Maya Kehanetleri

Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar'dan geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştılar. Mayalar'ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor. Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi. Bu yazıda dünyanın geleceğiyle ilgili Mayalar'ın kehanetlerini okuyacaksınız. Geçmişteki en eski ve en gelişmiş uygarlıkların en güçlüsü ve 2012 yılı için yaptıkları kehanet! Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar'dan geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştılar.
Mayalar'ın kriptoyu andıran tabletlerinde dünyanın son çağına gireceği ancak bunun büyük bir tufandan sonra olacağı yazılı. "Uzaylı uygarlık" olarak da tanımlanan Mayalar'a göre dünya bugüne kadar dört çağdan geçti ve her çağın sonunda büyük yıkım yaşandı. Mayalar'ın oluşturduğu takvime bakıldığında da dünyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar'ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor. Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi.


Kehanetleri:

Yüzlerce yıl önce yok olan Maya Uygarlığı'nın tabletlerine göre dünya büyük bir tufandan sonra son çağına girecek.

Maya takvimindeki yok oluş tarihi Marduk'la da örtüşüyor. Dünyanın beşinci değişimi bu yüzyılda. Tabletlerdeki Maya takvimi tufanların yaşandığı 4 çağdan sonra sonu yine tufanla bitecek 5'inci çağın 21'inci yüzyılda başladığına işaret ediyor.

Mayalar kim?

Her şeyden önce Mayalar çok üstün seviyeli dinsel bilgilerle geldiler. Tek tanrı inancındaki eski "Mu Güneş Dini" ne bağlı bir topluluktular. Örneğin Mısır uygarlığı, Mu'dan sonra gelen ve Mu kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis'in bir kolonisiydi. Öyle olmasına rağmen dönemin çok üstünde bir gelişim gösteren bir uygarlık olarak tarih sahnesine çıktılar. Mayalar o anlamda Mısır'dan hem çok daha üstün bilgiye ve daha eski bir geçmişe sahiplerdi. Çok gelişmiş dini sistemleri sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar'ın geleceğe ait olan bilgileri ise geçmişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu. "Başlangıç nasılsa son da öyle olacaktır" diye çok eski ezoterik bir söz vardır. Çünkü bazı şeyler yeryüzünde periyodik olarak tekrar ediyor. İşte Mayalar'ı önemli kılan bu ezoterik (gizli öğreticilik) bilgi birikimine sahip olmalarıydı. Mayalar'a göre yeryüzünde meydana gelen en önemli değişimlerden biri de eksen açısıyla ilgiliydi.

Günümüz bilimsel bulguları Mayalar'ın bu bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüş durumdadır.
Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu dört kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar'a göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak.

Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz.

"Beşinci kutupsal kayma" olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini söyleyen Sınır Ötesi Yayınları'nın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Candan, dünyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. Candan, "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda.

Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi" diyor.
Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel çevreler açıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki üç boyutlu animasyonlarla gösterimi yapıldı. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli.


Yani bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak?

Mayalar 2012 için 'zamanların sonu' diyor. Fakat bu dünyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim. Daha önce yaşanan sanki tufan gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha... Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012'yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012'nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012'dir diyor Mayalar.


Bugüne kadar Mayalar'ın hangi kehanetleri yerini buldu?

Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği. Bugün bu durum ispatlanmış durumda. Günümüz insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına önemli bir şey.

Mayalar'la ilgili tüm bu bilgilere nasıl ulaşıldı?

Bütün bunlar dünyaca ünlü astro fizikçi Coterelli'nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert'in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu.

Şifre nasıl çözüldü?

Simetriyle ilgili bilgileri çözerek çok önemli sonuçlara ulaştılar. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi!... Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen "Güneş Haçı" nın üzerindeki ilikler ise Güneş'in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi Güneş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı.

Bunların ilki, "kutsal takvim" olarak bilinen ve 20'şer günlük 13 aydan oluşan "Tzolkin" (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü "13 Ahau"dur. "Haab" adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20'şer günlük 18 aydan oluşur. "Uinal" olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna "tun" adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla "tun"a eklenir (aynı Mısır ve Sümer"de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab'ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin'e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir.

GÜN SAYISI İSMİ 1 Kin 20 Uinal 360 Tun 7200 Katun 144000 Baktun İşte Mayaların efsanevi "Long Count" yani "Uzun Sayım" dedikleri süreç, 13 Baktun'a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde "başlangıcı" olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa'nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı "0" olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız.

Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani herşeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban'da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

Maya takviminin 21 Aralık 2012'de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.

Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012'de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay'ın üzerinde hareket ettiği, "Ekliptik" olarak adlandırdığımız "tutulum çemberi"nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu'nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre "galaksimizin merkezi" olduğu belirlenen noktada (süper karadeliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş'in de tam "gündönümü" sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle "Gündönümü Güneşi", Ekliptik ile Samanyolu kuşağının "galaksi merkezi" olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, "Güneşler" olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte.

Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun'luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012'ye denk gelmektedir.
Mayaların bugüne ilişkin öngörüleri,efsaneleri veya kehanetleri ise gerçekten çarpıcı. Buna geçmeden önce bir bilgiyi daha vermek gerekli. İçinde bulunduğumuz galaksi milyonlarca yıldıza sahip olmasına rağmen, galaksimizin merkezi olarak gösterilen nokta yıldız miktarının gayet seyrek olduğu bir nokta. Yaklaşık 25,800 yılda toplam 4 kere (dünyanın presession süresi) galaksi merkezimizle,

* " A door into the heart of space and time will open" , Zamanın ve uzayın kalbindeki kapı açılacak

  • " The cosmos will be reborn or recreated " , Evren yeniden doğacak, yeniden yaratılacak
  • " We will reach the Zero Point of the process - a moment of collective spiritual birth " , Döngünün sıfır noktasına erişeceğiz, toplu ruhsal doğuş anı
  • “…our basic orientations will be inverted. On the level of human civilization, our basic assumptions and foundation values will be exposed, and we will have the opportunity to embrace values long since driven under the surface of our collective consciousness"

Bizim basit doğamız ters yüz olacak. Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerinde , Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından ("Zenith" noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab'ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban'dan İzapa'ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika'nın güneyinde, İzapa'nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş - Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş'in Boğa Burcu'na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir.

Bu buluşma Zenith'te gerçekleşirse ne olur?

Mayıs 2000'deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli birşeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz. Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş - Pleiades - Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000'dir.

Mayalar, 13 Baktun'un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith'e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki "çıngırak" işaretleri, Maya kültüründe Pleiades'in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, "Ahau yüzü" olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş'i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş - Pleiades - Zenith buluşmasına işaret etmektedir..

Orta Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında kaybolup gitmiş bir uygarlık... Tarihte en çok merak edilen insanların soyu: Mayalar...

Kimdi bu insanlar?... Nereden gelmişlerdi ve çağımıza hangi mesajları bırakmışlardı?

İşte bu sorular; 1773 de şu meşhur şehir Palanque'nin* kalıntıları bulununcaya kadar; yazarların, kaşiflerin, bilim adamlarının iki yüz yıl boyunca kafa yordukları sorulardan sadece birkaçıydı... Hala bile tamamen ortaya çıkarılamamış ve gün geçtikçe vahşi ormanın tehdidini üzerinde hisseden bu muazzam kent, yeni dünyanın en çok merak ettiği sırrıydı... Göz alıcı beyaz kireç taşıyla, Rönesans Masonları'nın bile kusur bulamayacağı mükemmellikte inşa edilmiş o piramitler, tapınaklar ve saraylar görenleri dehşet içinde bırakıyor... Ne yazık ki kentin en önemli binalarının duvarları üzerindeki şifrelerin çözülmesi ancak 20. Yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşebilmiş, bu hazinenin değeri ancak bu şekilde anlaşılabilmiştir.

Bulgular bizden oldukça farklı bit toplumu gün ışığına çıkarıyor. Mayalar sadece Yeni Dünya Uygarlıkları'ndan değil, kendi dönemleri içinde yaşamış Eski Uygarlıklar'dan da çok farklıydılar. Yaşamsal gereçler haricinde pek fazla kişisel mala sahip değillerdi. Mısır ve diğer mahsulleri yetiştirmek için basit tarım araçları kullanırlar, bununla beraber toprağın verimliliğini sağlamak amacıyla, tuhaf ve acı verici majik ayinler düzenlenmesi gerektiğine inanırlardı. Bu majik nitelikli ayinler, doğayla barış yapmak adına harikulade süslü ve gösterişli giysileriyle rahipler ve kabile liderleri tarafından yürütülürdü. Maya kabilesi hiyerarşik bir toplumdu. Kanun adamları da köylüler de yerlerini bilirlerdi. Mayalar'ın, Avrupa'da aynı çağda yaşamış diğer karanlık çağ toplumlarından önemli bir farkları vardır:
Mayalar Astronomi uzmanıdırlar...

"Güneş'in 5. Çağı"nda yaşadıklarına, bizim devrenin insanına gelinceye kadar yeryüzünde "Dört Çağ" ve "Dört Irk"ın gelip geçtiğine inanırlardı. Onlara göre u dört ırk, büyük afetlerle yok olmuş, her çağdan geriye kalabilenler bu olup bitenleri anlatabilmişlerdir.
M.Ö. 12 AĞUSTOS 3114'den,
M.S 22 ARALIK 2012'ye...

Maya Kronolojisi'ne göre, yaşadığımız "5. Çağ" M.Ö. 12 Ağustos 3114 tarihinde başlar ve M.S. 22 Aralık 2012 tarihinde biter. Mayalar 2012'de dünyanın katostrofik (ağı hasarlı) depremlerle karşılaşarak, büyük bir "Tufan"a sahne olacağına inanırlar.

