n›

benimsemiflti. Bu anayasada yarg›dan bahsedilmemifl, padiflahl›k ve hilafet sorunu

çözüme kavuflturulmam›flt›r. Anayasa’da hak ve özgürlüklere yer verilmemifltir.

Resim 2.9: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk binas›

Resim 2.10: Misak›millî s›n›rlar› içinde vatan bir bütündür

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

61

29 Ekim 1923’te ç›kart›lan 364 say›l› yasayla Cumhuriyet ilan edilmifl, 1921

Anayasas›’nda de¤ifliklik yap›larak Anayasa’ya “ Türkiye devletinin yönetim biçimi

cumhuriyettir.” ibaresi eklenmifltir. 1924 Anayasas› ç›kart›lana kadar yürürlükte kalan

1921 Anayasas› döneminde demokratikleflme aç›s›ndan önemli üç kanun ç›kart›lm›flt›r.

Bunlar “hilafetin kald›r›lmas›”, “milletvekilli¤i ve askerli¤in ayn› kiflide

birleflmeyece¤ine dair yasa” ve “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” (e¤itimin birlefltirilmesi)

dur.

1924 Anayasas›

‹kinci meclis taraf›ndan haz›rlanarak kabul edilen 1924 Anayasas› baz› de¤ifliklikler

geçirerek 1961 Anayasas› yap›lana kadar yürürlükte kalm›flt›r.

Anayasan›n Özellikleri:

• Devletin temel niteli¤inin Cumhuriyet oldu¤unu söylemifltir.

• Meclis üstünlü¤üne dayal› bir anayasad›r.

• Güçler birli¤i ilkesi benimsenmifltir.

• Yarg› yetkisini ba¤›ms›z mahkemelere b›rakm›flt›r.

• Yasalar›n Anayasa’ya ayk›r› olamayaca¤›n› söylemifl fakat bir denetim öngörmemifltir

• Temel haklar ve özgürlüklere s›n›rl› biçimde yer vermifltir.

• Ekonomik ve sosyal haklara ayr›nt›l› biçimde yer vermemifltir.

• Temel haklar›n güvenceye kavuflturulmas› yönünde bir düzenlemeye

gidilmemifltir.

Anayasa’da yap›lan de¤ifliklikler:

• 10 Nisan 1928’de Anayasadan “Devletin dini ‹slamd›r” ibaresi ç›kart›lm›flt›r.

• 5 Ocak 1934’te kad›nlara seçme ve seçilme hakk› verilmifltir.

• 5 fiubat 1937’de yap›lan bir de¤ifliklikle laiklik devletin nitelikleri aras›nda

say›lm›flt›r.

1924 Anayasas› döneminde çok partili siyasal hayata geçifl denemeleri olmufl

ancak uzun süre baflar›lamam›flt›r. 1945’te Millî Kalk›nma Partisi, 1946 y›l›nda

Demokrat Parti kurulmufl ve çok partili dönem bafllam›fl. ‹lk seçimler 1946’da

yap›lm›flt›r.

1961 Anayasas›

Türkiye’de demokratikleflme aç›s›ndan 1961 Anayasas› özel bir yere sahiptir.

Anayasa ile kuvvetler ayr›l›¤› getirilmifltir. Temel haklar ve özgürlükler bafll›¤› alt›nda hak

ve özgürlükler ça¤dafl demokrasilere uygun bir biçimde düzenlenmifl, temel hak ve

özgürlüklerin k›s›tlanmas› güçlefltirilmifltir. Yasalar›n Anayasa’ya uygunlu¤u için yarg›sal

denetim getirilmifltir. Laiklik, sosyal devlet ve hukukun üstünlü¤ü Cumhuriyetin nitelikleri

aras›nda say›lm›fl, insan haklar›na dayal› devlet anlay›fl› benimsenmifltir

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

62

Temel hak ve özgürlüklere evrensel de¤erlere uygun olarak yer veren ve haklar›n

k›s›tlanmas›n› zorlaflt›ran 1961 Anayasas›’n›n oluflturdu¤u özgürlükçü ortam baz› çevrelerce

kötüye kullan›lmaya çal›fl›lm›fl, o dönemde dünyadaki kutuplaflmayla birleflen bu durum

ülkede bir anarfli ve terör ortam›n›n oluflmas›na zemin haz›rlam›flt›r. T›rmanan toplumsal

olaylar sonucu 1971’de bir muht›ra yay›nlanarak demokrasiye müdahale edilmifl Anayasayla

sa¤lanan haklar›n geri al›nmas› yoluna gidilmifltir. Bu k›s›tlamalar ve di¤er Anayasa

de¤ifliklikleri mevcut sorunlar› ortadan kald›rmay›nca Türk Silahl› Kuvvetleri yönetime el

koyarak demokrasiyi ask›ya alm›flt›r. Askeri yönetim döneminde haz›rlanan ve 7 Kas›m 1982

günü referanduma sunularak kabul edilen 1982 Anayasas› halen yürürlüktedir.

1982 Anayasas›

1982 Anayasas› temel ilkeleri bak›m›ndan baz› farkl›l›klar içermekle birlikte 1961

Anayasas›’na benzemektedir.

Farkl›l›klar›:

• Çift meclis sisteminin kald›r›lmas›

• Temel hak ve özgürlükler için getirilen s›n›rlamalar artt›r›larak devletin ön plana

ç›kar›lmas›

• Geçifl dönemi öngörmesi

1982 Anayasas› yap›l›fl›ndan günümüze pek çok de¤iflikli¤e u¤ram›flt›r. Bu

de¤ifliklikler demokrasi ve insan haklar› aç›s›ndan olumlu kabul edilebilecek de¤iflikliklerdir.

Ç. DEMOKRAT‹K YÖNET‹MLERDE ‹NSAN HAKLARININ

GERÇEKLEfifiT‹R‹LMES‹NDE KARfifiILAfifiILAN SORUNLAR

Demokratik toplumlarda, özellikle demokratikleflmeyi henüz tamamlamam›fl olan

toplumlarda insan haklar›n›n gerçeklefltirilmesi konusunda çeflitli sorunlarla

karfl›lafl›lmaktad›r. Bu sorunlar çeflitli nedenlere dayand›r›labilir. Bunlar:

1. Geleneklerden Kaynaklanan Engeller

Bir toplumda yerleflik bulunan ve yanl›fl olarak nitelendirilen töreler, gelenek ve

görenekler, yanl›fl dini inan›fllar de¤er yarg›lar› ve al›flkanl›klar demokrasi ve insan

haklar›n›n gerçeklefltirilmesinin önündeki en büyük engellerdendir. Özellikle ülkemiz

gibi geleneksel yap›s›n› koruyan ülkelerde bu durum çeflitli s›k›nt›lar do¤urmaktad›r.

Örnek vermek gerekirse, 1982 Anayasas›’nda “kad›nlar ve erkekler eflit haklara sahiptir”

ibaresi bulunmas›na ve Anayasan›n bu hükmü do¤rultusunda baflta Medeni Kanun

olmak üzere pek çok yasada kad›n erkek eflitli¤ini sa¤layacak düzenlemeler yap›lm›fl

olmas›na ra¤men töre ve gelenekler kad›n ve erkek aras›nda gerçek bir eflitli¤in

kurulmas›na engel olmaktad›r. Toplumumuzda kad›n ve çocu¤a karfl› aile içi fliddetin

var oldu¤u bilinen bir gerçektir. Kad›nlar baz› bölgelerimizde miras hakk›ndan mahrum

b›rak›lmakta ve okula gönderilmemektedir. Töre cinayetleri, kan davalar› halen devam

etmektedir. Bütün bunlar›n nedeninin toplumdaki yanl›fl anlay›fllar gelenek ve töreler

oldu¤u söylenebilir.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

63

2. E¤itimsizlik

‹nsan haklar› yaln›zca yasal düzenlemeler yoluyla gerçekleflmez. ‹nsan haklar›

ancak insanlar›n bunlar› bilmesi ve onlar› kullanma ve koruma bilincine varmas›

sonucu gerçeklefltirilebilir. ‹nsan haklar› bilgisi do¤ufltan gelmez, ancak bunlar

ö¤retilirse bilinir. Ö¤retilmeden bu haklara sayg› gösterilmesi de beklenemez. Bir

“insan hakk›” olarak “insan haklar› e¤itimi” de demokrasinin olmazsa olmaz

koflullar›ndan biridir. Bugün demokratik yönetimlerde insan haklar›n›n

gerçekleflmesinin önündeki en büyük engellerden biride e¤itimsizliktir.