Bu güne kadar Mayalar hakkında birçok kitap yayınlanmış fakat, hiç biri bu tuhaf ama dikkate değer takvimi incelemeye, bu kesin tarihleri neye dayandırarak ortaya koyduklarını araştırmaya cesaret edememiştir. Takvimlerin mekaniği hakkında pek çok şey yazılmasına rağmen, onları bu tarz komplike zaman sistemleri oluşturmaya iten sebepler hala karanlıktaydı.

Artık kurdukları saatin alarmı çaldı çalacak... Ve biz nihayet onların sadece kendi zamanları için değil, tüm insanlık için hayati önem taşıyan bu bilgilere sahip olduklarını görüyoruz.
Uygarlıkları bizim standartlarımıza göre ilkeldi belki... Çağlayan nehirlerinden başka su sistemleri, yolları, arabaları, elektronik bilgisayarları yoktu... Ama diğer konularda engin bilgi ve altyapıya sahiptiler. Son araştırmaların gösterdiğine göre Mayalar, bizim düşünemeyeceğimiz, hatta tahmin bile edemeyeceğimiz tarzda fizik ötesi bilgi ve pratiği kullanabiliyorlardı.*

Bu esrarengiz insanlar, Avusturalya Yerlileri gibi rüyayı, geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında yorum ve kehanetler yapabilmek için kullanmışlar, gezegenleri ve yıldızları da modern araçlar olmamasına rağmen tuhaf bir biçimde doğru olarak takip edebilmişlerdir.
Mayalar, kendi dinlerine çok sıkı bağlı olan bir toplumdu. Sırlarla dolu dinleri dıştan bakışta hiçbir şey anlaşılamayacak kadar şifreliydi. Ona ancak inisiye olanlar nüfuz edebilmekteydi.* Dinlerindeki sırlar mitolojik anlatımlarında üstü örtülü bir şekilde dile getirilmiş durumdaydı. Ama mitolojilerindeki sembolik anlatom üzlubu da çözülemeden, bu bilgilere ulaşmak hiçbir zaman mümkün olamamıştır. Mayalar kelimenin tam anlamıyla gizemli bir toplumdu...

İlk zamanlarından son zamanlarına kadar (M.S. 600 - 800 yılları arasındaki Post-Klasik dönem ve sonraki birkaç yüzyıl) dünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını üretmişlerdir. Fakat hala tam olarak anlaşılamayan bazı sebeplerden dolayı, Maya Uygarlığı çökmüş ve kabile, kentlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bir zamanlar muazzam piramitler inşa edip, yıldızlar ve gezegenler üzerine çalışma yaptıkları bölgenin büyük bir kısmı şu anda ormanın ve toprağın derinliklerinde yatmaktadır.

Maya Uygarlığı'nın üzerinde yükselen Toltek ve Aztek kabileleri, bugünkü Mexico City'nin daha kuzey bölümlerine yerleşmişlerdir. Bununla beraber Maya Uygarlığı'nın en son temsilcileri güneydeki tepelere ve kuzeydeki Yucatan Yarımadası'ndaki düzlüklere dağılmışlar, asıl yerleşim merkezi olan orta kısım ise tamamen terk edilmiştir.


2012 YOK OLUŞMU , BAŞLANGIÇ MI?

YOK OLUŞMU , BAŞLANGIÇ MI?

Mayalar 2012 için ‘zamanların sonu’ diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu dört kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar’a göre; 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. “Beşinci kutupsal kayma” olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini söyleyen Sınır Ötesi Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Candan, dünyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. Candan, “Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu’ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar’a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi” diyor.
  • Peki tüm bu bilgiler bilimsel olarak ortaya konup kanıtlandı mı? Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel çevreler açıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki üç boyutlu animasyonlarla gösterimi yapıldı. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar’ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli.
NİRVANA’YA DOĞRU
  • Yani bu görüşe göre 2012 yılındadünya yok mu olacak? Mayalar 2012 için ‘zamanların sonu’ diyor. Fakat bu dünyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim. Daha önce yaşanan sanki tufan gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha… Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012′yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012′nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012′dir diyor Mayalar.
  • 2012 yılında başlayacak olan bu yukarıya doğru çıkış ne kadar zamanda tamamlanacak? Bildiğimiz kadarıyla bu yukarı çıkış süreci başladı. Belki 2012 bir final olabilir. Bu bir süreç. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım. Kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demektir. Kıyamet hem tasavvufi hem de ezoterik (gizli öğreticilik) anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demektir. Bu uyanıştan kastedilen ruhsal aydınlanmadır. Böylelikle dinsel metinlerin içindeki sembollerin anlamları da çözülebilecek ve dinsel metinlerde gizlenen gerçeklerle herkes yüz yüze gelebilecektir.
İKİ YILLIK HATA PAYI…
  • 22 Aralık 2012 tarihi konusunda hiç şüphe yok mu? Mayalar’ın yakın geleceğimize ilişkin kehanetleri tüm ezoterik bilgilerle örtüşmektedir. Bu nedenleverilen tarihin önemi çok büyüktür. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de gözardı edilmemelidir. Bunun sebebi Maya Takvimi’nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvimi’ne çevrilişinde MÖ 1′den MS 1′e geçilmiş olmasıdır. Aradaki 0 atlanmıştır. Yaptığı araştırmada Astrofizikçi Cotterel de bu konuya dikkatleri çekmiştir.
  • Bugüne kadar Mayalar’ın hangi kehanetleri yerini buldu? Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği. Bugün bu durum ispatlanmış durumda. Günümüz insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına önemli bir şey.
  • Mayalar’la ilgili tüm bu bilgilere nasıl ulaşıldı? Bütün bunlar dünyaca ünlü astro fizikçi Coterelli’nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert’in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque’deki Yazıt Tapınağı’nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu.
  • Şifre nasıl çözüldü? Simetriyle ilgili bilgileri çözerek çok önemli sonuçlara ulaştılar. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar’ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel’i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar’ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi!… Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen “Güneş Haçı”nın üzerindeki ilikler ise Güneş’in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar’ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi Güneş’te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..

Foton Kusagi - Üç Günlük Karanlık


external image fotonkaranlik.jpg
Derin bir endişeyi ifade ederek başlamama izin verin. Üç Günlük Karanlık, korku ve panik ile değil, Dünya'nın 4. Boyuta yükselişi ile ilgilidir. Lütfen anlayın, bu sadece sizi yükseliş işlemine hazırlamak için bir girişimdir. Bu Değişim, sevgi ile ilgilidir, ve hissettiğiniz korku kendi seçiminizdir. Akıllıca seçim yapın, dostlarım, çünkü Değişim, farkındalığın uyanışının başlangıcı olacak.

Aslında Üç Günlük Karanlık, Dünya Ananın Foton Kuşağına girişi ile ilgilidir. Bu olay Üç Karanlık Günü kapsamaktadır ve bu Değişimin ya da 4. boyuta (5. boyuta) yükselişin müjdecisi olacaktır. Bu dönem boyunca size neler olacağı hakkında kısa bir özet yapmama izin verin. Bütün olay 7 ya da 10 günlük bir dönemde gerçekleşecek fakat lütfen bu rakamların kesin olduğunu düşünmeyin, çünkü 1 gün az ya da çok olabilir.

İLK GÜN

İlk gün, tam tamına bir kargaşa hissi olacak. Bu korku yaratmak için tasarlanmamıştır. Evet, Yaratıcı korkuya izin verir, ama siz bu korkuya kapılmak zorunda değilsiniz. Bu yazıyı okuyanlar, o dönemde ortaya çıkacak olaylara önceden hazırlanmış olacak. Hala korkuyu önlemek için çaba sarf etmelisiniz, çünkü bu olay bütün Dünyada nüfuz edecek. Bu, herkesin korkularını iyileştirerek Değişimi gerçekleştirdiğinden emin olmak için Işık Varlıkları tarafından planlanmıştır. Ve yine, korku içinde yaşadığınız için, aslında bu korkudan birçok iyi şey yaratıyorsunuz. Korkularınızı iyileştirmek, tamamen, Yaratıcı'nın planının bir parçasıdır.

Bu, şimdi neden şu anki korkularınızı ele almanızın gerektiğinin başka bir nedenidir. Korkularınızın üstesinden gelmede ve onları yok etmede deneyim kazandıkça, Değişim ile daha iyi başa çıkabileceksiniz.

Bugünlerde uğraştığınız bazı korkularınız şöyle senaryolar içermekte: Faturalarım ödenecek mi? Evli kalacak mıyım, kalmazsam eğer ne yapacağım? Bütün paramı aptal bir yatırımda kaybedecek miyim? Evet, bunların hepsi gerçek, fakat yapmanız gereken tek şey probleme karşı koymak, ve onu (bilincinizde) berraklık yaratacak noktadan ele almaya hazır/gönüllü olmak. Böylece, daha az korkutucu ve yönetilebilir olacaktır.

İşte bu yüzden kendinizi tanıma çalışmalarınızı ve diğer derslerinizi zamanında tamamlamanız vurgulanmaktadır. Korkularınızın üstesinden gelmeyi mümkün olduğu kadar iyi öğrendiğinizde, Değişim bir kabustan çok bir macera haline gelecektir. Uygulama/çalışma mükemmeli getirir.