Kendi haklar›n› kollama ve baflkalar›n›n haklar›na sayg›l› olma bilinci kiflilere

ancak e¤itim yoluyla kazand›r›labilir. E¤itimli insanlar haklar› çi¤nendi¤inde tepki

gösterebilirler. E¤itimli kamu görevlileri de yasalara ve adalete uygun davran›r,

hizmette ayr›mc›l›k yapmazlar. E¤itimli insanlar çevreyi korur, baflkalar›n› rahats›z

etmezler. E¤itimli insanlar ülkelerinin gelece¤i ile ilgili çözümler üretebilir ve siyasal

tercihlerini kullan›rken ülke ç›karlar›n› korurlar.

Siyasal bir sistem olarak demokrasinin uygulanmas› hoflgörüye (tolerans) ba¤l›d›r.

Tolerans bir duygu, düflünce, eylem ya da fikre sayg› göstermekten çok bunlara sahip olan

kiflilerin haklar›na sayg› göstermek olarak anlafl›labilir.

Hoflgörü sahibi olan kifli kendinden farkl› inanç, kanaat ve fikirlere sahip olan

kiflilere sayg›yla yaklafl›r. Bu kiflilerin haklar›n› kullanmas›na engel olmaz.” Fakat tolerans

s›n›rs›z de¤ildir. Baflkalar›n›n haklar›n› ortadan kald›rmaya yönelik davran›fllar hofl

görülemez. Kiflilerin tolerans kazanabilmesi, hoflgörülü kifliler olabilmesi, genel olarak bir

etik e¤itimi ile ilgilidir Hoflgörü kültürü kiflilere e¤itim yoluyla kazand›r›labilir.

Hoflgörüsüzlü¤ün egemen oldu¤u toplumlarda kavga ve kargafla hâkimdir.

3. Devletin Ekonomik Olanaklar›

Devletin ekonomik olanaklar›n›n yetersiz olmas› da demokrasi ve insan

haklar›n›n gerçekleflmesinin önündeki önemli engellerden biridir. Devletin e¤itime,

sa¤l›¤a, istihdam oluflturacak yat›r›mlara vb. yeterli kaynak aktaramamas› ülke

insanlar›n›n baz› temel haklar›n›n gerçekleflmesini imkâns›z k›lar.

4. Kamu Düzeni ve Temel Haklar Aras›ndaki Dengenin Kurulamamas›:

Bazen bir ülkede Anayasa ile vatandafllara verilmifl olan temel hak ve hürriyetler

çeflitli çevrelerce kamu düzenini bozmak, Anayasal düzeni ortadan kald›rmak, ülkeyi

bölmek ve parçalamak, ülkede istikrars›zl›k ve terör ortam› yaratmak amac›yla

kullan›lmak istenebilir. Devlette böyle durumlarda demokrasiyi zedeleyen temel hak ve

özgürlükleri ortadan kald›ran tedbirlere baflvurabilir. Bazen de devlet toplumsal olaylar›

bast›rmak için insan haklar›na ayk›r› yöntemlere baflvurabilir. Devletin, di¤er bir

de¤iflle devlet erkini elinde bulunduranlar›n bu türden olaylar karfl›s›nda bilinçli olmas›

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

64

Resim 2.11: Aile demokrasi bilincinin kazand›r›lmas›nda vazgeçilmez bir kurumdur.

toplumu provoke eden (k›flk›rtan) çevrelerle vatandafllar› özenle birbirinden ay›rmaya

çal›flmas› gerekir. Aksi durumda bütün bir toplumu istikrars›zl›k unsuru olarak görüp

bask›c› yöntemlere baflvurmak demokrasinin do¤as›yla ba¤daflmayacak bir durumdur.

5. Yöneticilerin Kendi Güçlerini Artt›rmak ‹stemeleri

Demokratik yönetimlerde devlet erkini elinde bulunduran yöneticiler, bazen

kamudan ald›klar› güçle topluma hizmet etmek yerine kendi ç›karlar›n› ve konumlar›n›

güçlendirmeye yönelebilirler. Hemflehricilik, düflünce ayr›mc›l›¤›, torpil, adam

kay›rma, rüflvet gibi kanun d›fl› ve gayri ahlaki uygulamalar demokrasinin

gerçekleflmesi önündeki engellerdir.

D. YAfifiAM B‹Ç‹M‹ OLARAK DEMOKRAS‹

Demokrasi, salt bir yönetim biçimi ve siyasal sistem olman›n ötesinde ayn›

zamanda bir yaflam biçimidir. Hatta yaflam biçimi olarak demokrasi yönetim biçimi ve

siyasal sistem olarak demokrasinin üstündedir denilebilir. Demokratik bir yaflam tarz›n›

benimsememifl, günlük eylemlerinde demokrasiye uygun olmayan davran›fllarda

bulunan, hoflgörüsüz bireylerden oluflan bir toplumda yönetim biçimi olarak

demokrasinin bütün kurum ve kurallar›yla gerçekleflmesi imkâns›zd›r.

Demokrasi bilinci toplumun vazgeçilmez kurumlar›ndan biri olan ailede bafllar.

Aile içinde anne ve baban›n demokratik davran›fllar› çocuklara demokrasi bilincinin

kazand›r›lmas›nda son derece önemlidir. Anne ve baban›n aile için alacaklar› kararlar›

birlikte ve çocuklarla konuflarak almalar›, ailenin gelece¤iyle ilgili kararlarda çocuklara

söz hakk› tan›nmas›, aile bireylerine kendileriyle ilgili durumlar için tercih hakk›

tan›nmas›, bütün toplumlarda demokrasinin gerçeklefltirilmesi için bir bafllang›ç

noktas› olmal›d›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

65

Kiflilerin yönetime kat›lmalar› yaln›zca seçimler, siyasi partiler ve parlamento

arac›l›¤› ile olmaz. Okulda, iflyerinde, ailede, arkadafl gruplar›nda k›saca toplumun her

kesiminde kifliler kendilerini ve toplumu ilgilendiren kararlar›n al›nmas›nda söz sahibi

olmal› düflüncelerini ve elefltirilerini söyleyebilmelidir. Bir yaflam biçimi olarak

demokrasinin hayata geçmesi için yönetilen de¤il yönetimde söz sahibi olan

vatandafllar olmal›y›z.

Demokrasi hoflgörüyü gerektirir. Farkl› düflüncelere sahip, baflka dinlere inanan,

farkl› ›rklara mensup, ayr› dilleri konuflan insanlar demokrasi kültürü içinde birbirlerine

hoflgörüyle bakabilmelidir. Kendi gibi olmayanlara yaflam flans› tan›mayan insanlardan

oluflan bir toplumda demokrasinin yerleflmesi kökleflmesi imkâns›zd›r. Demokrasi

ancak hoflgörünün bir yaflam biçimi haline getirilebilmesiyle mümkün olur.

Demokrasi baflkalar›n›n haklar›na sayg› duymay› ve kendi haklar›n› koruma

bilincini gerektirir. Baflkalar›n›n haklar›n› kolayca çi¤neyebilen ya da haklar› çi¤nendi¤i

durumlarda pasif kalan vatandafllardan oluflan bir toplum demokratikleflemez. Bu

nedenle demokratik toplumlar›n vatandafllar› baflkalar›n›n haklar›na sayg› göstermeyi

bir yaflam biçimi haline getirmeli, haklar› çi¤nendi¤i durumlarda gerekli demokratik

mücadeleyi yürütmeyi bilmelidir.

Demokrasi kültürünün geliflmesinde sivil toplum örgütleri çok önemli bir yere

sahiptir. Bireylerin görüfllerini paylaflt›¤›, güçlerini birlefltirdi¤i yerler olan sivil toplum

örgütlerinin demokrasinin gelece¤i aç›s›ndan önemi büyüktür. Demokrasi bilincine

sahip her vatandafl ilgi alanlar›na uygun sivil toplum örgütleri içinde aktif yer almal›d›r.

Kifliler yöneticilerin yapt›klar›n› takip etmeli, bir yanl›fll›kla karfl›laflt›klar› zaman kendi

bafllar›na ya da sivil toplumla birlikte bir mücadele vermelidirler.

Sonuçta demokrasi bir siyasal sistem oldu¤u kadar bir yaflam tarz› ve yaflama

felsefesidir. Toplumdaki bireyler demokratik tutum ve davran›fllar kazanmal› bu

tutumlar› içsellefltirmelidirler.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

66

6 ÖZET

Eski Yunancada “demos” sözcü¤ü halk, “krasi” sözcü¤ü ise iktidar ya da

egemenlik anlam›na gelmektedir. Bu do¤rultuda demokrasi sözcü¤ü “halk iktidar›”,

“hak egemenli¤i” anlamlar›na gelmektedir. Demokrasinin ilk uygulamalar› Yunan site

devletlerinde do¤rudan demokrasi fleklinde olmufltur. Daha sonra Roma ‹mparatorlu¤u

ile birlikte demokrasi giderek ortadan kalkm›fl ve ortaça¤ boyunca demokrasiyle

yönetilen devlet olmam›flt›r.