İlk gün boyunca, kitlesel hastalık ve görünüşte yıkıcı bölünme illüzyonu ile titreşeceksiniz. Tam anlamıyla 3. Boyutu terk edecek ve 4. Boyuta gireceksiniz, Foton Enerjisiyle birlikte. Dünyanın değişimini o güne kadar hiç deneyimlemediğiniz kadar çok hissedeceksiniz. İlk 12 saatte ya da gün boyunca, pek ortalıklarda dolanmak istemeyeceksiniz. Durağan kalmaya zorlanacaksınız.

Bu Dünya Ananın ani fren yapma yöntemidir. Bu dönem boyunca, kendini sarsacak ve birçok özelliğini yeniden düzenleyecek. Bütün bunların hepsi daha şimdiden planlanmıştır ve Dünya kendini yok etmeden ne kadar ileri gideceğini tabi ki bilmektedir. Bu sizin ilk işaretiniz olacak #8211; kitlesel kargaşanın ortaya çıkışıyla onu takip eden Dünya ananın gürlemeleri.

Buna göre daha önemli bir çok deprem yaşadınız bile. Aslında, bu sefer depremler hemen hemen sıradan bir hale gelecek. Sizin 8 ya da 9 Rihter Ölçeğinizden bahsetmiyorum, daha çok 5 ya da 6 hatta daha az, çünkü bu Dünya Ananın kendini Değişime hazırladığına işaret etme şeklidir. Bununla birlikte, kendini, boyut enerjisinin 3.den 4.ye ilerlediği ve Foton Kuşağı enerjisinin Dünyayı içine çekmeye başladığı son Değişim pozisyonuna yerleştirdiğinde, 3. Boyuttaki son dönüş aşamasını hazırlayacak. Sonuç olarak, yaklaşık ilk günün 12 veya 16 saat sonrası, kalan zamanlar tam anlamıyla zor olacak. Lütfen panik yapmayın! Kaç kere hatırlatılmaya ihtiyaç duyuyorsunuz biliyor musunuz? Lütfen panik yapmayın! Bu ilk saatlerde sakin kalabilirseniz, her şey yerine oturmaya başlayacak çünkü başlangıçtaki deprem sarsıntıları ve bölünmeler şiddetle azalmaya başlayacak.

Ortaya çıkmaya başlayacak diğer özellikler, sıcaklıkta ve güneş ışığında azalmalar içerecek. Daha sonraki birkaç gün boyunca hava akşam üstü gibi olmaya başlayacak. Bu noktadan itibaren çok fazla güneş ışığı görmeyeceksiniz, en az bu değişimi atlatana kadar.

Bu zaman süresince, dehşet verici bir uyanış meydana gelmeye başlayacak. Psişik / telepatik yetilerinize bağlı olarak, öbür tarafa geçmiş olan arkadaşlarınız ve akrabalarınız sizinle iletişime geçebilecekler. Bu sizin, bir çoğunuzun daha önce hiç deneyimlemediği / yaşamadığı bir biçimde görevinizi yerine getirmenize imkan verecek. Bu, son yıllarda bir çok ruhsal rehberin size neden şiddetle MEDİTASYON yapmanızı önermesinin bir başka sebebidir. Bu söz vurgulanmalıdır, ona önem vermeniz gerektiği için.

İKİNCİ GÜN

Bu gün, artan karanlık bütün Dünya'ya nüfuz etmeye başlayacak, daha önce hiç yaşamadığınız / hissetmediğiniz bir soğukla birlikte. Bu derin bir soğuk olacak çünkü içinize işleyecek. Bu zamanda, karbon temelli olmayan diğer varlıklarla da bağlantı kuracaksınız. Bu, neden korkuya dayalı bir hayat yaşayamayacağınızın bir başka sebebidir, yüzleşeceğiniz şey en büyük sınavınızın bir kısmı olacak. Anlamanız gereken tek şey; BU BİR TEST! Yapmanız gereken şey Işığı üstünüzde tutmak, böylece farkındalığınız yükselecek ve sınav yok olacak.

Üçüncü gün, Dünya Ana tamamıyla Foton Kuşağına girmiş olacak ve Dördüncü Boyuta gerçek geçiş meydana gelecek. Bu zamanda, Foton Enerjisi Yeryüzünü tamamen saracak, ve Üç Günlük Karanlık başlayacak. Foton Kuşağının dış bandı, üçüncü boyutun özünü temizleyip dördüncü boyut enerjisini ateşleyebilmek için son derece yoğundur. Karanlık varolacak çünkü ışık parçacıkları o kadar yoğunlaşacak ki "yok" görünümü alacaklar. Bu dış banttan çıkış yaklaşık üç
gün sürecek ve tamamıyla karanlığın içine çekilmişsiniz gibi görünecek. Zamana takılıp kalmamaya çok dikkat edin, aldatıcı olacaktır ve enerjinin yerleşmesinin ve sakinleşmesinin daha uzun sürmesine sebep olacaktır.

Foton Enerjisi, içine girildikçe, güneş ışığını tamamen engelleyecektir. Bu gerçek bir karanlık oluşturacaktır. Foton Kuşağının özü güneş ışığını engelleyebilecek güçtedir. Her nasılsa, güneşin termal enerjisinin bir kısmı Foton Enerjisini delip geçebilecektir, böylece bir "Buz Çağı" yaşamayacaksınız. O kadar şiddetli olmayacak ama inanın ki çok soğuk olacak. Bedeniniz, bir çoğunuzun deneyimleyeceği hareketsizliğin karşılığında titreşimsel bir değişime uğrayacak.

Dışarıya çıkıp sorunları halletmeye çalışmak hiçbir şey ifade etmeyecek. Aşağı inip köşedeki dükkan açık mı diye bakmaya gitmeye çalışmak gerekmeyecek. Açlıktan ölmeyeceksiniz. Üç günde kimse açlıktan ölmez. İlk aşamada, bolizmanız değişecek böylece yemek ihtiyacı hissetmeyeceksiniz. Onun yerine sadece çok hafif maddeler yiyeceksiniz. Başlangıçta, sadece Yaratıcının Işıktan oluşturduğu bitki alemi var olacak. Bu, Yaratıcının size sağladığı ama her nedense bu noktaya kadar akıllıca yararlanamadığınız bir şeydir. Artık bu bitkileri sadece akıllıca kullanmakla kalmayıp titreşimlerinin gerçek özünü / aslını da öğreneceksiniz. Eminim ki bazılarınız bu duruma uyumlanmakta zorluk çekecek, fakat birçoğunuz bu yeni yiyecek kaynağından zevk alacak.

Aynı zamanda bu olay gerçekten Yeryüzünü içine çekecek, bu olayı tamamıyla yaşamak kaderinde olanlar, titreşimsel beden transferi ve hareket birliği hakkında zaten bilgilenmiş durumda olacak, böylece fiziksel öz tamamen korunmuş olacak. Bütün bu günlük / olağan seviyede öğrendiğiniz şeyler çok uzak gelecekte olmayan o zamana bir hazırlanış şekli.

Bu üç günlük karanlık ve soğuk döneminin ortasında, dünya populasyonunun çoğu güçsüz ve hareketsiz halde olacak. Öyle yavaşlamış olacaksınız ki bu üç gün şimdiki zamandaki gibi geçmeyecek, ve böylece korkunun bir kısmı ortadan kaldırılmış olacak. Yoğunluğun bu kısmından geçişinizi zar zor hatırlayacaksınız. Bu olay başladıktan ve üç günün ilk gününü geçirdikten sonra, kendi içinizde tamamen kış uykusu halini alacaksınız.

GEÇİŞTEN SONRA

Bu karanlık günlerden çıkışınız en uç beklentilerinizin bile ötesinde olacak. Karanlık dağılınca, günışığı gelmeden önce başka bir 2 ya da 3 günlük bir dönem yaşayacaksınız. Bu dönemde hava akşam karanlığı gibi olacak. İlk adımınızı attığınızda daha önceki gibi ayaklarınızın artık yere değmediğini farkedeceksiniz. Havada sıçrayabildiğinizi, bir süre orada kalabildiğinizi, yavaşça yere inebildiğinizi keşfedeceksiniz. Yeni enerjinin hala yoğun olduğu bölümler olacak, yani bazen aldatıcı durumlar olabilir.

Bedeninizin içinde hareket eden bir şey hissedeceksiniz, ve bedeninizi içinizde ışık saçan bu yeni enerji ile doldurabildiğinizi keşfedeceksiniz. Yeni sizi içine çeken bu yeni hissi seveceksiniz.

Bu yenilikle baş etmeyi yeni realitede size yardımcı olacak öğretmenlerin rehberliğinde öğrenmeniz iki yıldan dört yıla kadar bir zaman dilimi gerektirecek. Bu öğretmenler paylaştıkları için onurlandırılacaklar ve siz de onları takdir edeceksiniz. Şimdi neden hepimizin derslerimizi Geçişten önce tamamlamamız gerektiğini anlamaya başlıyor musunuz? Böylece, daha sonra bunları deneyimlemeye gerek kalmayacak.

Tamamlanmamış her deneyimi direkt olarak bu yeni realiteye taşıyacaksınız, bu nedenle Geçişten önce mümkün olduğunca hazır olun ki diğerleri yeni hızda ilerlerken siz değerli vaktinizi onlarla boşa harcamayın.
Onca zaman geçmesine rağmen neden hala acıkmadığınızı merak edeceksiniz. En ufak bir açlık hissetmemekle kalmayıp, vücudunuzdaki yağlar / şişmanlık da, hepsi olmasa da çoğu, yok olacak. En sonunda açlık duyduğunuzda, Yaratıcının bizim için yetiştirdiklerini yemek ihtiyacı hissettiğinizi fark edeceksiniz. Aslında hep orada olan ama daha önce asla farkedemediğiniz bitkileri göreceksiniz. Birini alacak, ağzınıza atacaksınız ve o da yavaşça ağzınızda çözülecek ve siz de enerjisinin sisteminizde ortaya çıkışını hissedeceksiniz. Ve sonra birden değişik nefes aldığınızı fark edeceksiniz. Nefesiniz başınızın tepesinden gelecek ve alışılmadık bir biçimde tamamen bedeninizi dolduracak. Böylece, Geçişten sonraki ilk birkaç gün, daha önce deneyimlediğinizden, alışık olduğunuzdan farklı olan her şeyle işlev görmeyi öğrenmekle geçecek.