15. yüzy›lda ortaya ç›kan Rönesansla birlikte insana verilen de¤er artm›fl ve

insan›n onur ve de¤erini koruyacak devlet aray›fllar› yo¤unlaflm›flt›r. Bu aray›fllar ve

toplumsal mücadeleler, insan haklar› düflüncesinin geliflmesine ve insan haklar›na

ulusal belgelerde yer verilmesine yol açm›flt›r. 18. yüzy›l sonlar› ile 19. yüzy›l

bafllar›nda Bat›da temsilî demokrasinin ilk uygulamalar› bafllam›flt›r.

Bir ülkenin yönetim biçiminin demokrasi olarak adland›r›labilmesi için birtak›m

ilke ve kurumlara ihtiyaç vard›r. Bunlardan baz›lar› seçimler, temsil, siyasi partiler,

ço¤ulculuk, kat›l›m ve hukukun üstünlü¤üdür.

Temsilî demokrasilerde halk, egemenlik hakk›n› seçti¤i temsilciler arac›l›¤› ile

kullan›r. Seçimlerin amac›na uygun olarak yap›labilmesi için iktidar yar›fl›na kat›lan

farkl› plan ve programlar› savunan siyasi partilerin varl›¤› kaç›n›lmaz bir zorunluluktur.

Bu da ancak ço¤ulcu demokrasi ile mümkün olabilir.

Türkiye’de demokratikleflme hareketleri Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden ç›kt›¤›

devlet olan Osmanl› Devleti döneminde bafllam›flt›r. Osmanl› Devleti mutlak

monarfliyle yönetilen bir devletti. 1808’de imzalanan Sened-i ‹ttifak isimli belge

Osmanl›da Padiflah›n yetkilerini s›n›rlayan ilk belgedir. Daha sonra demokratikleflme

çabalar› Tanzimat ve Islahat Fermanlar›, I. ve II. Meflrutiyetle sürdürülmüfl ancak çeflitli

nedenlerle Osmanl› Devletinde demokrasiye geçilememifltir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde demokratikleflme çabalar› Atatürk ile h›z kazanm›flt›r.

TBMM’nin aç›lmas›, 1921 Anayasas›’n›n kabul edilmesi, Cumhuriyetin ilan›,

saltanat›n ve halifeli¤in kald›r›lmas›, laiklik ilkesinin kabul edilmesi vb. çal›flmalar

Türkiye’de demokratikleflme mücadelesinin temelini oluflturmufltur.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

67

. TEST II

1. Ülkemizde uygulanan seçim sistemi afla¤›dakilerden hangisidir?

a) ço¤unluk sistemi

b) nispi temsil sistemi

c) iki turlu seçim sistemi

d) karma seçim sistemi

2. Milli Egemenlik ‹lkesi ilk önce afla¤›dakilerden hangisinde yer alm›flt›r?

a) 1921 Anayasas›

b) 1924 Anayasas›

c) 1961 Anayasas›

d) 1982 Anayasas›

3. Ülkemizde genel seçimlerde uygulanan % 10’luk ülke baraj› afla¤›dakilerden

hangisini güçleflfltirir?

a) yönetimde istikrar›n sa¤lanmas›n›

b) hükümetin oluflmas›n›

c) temsilde adaletin sa¤lanmas›n›

d) TBMM’nin çal›flmas›n›

4. Laiklik ilkesi devlet sistemimize hangi y›l girmifltir?

a) 1921

b) 1924

c) 1932

d) 1937

5. Afla¤›dakilerden hangisi hukukun üstünlü¤ünün gere¤i de¤ildir?

a) temel hak ve özgürlüklerin Anayasal güvenceye kavuflturulmas›

b) seçimlerde nispi temsil sisteminin uygulanmas›

c) kanunlar›n anayasaya uygun olarak haz›rlanmas›

d) yasalar›n yasama, yürütme ve yarg› organlar›n› ba¤lamas›

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

68

6. Bir ülkede farkl› fikir ve düflüncelerin olmas›, kiflilerin kendi düflüncelerine uygun

sivil toplum kurulufllar›nda örgütlenebilmeleri ve iktidar yar›fl›na farkl› fikirlere

sahip siyasi partilerin kat›labilmesi en çok afla¤›dakilerden hangisiyle ilgilidir?

a) laiklik devlet ilkesi

b) hukukun üstünlü¤ü

c) Anayasan›n ba¤lay›c›l›¤›

d) ço¤ulcu demokrasi

7. Afla¤›dakilerden hangisi demokrasinin gerçekleflmesi için bir engel de¤ildir?

a) temel e¤itimin zorunlu olmas›

b) bat›l inançlar

c) devletin ekonomik gücünün zay›fl›¤›

d) kiflilerin ç›karc› davranmas›

8. Anayasaya göre afla¤›dakilerden hangisi hiçbir zaman oy kullanamaz?

a) 18 yafl›n› doldurmam›fl olanlar

b) kamu hizmetlerinden yasakl›lar

c) taksirsiz suçlardan hüküm giyenler

d) silah alt›nda bulunan er ve erbafllar

9. Afla¤›dakilerden hangisi demokrasinin uygulanmas›n› kolaylaflt›ran durumlardan

biri de¤ildir?

a) vatandafllar›n baflkalar›n›n haklar›na sayg›l› olmalar›

b) insanlara kendileri ile ilgili kararlar›n al›nmas›nda söz hakk› verilmesi

c) aile içinde kararlar›n aile bireylerince ortaklafla al›nmas›

d) tüm yasa ve yönetmeliklerin hak oyuna sunularak kabul edilmesi

10. Afla¤›dakilerden hangisi siyasi partilerin ifllevlerinden de¤ildir?

a) halk› kamplaflt›rmak

b) siyasal kat›l›m› sa¤lamak

c) liderler yetifltirmek

d) iktidar› denetlemek




DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

 ÜN‹TE IV

ATATÜRK ‹NKILABI, ‹NSAN HAKLARI

VE DEMOKRAS‹

A. ATATÜRK ‹NKILABININ DÜfiÜNSEL TEMELLER‹

1. Ayd›nlanma Kavram›

2. Atatürk ‹nk›lab› ve Bu ‹nk›lapla ‹lgili Kavramlar

B. ATATÜRK ‹NKILABININ AMAÇLARI VE ‹LKELER‹

1. Atatürk ‹nk›lab›n›n Amaçlar›

2. Atatürk ‹nk›lab›n›n ‹lkeleri

C. ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLER‹NDE DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN

HAKLARI

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

92

* Önceki üniteler için önerilen çal›flma metotlar›n› uygulay›n.

* ‹nk›lap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplar›n› okuyarak ö¤rendiklerinizi destekleyin.

Bu üniteyi çal›flt›ktan sonra;

* Atatürk ink›lab› aç›s›ndan ayd›nlanma kavram›n›n ne oldu¤unu ö¤reneceksiniz.

* Atatürk ink›lab› ile ilgili temel kavramlar›n anlamalar›n› ö¤reneceksiniz.

* Atatürk ink›lab›n›n amaçlar›n›n neler oldu¤unu ö¤reneceksiniz.

* Atatürk ink›lab›n›n ilkelerinin amaçlar›n› ö¤reneceksiniz.

* Atatürk’ün demokrasiye verdi¤i önemi aç›klayabileceksiniz.

☞ BU ÜN‹TEN‹N AMAÇLARI

NASIL ÇALIfiMALIYIZ? ✍

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

93

A. ATATÜRK ‹NKILABININ DÜfiÜNSEL TEMELLER‹

1. Ayd›nlanma Kavram›

Ayd›nlanma bireylerin yada toplumlar›n günlük yaflam› düzenleyen kurallar›,

devletin iflleyifline iliflkin yap›lar› akla, özgür düflünceye, elefltiri ve sorgulamaya dayanarak

oluflturmalar›d›r. E¤er bir toplum ak›lla de¤ilde dogmalarla ve geçerlili¤ini yitirmifl

toplumsal kurallarla yönetiliyorsa karanl›¤›n içinde oldu¤u söylenebilir.

Frans›z düflünürü Oguste Comte (Ogüst Komt) insanl›¤›n geliflimi aç›s›ndan üç

evreden bahseder. Bunlar “metafizik evre”, “teolojik evre” ve “pozitif evre”dir.