Bir çok yeni şey, yeni ve aydınlanmış düşüncelerinizi meşgul edecek. Bütün düşünme sisteminiz fazlasıyla açık olacak, ve hafızanız hazır olduğunuzun da ötesinde olacak. Yaklaşık 2000 yıl boyunca Dördüncü Boyutun zevkine varacaksınız.

Genel anlamda, dostlarım, bu sarsıcı bir dönem gibi görünmesine rağmen, (bu dönem) toplu aydınlanma sürecinin başlangıcıdır. Hepiniz, bir çok yaşam boyunca yükselişin tamamını hatırlamak için hazırlanıyorsunuz. Hiçbir şey boşa gitmemiştir. Derslerinizi büyük bir ilgiyle ve istekle öğrenin, böylece eski bavullarınızı yeni ve heyecan verici çağa taşımamış olursunuz.

Her birinizin yaşam planı belli başlı deneyimleri içerir ve her deneyim yeni bir anlayış düzeyi yaratmak için tasarlanmıştır. Bir dersi kısa kesmeyi seçtiğiniz her seferinde, o ders, daha sonra üstünde çalışasınız diye yeni realiteye ertelenir. Deneyimleme ihtimallerini asla geri çevirmeyin.

Her şeyin geçmişte hayalini kurduğunuz bir yere taşınmış olduğu yeni bir enerjide uyandığınızı düşünün. Çevrenize baktığınızda ve hayatın potansiyellerini incelediğinizde, hayat göz alıcı güzelliktedir. Ve sonra, yeni bedeninizi ve onun yeni enerjideki yetilerini anlamaya başlarsınız. Her nasılsa, tamamlanmamış öğrenim durumuna uygun olarak, Yüksek Benliğiniz, daha önce kaçtığınız belli başlı deneyimleri tekrarlamak zorunda olduğunuz bir plan yapar. Tüm varlığınızla yeni enerjiyi deneyimlemek / yaşamak isterken, bütün dersler tam öğrenilmeden bir adım dahi ileri gidemeyeceksiniz. Bu yüzden hiç bir ihtimali göz ardı etmeyin. Yüksek Benliğinizin sizin için yarattığı her şeyi büyük bir arzuyla tamamen öğrendiğinizden emin olun, çünkü bu sizin yeni bin-yıla girişinize izin verecek.

Foton Kuşağı Nibiru ve Marduk Etkisi


external image fotonkusaginibiru.jpg
Sümerler tarafından, Nibiru, yani geçiş gezegeni ismi verilen, Babil astronomları tarafından ise Marduk olarak adlandırılan gezegendir. 2012 yılında dünyaya yakın geçiş yapacağı öne sürülmektedir. Zecharia Sitcin tarafından yapılan araştırmalara konu olmuştur. Dünyadan 4 kat daha büyük olduğu ve güneş çevresindeki turunun 3600 yıllık periyoda sahip olduğu bu araştırmalarda ortaya atılmıştır. Sitchin,Mısır ve Mezopotamya'daki araştırmaları esnasında eski uygarlıkların da bu gezegenden haberdar olduğunu saptamıştır.

Türkiye'de de yazar Burak Eldem konu ile ilgili bir kitap yazmış ve bu gezegenin eski uygarlıklar dönemindeki önemi ve 2012 yılında yapacağı öne sürülen yakın geçişle ilgili teoriler sunmuştur.

Teorilere göre 10. gezegen denen Nibiru (NASA'nın 2001 KX76 olarak katalogladığı gezegen) güneş etrafındaki 3657 yıllık her dönüşünüde dünya'ya yakın olarak gelip geçerken dünya üzerinde türlü felaketlere sebep olmaktadır. Bu seferki geçiş ise kimilerine göre 2012 yılında gerçekleşecektir. Güneş sistemimizdeki elemanlar olarak Zecheria Sitchin Güneş'i ve Ay'ı da cisim olarak ele aldığında 11 cisim söz konusu olmaktadır. Nibiru'yu bu sisteme eklediğinde 12 sayısına ulaşılmaktadır (Sümer tabletlerini çeviren Sitchin'e göre). Güneş ve Ay'ı saymazsak 9 gezegenden oluşan güneş sistemimizde Nibiru 10. Gezegen olmaktadır. Zecheria Sitchin'in kitabında anlatılan 12. Gezegen ile bugün tartışılan 10. Gezegen aynı gezegendir. Son zamanlardaki, Güneş sistemimizdeki gezegenlerin parlaklıklarındaki artış, Jüpiter'in uyduları ile arasında iyonize bir bağlantı oluşması, gezegenlerin manyetik çekim güçlerindeki artış, Jüpiter, Uranüs ve Neptün atmosferlerindeki sıradışı değişiklikler dünya üzerinden teleskoplarla izlenmektedir. Son aylarda tüm dünya'da görülen atmosferik anormallikler ve çeşitli büyüklükteki depremlerin yoğunluk kazanması ile ilgili açıklamalar 10. gezegenin gelişi ile ilgilidir.


Karşımıza çıkan herhangi bir sağlam bilimsel veri yok. Tüm kaynaklarda bilimsel bir kanıtın öne sürülmediğinden bahsediliyor, zira geçerli kanıtlar da yok deniliyor. Elde olan tek şey birkaç bilim adamı ve astronomun tezlerinden ve araştırmalarından ibaret. Zaten bu konu üzerinde araştırmalar yapan bilim adamları da bulundukları yerlerden uzaklaştırılmışlar. Elde olan veriler, bilinen döngünün 26.ooo yıl olduğu, bu geçişin belirtisi olan Schumann Rezonansı'nın değişimi ve Foton Kuşağı içerisinde bulunan yıldızların varlığından ibaret. Açıkça bir kanıt ortaya konulamamış. Foton Kuşağı güçlü elektromanyetik radyasyona sahiplik eden yoğun bir uzay boşluğu ve bazı x-ışınlarını da içermekte. Galaksi içerisine akan manyetik bir ışık olarak ta tanımlayabiliriz.

Edmun Halley tarafından keşfedildi

Keşif, ingiliz astronom Sir Edmund Halley'in (1656-1742) günlerinde başlayan Pleiades çalışmalarıyla başladı. Halley, bu yıldız grubundaki 3 yıldızın Yunanlılar tarafından belirtilen yıldızlar arasında bulunmadığını ortaya çıkardı. Yunan astronomlar ya da Halley yanılmış olabilir miydi? 1991 yılında yayınlanan bir makalede sunulan diagrama göre 6 yıldız; Merope, Atlas, Teygeta, Electra, Coeleno ve güneşimiz Pleiades'in bir yıldızı olan Alcyone'nin yörüngesindeler.Daha sonra Halley şu sonuca vardı: Pleiades takımı belli bir hareket sistemiyle ilerliyordu. Bu tez, Frederick Wilhelm tarafından onaylandı. Pleiades, her yüzyıl için 5.5 saniye kesin bir hareketle döngüsüne devam ediyordu.
Altı gün içinde Dünya'nın tamamen değişeceği iddia ediliyor
Foton Kuşağı etkisine ilk kez Atlantis devrinde girildiği sanılıyor

Kuşağın başlangıç noktası, küçük bir atom parçası ve onun yörüngesinde olan bir grup elektrondan ibaret. İngiliz fizikçi Paul Adrian Maurice Dirac, her bir partikül için bir anti-partikül bulunduğunu öne sürmüştü. 1932'de Carl David Anderson bu anti-partikülü buldu ve ona "positron" adını verdi. 1956'da anti-proton ve anti-nötron keşfedildi. Bir anti-partkül şekillendiğinde, sıradan bir partiküller evreninde meydana gelir ve bu, bir elektronla buluşup çarpışmasından önce bir anlıktır. Bu çiftin toplam kütlesi "Foton" formunda enerjiye dönüşür. Bu yeni ve önceden görülmemiş bir enerji kaynağı gücü sunar.

1961 yılında uydu kaynaklı araçlar tarafından bir foton kuşağı keşfedildi. Bu kuşağın gezegenimizden 400 ışık yılı uzakta olduğu açıklandı. Astronom Jose Comas Sola yedi yıldızlı Pleiades takımı üzerinde özel bir çalışma yaptı ve bir sistem oluşturduklarını keşfetti, ki bizim güneşimiz ve daha pek çok yıldız da bu sistemin parçalarıydılar ve her biri kendi gezegensel sistemlerine sahipti. Güneşimiz bu sistem yörüngesini 24.000 yılda tamamlıyor. Bu 24.000 yıl iki bölümde alınıyor; 10.000 yılı karanlık (ya da Galaktik Gece), 2000 yıl ise Foton Kuşağı'nın ışığında geçirildiği sanılıyor. Ve bazı bilim adamları tarafından, bulunduğumuz dönemin ışık bölgesine geçiş olduğu tahmin edilmekte. Tahmin edildiğine göre böyle bir olay dünyanın oluşumundan beri bir kez deneyimlendi ve bu tarihin de Atlantis devrine rastladığı öne sürülüyor.
3]
Foton Kuşağı temel olarak 3 elementi içermekte. İlki, "Null Zone" (sıfır bölgesi). Bu bölge, madde ve madde olmayan parçaların kuşağın proton parçalarını oluşturmak için çarpıştıkları bölge. Burası ayrıca Pleiades yıldız sisteminin elektromanyetik alanlarının etkisiz bırakıldığı yer. Bu süreç, bilinçlilik seviyelerimizi değiştirecek ve evren yapısına farklı bir açıdan bakmamızı sağlayacak. Diğer bölme ise foton ırmağı ile sıfır bölgesinin (null zone) iç kenarı arasında olan akım alanı. Bu bölgeye geçişle daha yüksek boyuta geçiş imkanına sahip olunacak.