Metafizik evrede insanlar olaylar› gerçeküstü birtak›m olgularla aç›klamaya

çal›flm›fllard›r. Her fleyde büyülü, t›ls›ml› bir taraf görmüfllerdir. Teolojik evrede olaylar›

dine dayand›rm›fllard›r. Pozitif evreye ulaflt›klar›nda ise ak›l ve deneyle anlamaya

çal›flm›fllard›r.

Ak›l insanlara do¤ruyu göstermede yeterli bir kuvvettir. E¤er insanlar ak›llar›n›

kullanabilirlerse ulaflacaklar› tek bir yer vard›r. O da gerçek ve do¤rudur. Sokrates

“akl›n yolu birdir” der. Ancak insanlar ak›llar›n› her zaman kendileri kullanmazlar.

Ço¤u zaman ak›llar›n› otoritelere teslim etmifllerdir. Frances Bacon (Frans›z Beyk›n) bu

otoriteleri insan akl›n›n k›ramad›¤› putlara benzetir. Bu putlar akl›n do¤ru çal›flmas›na

engel olur. Akl›n do¤ru çal›flmas›na engel olan putlar›n ço¤u toplumsal de¤er

yarg›lar›ndan gelir. Toplumca do¤ru kabul edilen fleyleri hiç düflünmeden peflin bir

hükümle kabul etmek insan› yanl›fla götürür.

Alman filozofu Kant’a göre ayd›nlanma insan›n akl›n› kendinin kullanmaya

bafllamas›d›r. ‹nsan her dönemde akl›n› kendine rehber yapmam›fl ço¤u defa toplumda

haz›r buldu¤u gelenek, görenek ve dini dogmalara sar›lm›flt›r.

‹lk Ça¤ Yunan düflüncesi, genelde elefltiri, araflt›rma ve sorgulamaya aç›k ayd›nl›k

bir dönemdi. Bu dönemin ard›ndan gelen Orta Ça¤da insanlar elefltiri ve sorgulamadan

uzaklaflm›fl bunun yerine dogmalara sar›lm›fllard›r.

Bat›da 15. yüzy›ldan itibaren Rönesans ad› verilen yeni bir dönem ortaya

ç›kmaya bafllad›. Rönesans yeniden do¤ufl demektir. Rönesansla yeniden do¤an Antik

Ça¤›n elefltirici ve sorgulay›c› tutumudur. Rönesans›n etkisiyle Bat›da ayd›nl›k bir

döneme girildi. Bu ayd›nlanma 18. yüzy›lda en parlak dönemine ulaflt›. Ayd›nlanman›n

etkisiyle Bat›da toplumsal bir dönüflüm yafland›. Bilim ve teknolojide bafl döndürücü

geliflmeler sa¤land›. ‹nsana verilen de¤er artt›. Siyasal alanda geliflmeler sa¤land›. Halk

egemenli¤ine dayal› yönetimler ortaya ç›kmaya bafllad›. K›saca bu ayd›nlanman›n

etkisiyle Bat›da her alanda h›zl› bir geliflme yafland›.

Osmanl› devleti Bat›’da Rönesansla bafllayan de¤iflimi yeterince takip edememifltir.

Bat›’n›n üretti¤i teknik araçlar› sat›n alarak kullanm›fl, Bat›’dan teknik elemanlar getirerek

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

94

çeflitli teknolojik araçlar›n üretimini ülke içinde yapm›fl ancak teknolojik de¤iflimin alt

yap›s›n› oluflturacak zihniyet dönüflümlerini ve bilimsel devrimi gerçeklefltirememifltir.

III. Selim dönemi ile bafllayan bat›l›laflma hareketleri sonuçsuz kalm›fl, sosyal

alanda ve devlet sisteminde gerekli de¤iflim sa¤lanamam›flt›.

Osmanl› Devleti baflta Bat›daki de¤iflimi yakalayamamak olmak üzere çeflitli

nedenlerle 17 yy.dan itibaren bir duraklama ve gerileme döneminin içine girdi. 20 yy.

bafl›na kadar sahip oldu¤u topraklar›n büyük bir k›sm›n› kaybetti. Kat›ld›¤› son büyük

savafl olan I. Dünya Savafl›’nda elinde kalan topraklar›n büyük bir k›sm› da iflgal edildi.

‹stanbul’un da düflman taraf›ndan iflgal edilmesi, ordunun da¤›t›lmas› ve silahlar›na el

konulmas›yla yapabilece¤i fazla bir fley kalmam›flt›. I. Dünya Savafl› sonras› Anadolu

periflan durumda ve halk fakirdi. Ülkede üretim yok denecek kadar azd›. Üretim, ticari

faaliyetlerin büyük bir bölümü yabanc› az›nl›klar›n elindeydi. ‹flte böyle bir ortamda

Mustafa Kemal 19 May›s 1919’da Anadolu’nun kaderine el koymak üzere Samsun’a

ç›kt›. Atatürk’ün amac› ülkeyi düflmanlardan temizleyerek ba¤›ms›zl›¤› kazanmakla

s›n›rl› de¤ildi. Atatürk ülkeyi bu hale getiren cehaletle de savaflarak ülkeyi ayd›nl›¤a

kavuflturmak istiyordu.

Atatürk’ün ayd›nlanma anlay›fl› Bat› medeniyetini örnek alan Türk toplumuna

hak etti¤i yaflam standard›na ve de¤ere ulaflt›racak bir toplumsal dönüflümdür. Bu

dönüflüm Atatürk ink›lab›n›n hareket kayna¤›d›r. Atatürk “Hayatta en hakiki mürflit

ilimdir.” diyerek Türk toplumunu ça¤dafl medeniyet seviyesine ulaflt›rmak için akla ve

bilime dayal› bir anlay›fl›n egemen olaca¤›n› söylüyordu.

2. Atatürk ‹nk›lab› ve Bu ‹nk›lapla ‹lgili Kavramlar

Atatürkçülük; fiilen iflgal alt›nda bulunan Anadolu topraklar›n› düflmandan

kurtararak ba¤›ms›zl›¤a kavuflturmay› ve bu ba¤›ms›zl›¤› ekonomik, sosyal ve kültürel

alanlarda yap›lan reformlarla destekleyerek Türk halk›n› refah ve huzura kavuflturmay›

amaçlayan, y›k›lm›fl bir imparatorluktan halk›n kay›ts›z flarts›z egemenli¤ine dayal›

yeni bir ulus devlet yaratmay› ve bu devletin kültürünü ça¤dafl uygarl›k seviyesinin

üstüne ç›kartmay› hedefleyen, bunlar› baflarabilmek için akl›, bilimi ve özgür düflünceyi

kendine rehber edinen, temeli Atatürk taraf›ndan at›lm›fl olan düflünce sistemidir.

‹nk›lap (devrim): Bir ülkede belli bir dönemde geçerli olan kurallar›n zorla ve

köklü bir de¤iflikli¤e tabi tutularak yerine yenilerinin getirilmesine ink›lap (devrim ) ad›

verilir. Söz gelimi mutlak›yetle yönetilen bir ülkenin yönetim biçiminin zorla

de¤ifltirilerek yerine halk egemenli¤ine dayal› yeni bir yönetim sistemi getirilmesi

devrim olarak nitelendirilebilir.

Reform: Bir toplumda toplumsal yap›n›n bütününe dokunmaks›z›n eskiyen,

güncelli¤ini kaybeden, toplumun ihtiyaçlar›na cevap veremeyen kurum ve kurallar›n

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

95

düzeltilmesine ve iyilefltirilmesine reform denir. Osmanl› Devleti’nde III. Selim

döneminde ordunun modernize edilmesi çal›flmalar› askerlik alan›nda yap›lm›fl bir

reformdur.

Ça¤dafllaflma: Ça¤dafl uygarl›k seviyesini yakalamak ve bunun da ötesine

geçmek için yap›lan çal›flmalara ça¤dafllaflma ad› verilir.

B. ATATÜRK ‹NKILABININ AMAÇLARI VE ‹LKELER‹

1. Atatürk ‹nk›lab›n›n Amaçlar›

Atatürk ‹nk›lab›n›n öncelikli amac›, vatan›n ba¤›ms›zl›¤›n› ve milletin özgürlü¤ünü

kay›ts›z ve koflulsuz bir biçimde gerçeklefltirmektir. “Özgürlük benim karakterimdir.”

diyen Mustafa Kemal Atatürk, kendini yetifltiren Türk milletinin karakterinin de

özgürlük oldu¤unu biliyordu. Bir konuflmas›nda Atatürk, “Türk’ün hassasiyeti, izzeti

nefsi ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaflamaktansa

mahvolsun evlad›r. Binaenaleyh ya istiklal ya ölüm” diyordu. Atatürk 19 May›s

1919’da Samsun’a ç›kt›¤› gün planlar›n› çok önceden yapt›¤› ba¤›ms›zl›k ve özgürlük

mücadelesini bafllatm›flt›.