Foton Kuşağı Nedir ?


external image fotonkusagi2.jpg
Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak. 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3. boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanların 2 sarmallı DNA'ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA'ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların chakra'ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak. Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek. Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek. İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler. 12 sarmallı DNA'ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya'da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya'da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek.
Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer.
Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya'mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak:
1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).
Kısaca, foton kuşağı dünya'daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.
Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene'nin "Galaktik İnsan" kitabını tavsiye edebiliriz.

marduk un 2012 yılında geleceğini bilmiyorum ama 2012 de birşeyler olacağı kesin...aşağıdaki yazı mardukla ilgili değil ama 2012 de olabilecekleri bilimsel açıdan açıklamaya çalışıyor...benim de düşüncelerime uygun olduğu için veriyorum...

Son yıllarda dünyanın manyetik kutupları ve 2012 üzerine söylenen kıyamet hikayeleri genel çoğunluk üzerinde “deli saçması” etkisi yaratıyor. Dünyanın ters dönüp insanın yok olması masalı pek çok kişiye inanılası gelmiyor ve bu konuda yapılan ciddi çalışmalara kulaklar tıkanıyor. Konu üzerinde abartılar olabileceği, ya da kısmen yanlışları olabileceğini düşünsem de tamamını kaldırıp bir tarafa atamıyorum ben. İçimde bir şeyler beni bu konuda kulağı tetikte bir duruma getirdi ve ulaşabildiğim bütün kaynaklardan şimdiye kadar aldığım tüm bilgiler de bu konuda duyarsız ya da reddedici bir tavır sergilememi engelliyor.

Rusya’da bir grup bilim adamının sözcüsü Dr.Dmitriev Güneş Sistemi'nin ve Güneş'in bu güne kadar görülmemiş şekillerde dönüşmekte olduğunu belirtmekte. Dünya gezegeni, yaygın olarak bilinenin ötesinde; uydusu olduğu yıldızın / güneşin görünmeyen koronası içindedir. Yani aslında güneşimizin koronası dünyayı da içine alacak kadar geniştir ve bir bu nedenle onun doğrudan etkisi altındayız. Başka bir deyişle; güneşte ne oluyorsa, dünyanın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Evet, dünyanın manyetik kalkanı var ama dünyaya yönelik bir korona fışkırmasının partikülleri bu kalkanı delip geçiyor. Bunun örneklerini ve yeryüzüne sebep olduğu olayları, giderek artan sıklık ve şiddette yaşar olduk.

Son güneş lekesi devresi esnasında Güneş'teki faaliyet şimdiye kadar görülmüş olanların hepsinden daha fazlaydı. Son yüz yıl içinde Güneş'in manyetik alanı değişime uğradı. California'daki Rutherford Appleton Ulusal Laboratuvarları'ndan Dr. Mike Lockwood'un yaptığı bir çalışma var. Dr. Lockwood, Güneş'le ilgili yaptığı araştırmalar sonucunda 1930 yılından beri Güneş'in toplam manyetik alanının yüzde iki yüz otuz oranında güçlendiğini bildiriyor. Ve son yıllarda gerçekleşen güneş lekesi faaliyetlerinden bazılarının tarihte kaydedilmiş olanların hepsinden çok daha büyük olduğu.

Rusya Sibirya'daki Rusya Ulusal Bilim Akademisi'nden gelen bilgilere göre; uzayda değişik ve çok daha yüksek enerji seviyesine ve titreşimlerine sahip bir manyetik alana girdiğimiz sonucuna varmışlar (Foton Kuşağı).
Ruslar uzayda bundan önce hiç görülmemiş değişiklikler kaydedildiğini bildiriyorlar. Bu bilgiyi veren bilim kurulunun başındaki kişi olan Dr. Dmitriev aşağıdaki etkilerin gözlemlendiğini söylüyor.

Heliosfer'in Ön Kenarındaki Değişimler:

Güneş'in kendisi de bir manyetik alana sahiptir ve bu manyetik alan Güneş Sistemi'nin çevresinde Heliosfer olarak adlandırılan bir 'yumurta' şekli oluşturur. Heliosfer gözyaşı biçimindedir ve uzun, ince ucu hareket ettiğimiz yönün aksi yönüne bakar. Ruslar Heliosfer'in ön kenarına baktılar ve orada parıldayan uyarılmış plazma enerjisinin varlığını gözlemlediler. Güneş'in heliosferi 10 astronomi birimi derinliğindeydi (bir astronomi birimi Yeryüzü'nün Güneş'e olan uzaklığı kadardır, yani yaklaşık 93 milyon mil). Dr. Dmitriev'in dediğine göre bugün bu parıldayan enerji 100 astronomi birimi derinliğine ulaşmış durumda…

Rusya Ulusal Bilim Akademisi bize bir zaman çizelgesi vermiyor, fakat eskiden bilinen ve kabul edilenle, şimdiki durum karşılaştırıldığında en az yüzde binlik bir artış görülüyor. Rusların dediğine göre Güneş'teki bu değişim gezegenlerin işleyiş biçimini ve destekleyebilecekleri yaşamın türünü de değiştiriyor. Hatta DNA sarmalının da değişim geçirmekte olduğunu söylüyorlar. Heliosfer'in süregelmekte olan genişlemesinin bizi sonuç olarak yeni bir enerji düzeyine taşıyacağını, Güneş'in kendisinden enerji saçarken yaydığı temel harmonik dalga boylarında ani bir genişleme olacağını ve yayılan enerjideki bu artışın Güneş Sistemi'ndeki maddelerin tümünün temel doğasını değiştireceğini düşünüyorlar. Bu oldukça ciddi bir açıklama, fakat veriler tarafından destekleniyor:

Gezegenlerden beşinin ve Ay'ın atmosferi değişim geçiriyor

- ABD 1969'da Ay'a indiğinde orada atmosfer bulamadı. O zamandan beri Yeryüzü'nün uydusunda daha önceleri bulunmayan ve Dr. Dmitriev'in sodyumla ilişkili gördüğü bir bileşimden oluşan bir atmosfer gelişiyor. Bu yeni atmosfer şimdi altı bin kilometre derinliğinde.

- Yeryüzü'nün atmosferi üst seviyelerinde daha önceleri görülmeyen ölçüde HO gazı oluşturuyor. Önceden kesinlikle şimdiki miktarlarda bulunmazdı. Rusların iddiasına göre bunun küresel ısınmayla, CFC ile veya floro karbon emisyonuyla, veya bunun gibi şeylerle bir ilgisi yok.

- Mars'ın atmosferi eskisine oranla giderek kalınlaşıyor.

- Jüpiter, Uranüs ve Neptün'ün atmosferleri de büyük değişimler geçiriyor.

- Venüs'ün genel parlaklığında belirgin bir artış gözlemleniyor.

- Jüpiter'in enerji yükü o kadar arttı ki, gezegenin yüzeyiyle uydusu İo arasında iyonize edici radyasyondan oluşan gözle görülür bir tüp oluştu. Gerçekten de son zamanlarda çekilen fotoğraflarda parlak enerji tüpünü görebilirsiniz.

- Uranüs ve Neptün de çok daha parlak hale geliyorlar.

- Jüpiter'in manyetik alanı iki mislinden fazla büyüdü.

- Uranüs'ün manyetik alanı değişiyor - ve bir açıklama yapılamıyor

- Neptün'ün manyetik alanı artıyor.

- Ruslara göre bu gezegenlerin üçü de daha parlak hale geliyorlar ve atmosferik nitelikleri değişiyor - fakat bunun ne anlama geldiğini açıklamıyorlar.

Ruslar, Uranüs ve Neptün'ün ekseninin yakın zamanlarda kaymış olduğuna işaret ediyorlar. Voyager II uzay aracı Uranüs ve Neptün'ün yakınından geçerken, görünürdeki kuzey ve güney manyetik kutupların, yeri daha önceden kaydedilmiş olan coğrafi kutuptan oldukça ciddi ölçüde sapmış olduğu görüldü. Fark birinde 50 derece, diğerinde ise yaklaşık 40 derece idi.

Bütün bunların yanında Dünyamızda çok ciddi değişimler mevcut…

- 1980'den beri sismik faaliyet yüzde dört yüz oranında artış gösterdi.

- Dr. Dmitriev'in bildirdiğine göre 1973'ten 2003'e kadar geçen yıllarda genel olarak doğal afetlerin - fırtınalar, tayfunlar, toprak kaymaları, tsunami dalgaları vs.- gerçekleşme sıklığı yüzde yedi yüz oranında arttı.

- Yeryüzü'nün manyetik alanı küçülüyor ve küçülme sürati 5-10 yıl önce aniden artmaya başladı. Aşağı yukarı son on beş yıl içinde de manyetik alan değişken ve düzensiz hale geldi.