Kurtulufl Savafl›’n›n devam etti¤i günlerde yorgun ve y›pranm›fl Türk milletinin

zafere ulaflamayaca¤›n› ve kurtuluflun ancak güçlü bir devletin korumas›na s›¤›nmakla

gerçekleflece¤ini düflünen çevreler olmufltu. Atatürk bunlara fliddetle karfl› ç›km›fl ve

Misak›millî s›n›rlar› içinde vatan›n bir ve bölünemez oldu¤unu, manda ve himayenin

kabul edilemez oldu¤unu söylemifltir.

Atatürk ‹nk›lab›n›n yöneldi¤i ikinci bir amaç, halk›n egemenli¤ine dayal› bir

devlet sistemi kurmakt›.

Atatürk siyasi ve askeri alanda kazan›lan bir zaferin, sosyal ve ekonomik

alanlarda kazan›lan zaferlerle taçland›r›lmad›kça kal›c› olmayaca¤›n› biliyordu. Bu

nedenle ça¤›n gerisinde kalm›fl kurum ve kurallar›n ortadan kald›r›larak Türk toplumunun

yap›s›na uygun ve Türk toplumunu ça¤dafl medeniyet seviyesinin üzerine tafl›yacak

yeni kurum ve kurallar›n oluflturulmas› gerekti¤ine inan›yordu.

Atatürk ‹nk›lab›, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda bir toplumsal

de¤iflime yöneldi. Cumhuriyet kuruldu. Saltanat ve hilafet kald›r›ld›. Laik devlet

anlay›fl› benimsendi. E¤itim ve ö¤retim alanlar›nda yeniliklere gidildi. Kad›nlara seçme

ve seçilme hakk› verildi. Çok partili siyasal hayata geçifl için çaba harcand›. Ekonomik

yat›r›mlara h›z verildi… K›saca her alanda h›zl› bir toplumsal de¤iflme ve ça¤dafllaflma

hamlesi bafllat›ld›.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

96

Atatürk büyük güçlüklerle elde edilen bar›fl›n kal›c› olmas›n› istiyor, Türk

milletinin yeni ac›lar yaflamas›n› istemiyordu. Atatürk “yurtta sulh, cihanda sulh”

diyerek savafls›z bir dünya özlemini dile getiriyordu. ‹leri görüfllü bir lider olan Atatürk,

bar›fl› ve insan haklar›n› korumada uluslararas› toplumun rolünü o günden çok iyi

kavram›flt›. O zamanda Türk Cumhuriyeti öncülü¤ünde kurulan uluslararas› ittifaklar

bunun somut bir göstergesidir.

Yurtta bar›fl›n sa¤lanabilmesi, üniter devlet yap›s›yla ve birlefltirici-bütünlefltirici

bir milliyetçilik anlay›fl›yla sa¤lanabilirdi. Bu nedenle Atatürkçülük millet anlay›fl›na

büyük önem vermifl ve hiçbir ayr›m gözetilmeksizin kendini Türkiye Cumhuriyeti’nin

bir ferdi olarak gören herkesin Türk oldu¤unu kabul etmifltir.

2. Atatürk ‹nk›lab›n›n ‹lkeleri

Atatürk ‹nk›lab›, ça¤dafl uygarl›k seviyesine ulaflmak ve ötesine geçmek için

toplumdaki ça¤›n gerisinde kalan bütün kurum ve kurallar› ortadan kald›rarak yerine

ça¤›n gereklerine ve Türk toplumunun yap›s›na uygun kurum ve kurallar› oluflturmay›

amaçlar. Atatürk ilkeleri Türk ‹nk›lab›n›n temel dayanaklar›d›r. Atatürk ‹nk›lab›n›n

dayand›¤› temel ilkeler Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkç›l›k, Devletçilik, Laiklik

ve ‹nk›lapç›l›kt›r. 1924 Anayasas›’nda 5 fiubat 1937 y›l›nda yap›lan bir de¤ifliklikle

Anayasan›n 2. maddesine “Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkç›, Devletçi,

Laik ve ‹nk›lapç›’d›r”. ifadesi eklenmifltir

Cumhuriyetçilik ‹lkesi

Cumhuriyet bir yönetim biçimidir. Cumhuriyeti di¤er yönetim biçimlerinden

ay›ran temel fark, bu yönetim biçiminde egemenlik hakk›n›n tek bir kifliye ya da bir

zümreye de¤il, halk›n tamam›na ait olmas›d›r.

Mustafa Kemal Atatürk, 1919’da Samsun’a ç›k›fl›n›n hemen ard›ndan

22 Haziran 1919’da “Amasya Genelgesi” ad›nda bir genelge yay›nlad›. Bu genelgede

“Milletin ba¤›ms›zl›¤›n›, yine milletin azim ve karar› kurtaracakt›r.” deniliyordu.

Bu ifadeyle millet gerçe¤ine dayal› yepyeni bir devletin kurulaca¤›n›n iflaretleri

veriliyordu. Millî ba¤›ms›zl›¤a ve millî egemenli¤e yer veren bu düflünce Atatürk

‹nk›lab›n›n temel ilkelerinden biri oldu. Mustafa Kemal bir konuflmas›nda “Art›k ‹stanbul

Anadolu’ya hâkim olmak de¤il, tabii olmak mecburiyetindedir.” diyerek millî

egemenli¤in sa¤lanaca¤›n›, art›k halk›n yönetilmeyece¤ini, yönetece¤ini söylüyordu.

Bu düflünce 23 Nisan 1920’de “kuvay›milliye’yi amil ve millî iradeyi hakim k›lma”

esas›na dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aç›l›fl›yla somut bir ad›ma dönüfltü.

Bu Meclisin haz›rlay›p kabul etti¤i ve henüz fiilen kurulmam›fl olan Türkiye

Cumhuriyetinin ilk Anayasas› kabul edilen 1921 Teflkilat-› Esasi’sinde “Egemenlik

kay›ts›z flarts›z milletindir.” ifadesi yer al›yordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi

1 Kas›m 1922’de saltanat› kald›rd›. 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etti. Bunun

hemen ard›ndan da 3 Mart 1924’te hilafeti kald›rarak halk egemenli¤ini güçlendirdi.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

97

Halk iradesinin yönetime yans›mas› için Cumhuriyet tek bafl›na yeterli de¤ildir.

Ço¤ulcu, kat›l›mc› bir demokrasinin de sa¤lanmas› gerekir. Atatürk “Demokrasi

yönetimine dayanan hükümetlerde egemenlik halka, halk›n ço¤unlu¤una aittir.

Demokrasi ilkesi egemenli¤in millette oldu¤unu, baflka yerde olamayaca¤›n› gerekli

sayar. Bu suretle demokrasi ilkesi, siyasal gücün, egemenli¤in yasal kökenlerine

dayanmaktad›r.” diyerek demokrasinin önemini vurguluyordu. Bu nedenle Atatürk

cumhuriyetin ilan›n›n hemen ard›ndan çok partili siyasal yaflama geçmek için

çal›flmalara bafllam›fl ancak Türk milleti çok partili siyasal yaflama Atatürk’ün ölümünden

sonra 1945 y›l›nda kavuflabilmifltir. Halen yürürlükte bulunan Anayasa’n›n 2. maddesi

“Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.” ifadesine yer verir. Anayasa’n›n 5. maddesi gere¤i

bu ibarenin de¤ifltirilmesi teklif dahi edilemez.

Cumhuriyet yönetimi insan haklar›na adalete ve eflitli¤e önem veren bir yönetim

biçimidir. Özgür düflünce ancak cumhuriyet yönetimi içinde geliflebilir. Cumhuriyet

yönetimi akl› ve bilimi kendine rehber eder. Türk halk› Cumhuriyet sayesinde bugün

oldu¤u yere gelebilmifltir.

Milliyetçilik ‹lkesi

Millet, ço¤unlukla ayn› topraklar üzerinde yaflayan, aralar›nda dil, tarih, duygu,

ülkü, gelenek ve görenek birli¤i olan insan toplulu¤udur. Millet olma bir insan

toplumunun ulaflabilece¤i en üst aflamad›r. Millet, ›rk ve kavim birli¤ine dayanan

Resim 4.1: Atatürk Cumhuriyet Bayram› kutlamalar› s›ras›nda halkla beraber

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

98

toplumlardan daha üst bir aflamad›r. Bir insan toplulu¤unun millet say›labilmesi için

ortak bir geçmifle sahip olmalar› gerekir. Milleti oluflturan insanlar birlikte yaflama

konusunda samimi bir istek duyarlar. Geçmiflten gelen miras›n korunmas› ve

sürdürülmesi için amaç birli¤i etmifllerdir.