- Geçen yılın sonlarında Kuzey Kutbu'nun tam üzerinde bulunan buz kütlesi, bilinen tarihte ilk defa olmak üzere, tamamen eridi. Green Peace'in bildirdiğine göre, bildiğimiz kadarıyla, buzun on fitten daha ince olduğu bir zaman hiç olmamıştı. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Güney Kutbu yaklaşık üç mil derinliğinde bir buz kütlesine sahip ve buna rağmen çok büyük buz parçaları kopup erimeye devam ediyor.

Rus ve Avrupalı fizikçiler, gözlemlerine dayanarak çok yakında dünyada dev bir manyetik değişim beklendiğini açıkladılar. Dünyanın manyetik alanı müthiş bir sıçramayla yer değiştirecek güney, kuzey, kuzey de güney olacak. Rusya'da yayınlanan İzvestiya gazetesi internet sitesindeki haberine göre 'Manyetik takla' adı verilen olay ortalama 500 bin yılda bir meydana geliyor. Rus Bilimler Akademisi'nin ölçümlerine göre kuzey ve güney kutupları bölgesinde manyetik delikler hızla genişliyor ve günün birinde, 3-5 yılla ölçülebilecek zaman süreci içerisinde kutupların ani bir sıçramayla yer değiştireceği söyleniyor.

Dünyanın titreşim oranının bir ölçümü de dünyanın kalp atışı olarak da bilinen Schumann Rezonansıdır ( Bu yeryüzü boşluğuna ait rezonant özellikleri ilk olarak Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ilk kez 1954 te keşfedildi). Schumann Rezonansı dramatik olarak artıyor. Dünya Foton Kuşağı'ndan geçmekte ve Dünyanın dönüşü yavaşlamakta. Dünyanın dönüşü durduğunda ve rezonans frekansı 13 devire ulaştığında, biz sıfır noktası manyetik alanında olacağız. Dünyanın dönüşü duracak ve 2 ya da 3 gün içinde ters yönde tekrar dönmeye başlayacak. Bu, dünyanın etrafındaki manyetik alanlarda bir terslik meydana getirecek.

Dünyanın Artan Temel Frekansı : Dünyanın temel frekansı veya "kalp atışı"( Schumann Rezonansı ) dramatik olarak artıyor. Bu değer coğrafik bölgelere göre değişmesine rağmen, asırlardır toplam ölçüm saniyede 7.8 devir olarak ölçülmüştü. Son raporlar bu değerin 12.7 devir/saniye 'nin üzerine çıktığını ve yükselmeye devam ettiğini gösteriyor.

Dünyanın Zayıflayan Manyetik Alanı: Dünyanın "kalp atış" hızı artarken, manyetik alanındaki güç zayıflıyor. New Mexico Üniv. Prof. Bannerjee'ye göre, manyetik alan son 4000 yıldaki yoğunluğunun yarısını kaybetti. Ve manyetik kutup tersliğinin bir delili bu alan güçlülüğü olduğu için, Prof. Bannerjee bir manyetik kutup değişiminin gelmek üzere olduğuna inanıyor.

Bu inanışa sahip pek çok bilim adamı var şu an dünya yüzünde ve sayıları gün geçtikçe artıyor. Discovery kanalda da bu konuyla ilgili bir belgesel yayınlandığını ilgilenenler bilir.

Bütün bu bilgilerin dışında eski bir takım uygarlıklardan bize kalan bir takım yazıt, takvim (örn. Maya ve Olmek), ayrıca Mısır piramitlerinin dizilişi ve özellikleri, konumları (dünyanın pek çok açıdan ilginç bir noktasında bulunduklarını meraklıları çok iyi bilir), Sfenks’in bilinen yaşından çok daha eski olduğunun kanıtlanması, kutsal kitaplardaki kıyamet tarifleri, (güneş doğudan batacak, batıdan doğacak!) eski efsanelerin birbiriyle örtüşen ilginç noktaları gibi bir sürü bilgiye bakarak kıyamet teorilerini destekleyenlerin çok yanıldıklarını söylemek zor bir hale geldi artık. Her gün bu yöndeki bilgiye bir yenisi ekleniyorken 2012 teorisini kendi adıma tekrar tekrar masaya yatırıyorum. Tarihte yanılgı olabilir belki ama şeklinin doğruluğu kanıtlı görünüyor. Şiddetle diliyorum ve umuyorum ki tüm bu bilgiler yanılıyordur.

Bu satırlarla karamsarlık ortaya koyduğumu da sanmıyorum. Dünyanın fotoğrafı iyice toz duman oldu ve git gide dumanın kalınlığı artıyor.

Dünya şöyle bir silkelenmeden bu duman dağılmayacak gibi görünüyor. Asıl aydınlık o silkelenmeden sonra mı acaba?

alıntıdır...

Eyl 06

Senaryo 3: Kutup Değişimi (Pole Shift)

Senaryolar Yorum Yapılmamış »
Belirli periyotlarla dünyanın kutup bölgelerinin kaydığı şeklinde düşünceler bulunmakta. Bazı araştırmalar da bu düşünceyi destekliyor. (Örn: Kutup bölgelerinde bulunan ağaç fosilleri, Yukon (Yukatat) [Daha önceki kuzey kutbunun bulunduğu bölge olduğu düşünülüyor.] bölgesinde bulunan yoğun buzul ve felaket izleri gibi)
Diğer kutup değişim periyotları göz önüne alındığında 2012 yılı, yine bu düşünceye göre Kutup değişiminin gerçekleşmesi için en uygun tarih olarak nitelendiriliyor.
Kutup değişiminin gerçekleşmesini nedeni olarak, dünya merkezinde yer alan ve magma denizinde yüzen demir çekirdeğin belirli periyotlar içinde yer değiştirmesiyle kutup polaritesini kaydırması gösteriliyor.
Bu değişim sonucunda dünyamız, geoit yapısına ulaşmak için bir süreçten geçiyor, bu süreç içinde büyük depremler ve tufanlar gibi felaketlerin olması ön görülüyor.
İlginç bir bilgi: Eski uygarlıkların ilginç merkezlerinin tümü, önceki kutup kayması dönemindeki ekvator olduğu hesaplanan hat çevresinde konumlanmış durumda. Örn: Piramitler, Paskalya adası, Nazca, Persepolis, Petra, Siwa, Angkor… Ayrıca Amazon nehri de çok ilginç bir şekilde bu hattı bir çizgi gibi takip eder. (Google Earth ile incelemenizi tavsiye ederim.)
Kutup kayması periyotlarını, kadim uygarlıklar da hesaplamış ve bunun kayıtlarını tutmuş ve 2012 yılını işaret etmiş olabilirler mi? Mayalar takvimleri ile bunu mu gösterdiler? Nazca uygarlıkları, eski ekvator bölgesini mi işaretlemek istediler?
Ağu 30

Dünya Çağlarına Giriş

Dünya Çağları 2 Yorum Yapılmış »
Güncel insan (Homo-sapiens) için bulunmuş en eski örnek bundan 130.000 yıl öncesine dayanmaktadır. En azından 130.000 yıllık insanlık tarihi içerisinde uygarlığın ilk kez günümüz kadar yüksek bir seviyeye ulaştığını düşünmek mantıklı mıdır? Tüm insanlık sadece son 3600 yıl, hatta son 150 yıl içinde mi gelişim gösterdi? Günümüze gelene kadar hiç mi dünyamızın başına büyük global felaketler gelmedi? Hiç mi yüksek uygarlık seviyelerine ulaşmış uygarlıklar dünya yüzeyinden silinmedi?
Burada önemli bir nokta; uygarlığın gelişmesini sadece teknoloji alanında düşünülmemelidir. Bizim uygarlığımızın (son 3600 yıllık dönem) gelişimi, (kaderin dizaynı sonucu) yoğun olarak teknoloji alanında olmuş olabilir. Ama daha önceki dünya uygarlıkları şuan bizim hayal edemeyeceğimiz bir uygarlık seviyesine ulaşmış olamaz mı?
Düşünün; 2012 yılında Maya’ların öngördüğü gibi gerçekten global bir felaket olduğunu, geriye sadece 2 – 3 bin insanın kaldığını, zorlu şartlar altında yeni bir medeniyet kurulduğunu… Siz de hayatta kalan azınlık arasında olsanız, yerle bir olmuş dünyada (tabii ki teknolojik aletler çalışmayacaktır) hayatta kalmaya ve yeni nesiller üretmeye çalışacaksınız. Uygarlığınızın ulaştığı seviyeyi torunlarınıza anlatacaksınız. Onlar için tüm bunlar zamanla bir mitoloji halini alacak. 3600 yıl sonra nesliniz, bugünkü teknolojiden, uygarlık bilgilerinden ufak ipuçları bulsa bile bunları nasıl değerlendirecek. “İnternet” yada “TV” kelimesi onlar için ne ifade edecek. Mitolojik bir tanrı olduğunu bile düşünebilirler. Milyonlarca yazılı kitap, video kayıtları hatta, internet üzerinde birikmiş sınırsız sanal bilgiden o nesile neler kalacak?
Siz, çocuklarınıza önceki yaşam şartlarınızı anlattığınız gibi bu felaketin belirli periyotlarla ortaya çıktığını da anlatacaksınız. Zaten bu bilgi üzerinde kendi aranızda da tartışacaksınız. Ortaya bir bilgi çıkaracaksınız. Kendi çapınızda astronomik gözlemler yapacaksınız. Felaketin ortaya çıkma periyotları nesiller boyunca anlaşılmaya çalışacak. Tıpkı bundan 3600 yıl önce tüm dünyada bir anda uygarlığın gelişim göstermeye başlaması gibi. Bu yeni uygarlıklar, Amerika’da, Çin’de, Avrupa’da birbirlerinden bağımsız ve habersiz gelişmeler göstermeye başlayacak, büyük ihtimalle, bizim uygarlığımızda ki gibi kendi liderlerini belirleyecekler. Bilgiyi ne kadar korumaya çalışsalar da kendi yorumlarını katarak tüm bu bilgiyi mitoloji olarak oluşturacak, kendi inanç sitemlerini geliştirecekler. Bu inanç sitemleri belki de tüm eski çağ toplumlarında olduğu gibi (örn. İskenderiye) bu bilgileri itina ile yok edecekler.
Zamanı geldiğinde, yani 5673* yılına gelindiğinde, felaketle (Marduk yada Foton Kuşağı) karşılaşmaya başladıklarında, çok az kişi bu periyodik felaketlerin gerçekliğini savunacak. Çoğu hurafe diyecek, büyük bir çoğunluğunun da haberi bile olmayacak.
* 5673 yılı = 2012+3661 (felaketlerin periyodu).
Ağu 29

Senaryo 2: Foton Kuşağı

Foton Kuşağı 15 Yorum Yapılmış »
Foton Kuşağı; ilk olarak İngiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) tarafından Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlenmişti. (Vikipedi sayfasını araştırdığımızda Foton kemerinin halen orada durduğunu görüyoruz.)
Bazı kaynaklarda ise; Foton kuşağının, galaksimizin merkezinde oluşmuş bir kara deliğin içine çekilen yıldız sistemlerinin artığı olarak oluştuğunu ve galaksimizi çevrelediği bilgisine ulaşıyoruz.
Foton kuşağına gezegenimizin girişi ile ilgili de ortaya atılan tarih: 21 Aralık 2012. Tıpkı Marduk senaryosu gibi.

Dünya Foton Kuşağına girdiğinde ne olacak?

Çeşitli öngörülere göre;
  1. İlk girdiğimiz 5-6 gün boyunca zifiri karanlık sürecek.
  2. Elektrikli araçlar çalışmaz hale gelecek.
  3. Sonrasında, Foton kuşağı içinde bulunacağımız yaklaşık 2000 yıl boyunca sürekli aydınlık içinde bulunacağız.
  4. Canlıların DNA yapıları değişecek (2 sarmallı yapıdan, 12 sarmallı yapıya değişim geçirilecek.)
  5. Çakralarımız açılacak.
  6. Telepati yeteneğimiz gelişecek.
  7. 2000 yıl kadar sürecek mutluluk döneminde olacağız.
Tüm bu güzel değişimlerin aslında her 11.000 yılda bir yaşandığı ileri sürülüyor.
Mantıklı mı? – Hurafe mi? karar sizin…
Foton Kuşağı
Foton Kuşağı
Foton Kuşağı

Ağu 28

Senaryo 1: Marduk (Nibiru) Gelecek

Marduk Gezegeni 5 Yorum Yapılmış »
Marduk; Babil tanrılarından biri. Babil mitolojisinin bir parçası. Bu mitolojik öğe aslında tüm eski uygarlıklarda mevcut. Mısır, Hint, Çin, Maya, Aztek, Türk, Roma, Yunan, İskandinav vb. mitolojilerinin hepsinde, aynı dönemlerde, çok benzer mitolojik öğeler bulunuyor. Tüm bunların aslında mitoloji değil de günümüze kadar kulaktan kulağa anlatılarak gelen ve tam manalarını yitiren gerçek hikayeler olduğunu düşünülmekte.
Marduk bir gezegen. 3661 yılda bir Güneş çevresindeki yörüngesini tamamlıyor. Bu geniş ve uzun yörüngesinin bir kısmında bizim Güneş sistemimize giriyor ve her girişinde tüm güneş sistemini etkileyen uzun dönemlere yayılan (örn. 100 yıl.) felaketlere yol açıyor. Bundan önceki gelişinde (MÖ 1649) Ege denizindeki Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi felaketlere yol açtı. Güneş sisteminde de köklü değişiklikler oluştu. Mesela; Mars ve Jupiter arasında bulunan Astroid kuşağı, bir gezegenin (Muhtemelen Tiamat) Marduk ile çarpışması sonucunda oluştu.
Maya, Aztek ve İnka gibi okyanus ötesi uygarlıkların, Quetzalcoatl ve Viracocha efsaneleri yine Marduk ve Venüs’ün çarpışma sahnesini anlattığına dair görüşler de var. Anka kuşu, Phoenix ve Simurg kuşu (Küllerinden doğan kuş) da çeşitli uygarlıklarda Venüs gezegeninin Marduk ile çarpışması sonucu başına gelenleri anlatıyor. Mayalılar da bu gezegenin yörüngesine uygun olarak dünya çağlarını gösteren Maya Takvimini oluşturmuşlar. Benzer bir takvim sistemi Sümerler’de de mevcut.
Senaryomuza dönecek olursak; 21 Aralık 2012 tarihinde Dev Kırmızı Marduk gezegeni Güneş Sistemimize girecek ve içinde bulunduğumuz Dünya Çağının bitmesine neden olacak.
Maya takvimi, daha önceki tüm Marduk geçişlerini birer dönem olarak göstermiş. Ancak bu dönemin bitiminden sonra Maya takvimi son buluyor. Aceba önceki geçişinde Venüs‘ün başına gelenlerin, bu sefer Dünya‘mızın başına geleceğini Mayalar o dönemde hesaplamış olabililer mi?

Mayalardan ve Babillilerden kalan bilgilere bakılırsa kayıp gezegen Marduk 2012′de dünyaya yaklaşacak ve her şeyi alt üst edecek. Siz siz olun 23 Aralık 2012 günü kimselere randevu vermeyin. Çünkü o gün eski uygarlıkların “Tanrıların gezegeni” dediği Marduk, 3661 yılda bir yaklaştığı dünyaya yeniden yaklaşacak ve kıyamet kopacak.
İnanışa göre dünyamızda ünlü Nuh tufanından önce bambaşka bir uygarlık var olmuş ve Marduk’un dünyaya çarpması sonucu ortadan kalkmış.
Marduk dünyadan çok daha büyük, kızıl renkli bir gezegen.
3661 yılda bir geliyor, Jupiter ile Mars arasında bulunan ‘asteroid kuşağı’ bölgesine sokuluyor, oradan dönüp gidiyor. Bize fazla yaklaşmıyor.
Fakat kütlesi çok büyük olduğu için, çekim gücü her seferinde bizim burada (yani dünya gezegeninde) amansız depremlere, yanardağ patlamalarına, tsunamilere, sel baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor ama pir geliyor, bizi mahvedip gidiyor.
İşte ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış.
Bu iddiayı ortaya ilk atan Zecharia Sitchin… İddiasını ise Mezopotamya yazıtlarına dayandırıyor.
‘12. Gezegen Marduk’ kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin Marduk’un 2012 yılında dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir ‘Nuh Tufanı’nın’ yaşanacağını iddia ediyor.
Sümerler tarafından ‘Nibiru’ olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor.
Bu gezegen, daha doğrusu bunun uydularından biri, eski geçişlerinden birinde, asteroid kuşağının yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış, kopan büyük parça bir süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs’ü oluşturmuş, geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri, yani küçük parçacıkları…
Türkiye’de ise araştırmacı Burak Eldem “2012: Marduk’la Randevu” adlı kitabında bütün ayrıntılarıyla bu iddiayı ele alıyor…
external image 115-150x150.jpgexternal image 27-150x150.jpgexternal image 37-150x150.jpg
external image 46-150x150.jpgexternal image 55-150x150.jpgexternal image 66-150x150.jpg
external image 76-150x150.jpgexternal image 85-150x150.jpgexternal image 95-150x150.jpg
external image 96-150x150.jpgexternal image 101-150x150.jpgexternal image 116-150x150.jpg
external image 123-150x150.jpgexternal image 124-150x150.jpgexternal image 132-150x150.jpg
external image 142-150x150.jpgexternal image 152-150x150.jpgexternal image 161-150x150.jpg
external image 171-150x150.jpgexternal image 191-150x150.jpgexternal image 192-150x150.jpg
external image 211-150x150.jpgexternal image 221-150x150.jpg
Ona göre mesele basit olarak şu; dünyada büyük felaketler uygarlıkların başını ve sonunu belirliyor. Ve dünyanın dört bir yanındaki eski uygarlıkların kalıntılarında izi sürülen Marduk adlı gezegen bu felaketlerle yakından ilişkili.
Onuncu gezegen” olarak bilinen Marduk, 3661 yıllık bir yörünge periyoduna sahip. Ve özellikle Mayaların şaşırtıcı astronomik bilgilerine bakılırsa bu periyodlardan birinde Marduk 2012 yılında dünyaya yaklaşacak.
Bu büyüklükte bir kütlenin etkisi ise geçmişten biliniyor: Sel felaketleri, volkanik patlamalar ve bu patlamalarla tetiklenen depremler.
Tıpkı Milattan Önce 1649 yılında olduğu gibi.Ege’deki volkanın patlamasıyla yaşanan felaket pek çok uygarlığın ortadan kalkmasına yol açmış. Sülfürün kızıla boyadığı nehirler ve dumanlar yüzünden “gökyüzünün kararması” gibi olaylar mitolojide ve kutsal kitaplardaki anlatılarda aynı biçimde yer alıyor.
Ürpertici olan 1649 ile 2012 yılı arasında tam 3661 yılın, yani Marduk’un yörünge süresinin bulunması.
Burak Eldem bu güne kadar başka hiçbir araştırmacının yapamadığı bir şeyi yaparak şeytanın rakamı olarak bilinen 666′nın öyküsünü de Babillilere ve Marduk’a kadar sürüyor.
Bu simge 60′lık rakam sistemi kullanan Babillilerde 3661 rakamını gösteriyor. Yani Marduk’un yörünge zamanı. Aynı zamanda hem “Şar” yani kral anlamına geliyor, hem de “döngü”, “yıkım”, “tamamlanma” gibi anlamlara geliyor.
Burak Eldem, Kudüs’ün talan edilmesi sırasında bu rakamın 666 olarak algılandığını söylüyor.
“Marduk” simgesi rakam yerine harflerin kullanıldığı ibranicede de üç tane W harfine karşılık geliyor. Yine bu harflerin rakam karşılığı 666. Eldem “Neresinden baksan bunun bir şekilde altı ve altmışla bağlantılı olduğunu düşünmüşler ve bu rakam aslında 3661 olduğu halde ona 666 yani şeytanın rakamı demişler. 666 aslında Marduk’un şifresi” diyor