Mustafa Kemal Atatürk bir sözünde “Millet; dil, kültür ve düflünce ba¤› ile

birbirine ba¤l› vatandafllar›n oluflturdu¤u bir siyasi ve sosyal topluluktur.” diyerek

milletin tan›m›n› yapm›flt›r.

Millete aitlik duygusu, bir toplumda insanlar› birbirine ba¤layan en güçlü ba¤lardan

biridir. Bu duygunun oluflturdu¤u birlik ve beraberlik ruhunun zay›f olmas› bir devletin

gelece¤ini tehlikeye sokar. Komflumuz Irak’ta meydana gelen ve her gün bas›n yay›n

organlar›ndan takip etti¤imiz geliflmeler bunun en büyük kan›t›d›r. Irak halk›n›n ›rak

vatandafl› olarak birlikte yaflama bilincine sahip olamamas›, çeflitli gruplara ayr›lmas› ve

aralar›nda üstünlük mücadelesine girmesi sonucu milyonlarca insan yaflam›n› yitirmifltir.

Atatürk’te millî mücadelenin millî egemenlik ruhundan kaynakland›¤›n› ve güç

ald›¤›n› ifade etmifltir. Bir konuflmas›nda “Ben 1919 senesi May›s› içinde Samsun’a

ç›kt›¤›m gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yaln›z Türk Milletinin asaletinden

do¤an ve benim vicdan›m› dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vard›. ‹flte ben bu

millî kuvvetle, bu Türk Milletine güvenerek ifle bafllad›m” diyerek bu gerçe¤e iflaret

etmifltir.

1961 Anayasas›’n›n “Bafllang›ç” k›sm›nda “Bütün fertlerini, kaderde, k›vançta ve

tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî fluur ve ülküler etraf›nda toplayan ve

milletimizi, dünya milletleri ailesinin eflit haklara sahip flerefli bir üyesi olarak millî birlik

ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Millîyetçili¤inden h›z ve ilham

alarak” ifadesi kullan›larak millete aidiyet duygusuna vurgu yap›lm›flt›r.

Atatürk Türk milleti gerçe¤inin belli bir ›rk›n, bir dinin, bir mezhebin

üstünlü¤üne dayanmad›¤›na inan›yordu. Bir konuflmas›nda”Türkiye Cumhuriyetini

kuran Türk halk›na Türk milleti denir.” diyerek bu düflüncesini aç›kca ifade etmifltir. Bu

sözlerden de anlafl›laca¤› üzere Atatürk’ün millîyetçilik anlay›fl› Türk halk›n›n bütün

kesimlerini kuflatan, birlefltirici ve bütünlefltirici bir millîyetçilik anlay›fl›d›r. Türk milletinin

bir mensubu olabilmek için Türkiye Cumhuriyeti vatandafl› olmak ve Türkiye

Cumhuriyeti’nin geliflmesi, yücelmesi için samimi gayret içinde olmak yeterlidir.

1982 Anayasas›’n›n “Bafllang›ç” k›sm›nda “…Atatürk’ün belirledi¤i milliyetçilik

anlay›fl› ve O’nun ink›lap ve ilkeleri do¤rultusunda;…” ifadesine yer verilerek Atatürk

milliyetçili¤ine vurgu yap›lm›flt›r. Anayasan›n Türk vatandafll›¤›n› düzenleyen

66. maddesinde “Türk Devletine vatandafll›k ba¤› ile ba¤l› olan herkes Türktür.”

denilerek Atatürk’ün milliyetçilik anlay›fl› do¤rultusunda Türk vatandafll›¤› tan›m›

yap›lm›flt›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

99

Bir ülkede yaflayan insanlar›n farkl›l›klar›n› bir kenara b›rakarak birlikte yaflama

ve ülkeyi yüceltme konusunda samimi bir gayret içinde olmalar› o ülkede demokrasiyi,

insan haklar›n› ve hoflgörü kültürünü yaflatabilmek için temel bir flartt›r. Birlikte yaflama

duygusu zay›f olan insanlardan oluflan ülkelerde anarfli ve terör ortam›n›n do¤mas›

kaç›n›lmazd›r. Baz› ülkelerde halk›n millet olma bilincine ulaflamamas› nedeniyle

çeflitli iç savafllar ve insan haklar› ihlalleri yaflanm›flt›r.

Bir milletin dilinin, kültürünün, tarihinin ve de¤erlerinin asl›na uygun olarak

ortaya ç›kart›lmas› millî duygular›n güçlendirilmesi aç›s›ndan son derece önemlidir. Bu

nedenle Atatürk Türk Tarih Kurumunu ve Türk Dil Kurumunu kurdurmufltur.

Halkç›l›k ‹lkesi

Halk, bir ülkede yaflayan, bir devlete vatandafll›k ba¤›yla ba¤l›, kendini o ülkenin

kaderine ba¤lam›fl insanlardan oluflan bir bütündür. Atatürk’ün halkç›l›k anlay›fl›

Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerinin tamamlay›c›s› durumundad›r.

Halkç›l›¤›n çeflitli anlamlar› vard›r. Bunlardan biri halk›n iradesini üstün tutmak,

halk›n egemenli¤ine dayal› bir yönetim oluflturmakt›r. Halkç›l›¤›n di¤er bir anlam› bir

ülkede yaflayan halk›n eflit olmas›, hiçbir kifli ya da guruba ayr›cal›k tan›nmamas›d›r.

Halkç›l›¤›n bir di¤er anlam› da toplumda farkl› ekonomik ve sosyal s›n›flar›n

bulunmamas›, toplumda sosyal s›n›flar›n mücadelesi yerine, benzer özelliklere sahip

halk aras›nda bir sosyal dayan›flman›n bulunmas›d›r.

Atatürkçü düflünce sisteminde halkç›l›k, millî egemenlik ilkesine ve demokrasiye

dayan›r. Bu nedenle 1921 Anayasas›n›n birinci ve ikinci maddelerinde; “Egemenlik


external image images?q=tbn:ANd9GcRAxTGw6xYlnldKU8M8s9q_6oqtzY7JHILShhe9V9eYhx8LyLIO


DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

100

kay›ts›z flarts›z milletindir. Yönetim flekli halk›n kaderini kendi eliyle idare etmesi

esas›na dayan›r.

Yönetim ve yasama yetkisi milletin tek ve hakiki temsilcisi olan Büyük Millet

Meclisinde toplanm›flt›r.” ifadeleri yer alm›flt›r.

Halkç›l›k demokratik devletin temel unsurlar› olan hukuk devleti ve sosyal devlet

anlay›fllar›n› içinde bar›nd›r›r. Hukuk devletinin gere¤i olarak herkesin yasalar

karfl›s›nda eflit olmas› yasalar taraf›ndan kayr›lan, ayr›cal›kl› bir kesimin olmamas›

gerekir. Sosyal devletin gere¤i olarak ise hukuki alanda sa¤lanan eflitli¤in ekonomik ve

sosyal alana geçirilmesi gerekir.

Atatürk “Bizim nazar›m›zda çitçi, çoban, iflçi, tüccar, sanatkâr, asker, doktor; velhas›

l herhangi bir sosyal müessesede faal bir vatandafl›n hak menfaat ve hürriyeti eflittir.

Devlet bu anlay›flla azami faydal› olmak ve milletin emniyet ve iradesinin

mahaline sarf edebilmek, bizce, bizim anlad›¤›m›z anlamda halk hükümeti idaresiyle

olur.” diyerek halkç›l›¤›n ancak Cumhuriyetle yönetilen bir devlette demokrasiyle

yaflama geçirilebilece¤ini söylüyordu.

Halkç›l›k ilkesi millî gelirin adaletli da¤›t›ld›¤›, vatandafllar›n “nimette ve

külfette” eflit olduklar›, bir toplum düzeni gerçeklefltirmeyi amaçlar. Atatürk’ün

halkç›l›k anlay›fl› demokratik toplum düzeninin özünü oluflturur.

Devletçilik ‹lkesi

Osmanl› Devleti Bat›da gerçekleflen Sanayi Devrimi’ne karfl› kay›ts›z kalm›fl ve

ekonomik aç›dan geliflmemiflti. Osmanl› Devletinin ekonomik miras›n› devralan

Türkiye Cumhuriyeti de ekonomik aç›dan çok güçsüz bir devlet olarak kurulmufltu.

Ülkede sanayi üretimi yoktu. Ticaret yabanc›lar›n elindeydi. Milletin ihtiyaç duydu¤u

tüketim mallar›, silahlar, araç-gereçler büyük ölçüde d›flar›dan karfl›lanmak zorundayd›.

Atatürk, süngüyle kazan›lm›fl bir zaferin gerçek bir ba¤›ms›zl›k getirmeyece¤ini,

askeri ve siyasal alanda kazan›lan zaferin ekonomik, bilimsel ve kültürel alanlarda

yap›lan at›l›mlarla desteklenmedikçe kal›c› olmayaca¤›n› biliyordu. Atatürk bir

konuflmas›nda bunu “Siyaset ve askerlik alan›ndaki zaferler ne denli büyük olurlarsa

olsunlar, ekonomik zaferlerle taçland›r›lmazlarsa iyice yerleflmifl olamaz, k›sa zamanda

sönüp gider. Bunun içindir ki en büyük ve parlak zaferlerimizin de sa¤layabildi¤i,

daha da sa¤layabilece¤i yararl› meyveleri toplay›p, onlardan yararlanmak için

ekonomimizin, ekonomik egemenli¤imizin sa¤lanmas›, pekifltirilip geniflletilmesi

gerekir.” sözleriyle ifade ediyordu.

O dönemde halk ülkenin ekonomik ba¤›ms›zl›¤›n› kazanabilmesi için gerekli

olan at›l›mlar› yapacak sermaye birikimine sahip de¤ildi. Ekonomik at›l›mlar ancak

devlet öncülü¤ünde ve devlet millet iflbirli¤iyle baflar›labilirdi. Atatürk “yurtta her nevi



external image images?q=tbn:ANd9GcR81UiMWpUtQzOtU5HJJq-GxogLHyYvojAJNeGO4_SUkcaF7prK



DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

101

üretimin ço¤almas› için kiflisel teflebbüsün devlet aç›s›ndan çok gerekli oldu¤unu” dile

getirdikten sonra “beyan etmeliyiz ki devlet ve fert birbirine karfl› de¤il, birbirinin

tamamlay›c›s›d›r” diyordu.

Atatürk özel teflebbüsün önemini ‹zmir’de yap›lan Türkiye ‹ktisat Kongresi’nde

de vurgulam›fl, özel teflebbüse her alanda destek olunaca¤›n› belirtmiflti. Fakat baflta

söylenen nedenlerle özel teflebbüs ülke için gerekli olan at›l›mlar› baflaramam›flt›. Bu

nedenle o dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin kalk›nmas›na h›z veren yat›r›mlar devlet

öncülü¤ünde gerçeklefltirilmifltir. 1931 y›l›nda resmen uygulamaya konulan Devletçilik

ilkesi ile Türkiye planl› ekonomiye geçifl yapm›flt›r. Özellikle sanayileflme konusunda

çok k›sa bir sürede büyük at›l›mlar gerçeklefltirilmifltir. fieker, çimento, deri ve kumafl

fabrikalar›n›n kurulmas›, demiryolu a¤›n›n geniflletilmesi Türk bankac›l›k sisteminin

güçlendirilmesi bu dönemde devlet öncülü¤ünde sa¤lanabilmifltir.

Tüm bu at›l›mlar›n amac› Türk toplumunu refaha kavuflturmakt›r. Atatürk

Devletçilik ilkesiyle asla bütün sermaye ve ekonomik etkinliklerin devlet tekelinde

olmas›n› istememifltir. Tam tersine Atatürk, devlet millet iflbirli¤ine dayal› bir ekonomik

kalk›nmay› hedeflemifltir. O günün toplum yap›s›ndan ve uluslararas› gerçeklerinden

kaynaklanan devletçilik ilkesinin bugün belli ölçüde terk edildi¤i, devletin ekonomik

alandan çekilerek özel teflebbüsün ekonomik alanda daha a¤›rl›kl› bir konuma geldi¤i

söylenebilir.

Atatürk’ün koydu¤u devletçilik ilkesinin en temel amaçlar›ndan biri Türk halk›n›

lay›k oldu¤u yaflam standard›na yükseltmektir. Bugün ça¤dafl demokrasilerin

vazgeçilmez bir niteli¤i olan sosyal devlet, devletin ekonomik alanda gerçeklefltirdi¤i

düzenlemelerle sa¤lanabilir. Devlete e¤itimin, sa¤l›k hizmetlerinin ve sosyal hizmetlerin

sa¤lanmas›nda büyük görevler düflmektedir. E¤er devlet bu alanlarda üzerine

düflen görevleri hakk›yla yerine getirmezse demokrasinin tam olarak gerçekleflmesi

imkâns›zd›r.

Resim 4.3: Cumhuriyetin ilk fabrikalar›ndan olan Kayseri bez fabrikas›ndan bir görünüfl.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

102

Laiklik ‹lkesi

Laik Latince laicus kökünden Bat› dillerine geçmifl olan bir kelimedir. Kelime

anlam› bak›m›ndan laik, ruhani olmayan demektir.

Kavramsal anlam› bak›m›ndan l a i k l i k din ve devlet ifllerinin birbirinden

ayr›lmas›, devlete iliflkin kurum ve kurallar›n dinin emir ve yasaklar›ndan de¤il de

pozitif hukuk kurallar›ndan türemesidir. Di¤er taraftan laiklik vatandafllara din ve

vicdan hürriyetinin tan›nmas› demektir. Laiklik devletin farkl› dinler ve mezheplere

eflit mesafede olmas›n›, kiflilerin inançlar konusunda birbirleri üzerinde bask›

kurmalar›na engel olmas›n› gerektirir.

Laiklik devlet sistemimize 1924 Anayasas›’nda 1937 y›l›nda yap›lan bir

de¤ifliklikle girmifltir. Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasas›’n›n “Bafllang›ç”

bölümünde “…kutsal din duygular›n›n, Devlet ifllerine ve politikaya kesinlikle

kar›flt›r›lmayaca¤›;….” 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin laik devlet oldu¤u,

10. maddesinde din ve mezhep fark› gözetilmeksizin herkesin kanun önünde eflit

oldu¤u ve 24. maddesinde herkesin vicdan din ve kanaat özgürlü¤üne sahip oldu¤u,

herkesin diledi¤i gibi ibadet etme serbestli¤ine sahip oldu¤u, kimsenin ibadete ve dini

kanaatlerini aç›klamaya zorlanamayaca¤›, kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolay›

k›nanamayaca¤›, devletin düzeninin k›smen de olsa din kurallar›na dayand›r›lamayaca¤›

aç›kça ifade edilerek laiklik anayasal bir temele kavuflturulmufltur.

Laiklik demokrasinin bir gere¤idir. Düflünce ve kanaat özgürlü¤üne dayan›r.

Laiklik dinsizlik demek de¤ildir. Tam tersine herkesin dininin gereklerini özgürce

yaflayabilmesinin ön kofluludur. Laiklik olmasa fakl› dinler ve mezhepler aras›nda bir

gerginlik ve çat›flman›n ç›kmas›, sonuçta toplumsal bar›fl ve huzurun ortadan kalkmas›

kaç›n›lmaz olurdu.

Atatürk hiçbir zaman dine karfl› olmam›flt›r. Ancak kutsal din duygular›n› kendi

k›s›r ç›karlar›na alet ederek halk› yozlaflt›ran, cehalet içinde b›rakan sahte din

adamlar›na karfl›d›r. Atatürk “Bizim dinimiz en makul ve en do¤al bir dindir ve ancak

bundan dolay›d›r ki son din olmufltur. Bir dinin do¤al olmas› için akla, fenne, ilme ve

mant›¤a uygun olmas› laz›md›r. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.

Müslümanlar›n toplumsal hayat›nda hiç kimsenin özel bir s›n›f halinde mevcudiyetini

muhafaza hakk› yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dini emirlere uygun

harekette bulunmufl olmazlar. Bizde ruhbanl›k yoktur. Hepimiz dinimizin emirlerini

eflit olarak ö¤renmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu, iman›n› ö¤renmek

için bir yere muhtaçt›r. Oras› da mekteptir.” diyerek din konusundaki düflüncelerini

aç›kça belirtmifltir.

Laiklik ça¤dafl demokrasi için bir ön kofluldur. Laikli¤in olmad›¤› bir devlette

demokrasinin bütün kurum ve kurallar› ile gerçekleflmesini beklemek do¤ru de¤ildir.

Laik olmayan bir devlet sisteminin insan haklar› ihlallerine yol açmas› kaç›n›lmazd›r.

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

103

Devletin bütün dinlere ve inançlara eflit mesafede olmad›¤› bir toplumda insanlar temel

haklar› olan inanç ve vicdan özgürlü¤ünden mahrum olarak yaflarlar. Devletin bir

inanc› üstün tutmas› yahut bir inanc› bask› alt›na almas› kaç›n›lmaz olarak toplumda

huzursuzluk ve insan haklar› ihlallerininin yaflanmas›na neden olur.

‹nk›lapç›l›k ‹lkesi

Atatürk ‹nk›lab›n›n amac› ça¤dafl medeniyetler seviyesini yakalamak ve bununda

üzerine ç›kmakt›r. Bunu baflarabilmek akla, bilme ve fenne dayanan sürekli ilerlemeye

elveriflli dinamik bir toplum yap›s›n›n oluflturulmas›yla mümkün olabilecektir. Bu

nedenle toplumda eskiyen kurum ve kurallar›n h›zla ve sürekli olarak de¤ifltirilmesi

yerine ça¤›n ihtiyaçlar›na cevap verebilen yeni yap›lar›n oluflturulmas› gerekmektedir.

Atatürk’e göre ça¤dafl topluma ayak uyduramayan bir millet yok olmaya

mahkûmdur. Atatürk bir konuflmas›nda “Gözlerimizi kapay›p tek bafl›m›za

yaflad›¤›m›z› düflünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine al›p dünya ile alakas›z

yaflayamay›z. Aksine yükselmifl, ilerlemifl, medeni bir millet olarak medeniyet

düzeyinin üzerinde yaflayaca¤›z. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. ‹lim ve fen nerede

ise oradan alaca¤›z ve her millet ferdinin kafas›na koyaca¤›z. ‹lim ve fen için kay›t ve

flart yoktur.” diyerek bu gerçe¤i dile getiriyordu.

Atatürk her aç›dan ça¤dafl bir toplum hayal ediyordu. Türk halk›n›n çok büyük

bedeller ödeyerek elde etti¤i ba¤›ms›zl›k ekonomik sosyal ve kültürel alanlarda yap›lan

de¤iflikliklerle güçlendirilmedikçe gerçek bir ba¤›ms›zl›k olmayacakt›. Atatürk, “Biz

her görüfl aç›s›ndan medenî insan olmal›y›z. Çok ac›lar gördük. Bunun sebebi dünyan›n

Resim 4.4: Atatürk yeni alfabeyi ö¤retirken

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

104

vaziyetini anlamay›fl›m›zd›r. Fikrimiz, düflüncemiz, tepeden t›rna¤a kadar medenî

olacakt›r. fiunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyece¤iz. Bütün Türk ve ‹slam

âlemine bak›n; düflüncelerini, fikirlerini medeniyetin emretti¤i de¤ifliklik ve

yükselmeye uydurmad›klar›ndan ne büyük felâket ve ›st›rap içindedirler. Bizim de

flimdiye kadar geri kalmam›z, en nihayet son felâket çamuruna bat›fl›m›z bundand›r. 5-

6 sene içinde kendimizi kurtarm›flsak zihniyetlerimizdeki de¤iflmedendir. Art›k duramay›

z. Mutlaka ileri gidece¤iz; çünkü mecburuz. Millet aç›kça bilmelidir, medeniyet

öyle kuvvetli bir atefltir ki, ona kay›ts›z olanlar› yakar, mahveder. ‹çinde bulundu¤umuz

medeniyet ailesinde lây›k oldu¤umuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükseltece¤iz.

Refah, mutluluk ve insanl›k bundad›r.” sözleriyle ça¤dafl dünyaya ayak uydurman›n

önemini belirtiyordu.

Atatürk’ün ça¤dafll›k anlay›fl› taklitçilik de¤ildir. Atatürk’ün “Biz, Bat›

medeniyetini bir taklitçilik yapal›m diye alm›yoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi,

kendi bünyemize uygun buldu¤umuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.”

sözleri bu gerçe¤i en iyi biçimde anlatmaktad›r.

Atatürk’ün ink›lapç›l›k ilkesi ça¤dafllaflmay› devam ettirmek için bütün Atatürk

ilkelerinin yaflama geçirilmesidir. Ça¤›n ihtiyaçlar›na cevap verebilen sürekli

geliflmeye ve de¤iflmeye elveriflli bir toplumsal yap›n›n oluflturulabilmesi ancak ça¤›n

gereklerine uygun kurum ve kurallar›n oluflturulmas› ile mümkündür.

Atatürk’ün ink›lapç›l›k ilkesi sayesinde Türkiye Cumhuriyeti h›zl› bir de¤iflim ve

dönüflüm içine girdi. TBMM’nin kurulmas› ve Hilafetin kald›r›lmas›, cumhuriyet yönetiminin

benimsenmesi Atatürk ink›laplar›n›n bafllang›c›n› ve temelinin oluflturur. Daha

sonralar› hukuki alanda de¤iflik düzenlemeler gidilmifl, kad›nlara seçme ve seçilme

hakk› verilmifl, k›l›k k›yafette, ölçü sisteminde, e¤itim sisteminde k›saca toplumsal

yap›n›n her alan›nda h›zl› bir de¤iflime gidilerek Türkiye Cumhuriyetine ça¤dafl bir

kimlik kazand›r›lm›flt›r.

C. ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLER‹NDE DEMOKRAS‹ VE

‹NSAN HAKLARI

Mustafa Kemal Atatürk konuflmalar›nda yaz›lar›nda ve söyleflilerinde demokrasi

ve insan haklar› konusuna pek çok defa de¤inmifltir. Atatürk’ün demokrasi ve insan

haklar› konular›ndaki düflünce ve görüflle-rine bundan önceki konularda yer verilmifltir.

Afla¤›da Atatürk’ün demokrasi ve insan haklar›yla ilgili söyledi¤i birkaç söz yorumsuz

olarak verilmifltir.

Atatürk egemenli¤in halka ait olmas› gerekti¤ine inan›yordu. Bir konuflmas›nda

" Toplumda en yüksek hürriyetin en yüksek eflitlik ve adaletin devaml› flekilde sa¤lanmas›

ve korunmas› ancak ve ancak tam ve kat’î manas›yla millî egemenli¤in kurulmufl

bulunmas›na ba¤l›d›r. Bundan ötürü hürriyetin de, eflitli¤in de, adaletin de dayanak

noktas› millî egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde hürriyet sonsuzdur. Ancak

DEMOKRAS‹ VE ‹NSAN HAKLARI E⁄‹T‹M‹ 1-2

105

onun hududu, onu sonsuz yapan esas›n korunmas›yla mevcut ve çevrilidir.” diyerek bu

düflüncesini dile getirmifltir.

Atatürk hürriyetin s›n›rs›z olamayaca¤›n›, baflkalar›na zarar veren düflünce ve

davran›fllar›n özgürlük olarak de¤erlendirilemeyece¤ine inan›yordu. Bir konuflmas›nda

“Bir insan, belki kendi arzusiyle flahsî hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teflebbüs

koca bir milletin hayat›na ve hürriyetine zarar verecekse, muazzam ve flerefle dolu bir

millet hayat›, bu yüzden sönecekse ve o milletin çocuklar› ve torunlar› bu

yüzden yok olacaksa bu teflebbüsler hiçbir vakit meflru ve kabule de¤er olamaz.Ve hele

böyle bir hareket hiçbir vakit hürriyet nam›na müsamaha ile telâkki edilemez.” diyerek

bu düflüncesini dile getirmifltir.

Atatürk bask›c› yönetim anlay›fl›n› reddeden bir devlet adam›d›r. Yaflad›¤›

dönemde Bat›da çeflitli diktatörler ortaya ç›karken kendisi diktac› anlay›fla karfl›

ç›km›flt›r. Bir konuflmas›nda “Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad

eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda

muvakkat bir zaman için lâz›m olur.” diyerek bu düflüncesini dile getirmifltir.

Atatürk düflünce ve vicdan hürriyetine büyük önem veren bir devlet adam› ve

düflünürdür. Yapt›¤› bir konuflmas›nda “Her fert istedi¤ini düflünmek, istedi¤ine

inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçti¤i bir dinin icaplar›n› yapmak

veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdan›na hâkim

olunamaz.” “Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabiî haklar›n›n en

mühimlerinden tan›nmal›d›r.” “Hürriyet, insan›n, düflündü¤ünü ve diledi¤ini mutlak

olarak yapabilmesidir.” diyerek düflünce ve vicdan hürriyetine verdi¤i önemi dile

getirmifltir.

Atatürk bir konuflmas›nda “Bu tarif, hürriyet kelimesinin en genifl mânas›d›r.

‹nsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olam