Hayallerinizi ertelemeyin… Dünyadaki yaşam 2012’de sona erebilir…

Yazar: Landlord
2012 Marduk
2012 Marduk
Marduk, Nibiru, Gezegen X… Bu üç isim de Güneş Sistemi’nde yer aldığına inanılan 10. Gezegen’e verilen diğer isimler. Burak Eldem imzalı 2012: Marduk’la Buluşma adlı kitap 10. Gezegen ile ilgili tartışmaları ülkemize de taşıyan kitaplardan yalnızca biriydi. Çünkü eğer böyle bir gezegenin varlığına inanılırsa, karşımıza çok daha çarpıcı başka teoriler de çıkıyor. Birincisi; bu meçhul gezegen 2012’de dünyamızın yakınından geçecek ve katastrofik olaylara neden olacak! İkincisi: Bu gezegende yaşayan ileri düzeydeki toplum insanoğlunun yaratılışında başrol oynadı!

Jules Verne
Jules Verne

Bilimkurgu hikayelerinin bir gün gelip gerçek olması içten bile değildir. İnsanoğlunun ayda yürüyeceğini, okyanusların altında Nautilius benzeri denizaltıların fink atacağını tahayyül edemeyenler elbette ki Jules Verne’in yazdıklarına deli saçması gözüyle bakacaklardı. Zaten tam da bu yüzden bugün onların esamesi okunmazken, Jules Verne’in ismi unutulmuyor. Bugün bize kurmaca, hatta uçuk gelen kurmacalara imza atan günümüz bilimkurgu yazarları da belki de bir gün gelecek insanlar tarafından öngörüş becerileri sayesinde kutsanacaklar.
Arthur C. Clarke
Arthur C. Clarke

Yazdığı, tasavvur ettiği pek çok şey şimdiden gerçeğe dönüştürülmüş ünlü bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke’ı ele alalım örneğin. Clarke’ın 2001 Uzay Yolu Macerası* adlı romanında; ilk insanların yaşadığı tarih öncesi dönemde dünya üzerinde birdenbire kara bir taş, bir monolit sökün eder. Dış dünya kaynaklı bu cismin, ilk insanları zekasını kullanma konusunda provoke eden bir etkisi olur. Kurmaca da olsa, insanoğlunun evrimine dünya dışı bir gücün müdahale ettiği teorisi oldukça iddialıdır.Aynı yazar Rama’yla Buluşma (Rendezvous with Rama)* adlı romanında ise 22. Yüzyılda dünyanın yakınından geçen yapay bir dev cismi konu alır. Silindir şeklindeki cismin periyodik olarak dünyanın yanından geçtiği ve çok ileri bir uygarlığın eseri olduğu anlaşılır romanda.
L. Ron Hubbard
L. Ron Hubbard

Aynı zamanda Scientology tarikatının da kurucusu olan L. Ron Hubbard’a ait Battlefield Earth* adlı roman ise 3000’li yılların başına gidip dünyanın çok daha uzak bir geleceğinden manzaralar sunar bize. Dünya bin yıldan beri Psyclo gezegeninden gelen dev uzaylıların işgali altındadır. Psyclolular, kendi gezegenlerinde hayati önem taşıyan altın madeni için dünyayı sömürmektedirler. Uygarlık öncesi döneme dönen dünyalılar madenlerde köle olarak çalıştırılmaktadırlar.
Kehanet
Kehanet

Son olarak daha popüler bir örnek; Stargate adlı film. Bu filmde de özet olarak Eski Mısır Tanrısı Ra’nın aslında bir uzaylı olduğu ortaya çıkar. 2012 teorilerinin akla getirdiği bilimkurgu hikayelerindan yalnızca bazıları yukarıdakiler. Bu konulara meraklıysanız şu sıralar sinemalarda gösterilen Alex Proyas imzalı Knowing filmini de es geçmemenizi öneririm. Yok meraklı değilseniz, yine de gidin böylece yılın en iyi gişe filmlerinden birini kaçırmamış olursunuz.

10. Gezegen buluşmaya mı geliyor!

Marduk geliyor!
Marduk geliyor!

Teorilerin odağında eski efsane ve yazıtlarda sözü edildiğine inanılan bir gezegen yer alıyor. Kimi araştırmacıların iddia ettiğine göre bilinen 9 gezegenin dışında kalan bu 10. Gezegen elips şeklindeki yörüngesi uyarınca 3600 yılda bir dünyamızın yakınından geçmekte. “3600 yılda kim öle, kim kala!” demeye kalkmayın sakın, çünkü bu teori doğruysa 10. Gezegen, kimilerine göre Gezegen X (Sümerlilere göre Nibiru, Babillilere göre Marduk) turunu neredeyse tamamladı ve 2012 yılında Dünya’nın yanı başından geçmeye hazırlanıyor.
İşin garibi Amerikalı bilim adamları ilk hesaplara göre Dünya’dan 10 milyar kilometre uzaklıkta, Güneş Sistemi’ndeki 10’uncu gezegen olması muhtemel bir gök cismi keşfettiler bile. Sedna adı verilen cisim Spitzer uzay teleskobu tarafından keşfedildi ve aynı cisim Hubble tarafından da görüldü. 2 bin km çapı olduğu tahmin edilen Sedna’nın, 2 bin 250 km çapındaki Plüton’dan daha büyük olabileceği bile belirtiliyor. Güneş/Dünya uzaklığından 90 kez daha büyük bir yörünge çiziyor. Kuiper Belt adı verilen, kayalardan ve buzlardan oluşmuş yüzlerce küçük kütlenin bulunduğu bölgede fark edilen Sedna, Pluto’dan üç kez daha uzakta. Bu yeni keşif, kesin olarak 10′uncu gezegen veya bir gezegen olarak kabul edilmiş olmasa da ABD Ulusal Astronomi Birliği bu konuda istekli görünüyor ve Güneş Sistemi’nin yeniden tanımlanması konusunda ısrarcılar.
7 Ekim 2002′de de yine Kuiper Belt Bölgesi’nde başka bir gök cismi daha keşfedilmiş ve “Quaoar” adı verilmişti. Quaoar’ın da 10′uncu gezegen olmasından kuşkulanıldı. Aslında NASA, uzun yıllardan beri Uranüs’le Neptün arasında olması gereken ve büyüklüğü dünyadan dört-sekiz kez daha büyük olan bir gezegenin arayışı içinde.

İnsanoğlunun mimarı Marduklular mı?

Zecharia Sitchin
Zecharia Sitchin

1976 yılında daha bu esrarengiz gezegen hakkında sağda solda yapılmış herhangi açıklama yokken Zecharia Sitchin adlı bir araştırmacı üzerinde otuz yıldır çalıştığı 12. Gezegen* adlı kitabını yayımladı. Sitchin Pluton’un ötesinde bilinmeyen bir gezegen olduğunu açıklıyordu kitabında. Bu teorisini yakındoğu toplumlarının Mezopatamya ve Mısır’da bulunan tarihi yazıtlarına dayandırıyordu. Sitchin ardından teorisini din çevrelerini şok edecek bir noktaya taşıyor ve insanoğlunun ortaya çıkmasını bu gezegende (Nibiru ya da Marduk) yaşayan ileri uygarlık seviyesine ulaşmış topluma bağlıyordu.
Sitchin’e göre Nibirulular M.Ö. 450.000 yıllarında, henüz gelişmiş insanın ortaya çıkmadığı dönemlerde uzay gemileriyle dünyamıza gelip İran Körfezi dolaylarına (sonradan Sümer uygarlığını gelişeceği bölge) indiler. Amaçları bir koloni kurup kendi gezegenlerinin yapay atmosferini oluşturmak için gerekli olan altın ve gümüş gibi madenler çıkarmaktı. Bu grubun başında gezegenin yüksek sınıfına mensup bir bilim adamı vardı, ki bu Sitchin’e göre Sümerlerin EN.Kİ adını verdiği Su Tanrısı’ndan başkası değildi. Çok uzun yıllar denizlerden ve su altındaki bölgelerden altın çıkardılar. Ama arzu edilen kota tutturulamayınca başka bir yönetici göreve getirildi. Sitchin bu yöneticiyi de Sümerlilerin Hava Tanrısı EN.LİL ile özdeşleştiriyor.
Sümer tanrısı Marduk
Sümer tanrısı Marduk

İşler bir süre sorunsuz ilerledi ama çalışma şartlarının çok ağır olduğundan şikayet eden işçi sınıfın isyan etmesiyle bütün çalışmalar durduğunda En.Lil yeni bir çözüm bulmak zorunda kaldı. Dünyadaki yaşam formları incelendi. Evrimin geri aşamalarında bulunan “insansı maymun” üzerinde genetik bir çalışma yapılmasına ve bu şekilde yeni bir işçi sınıfının üretilmesine karar verildi. Marduk sakinlerinin yaşam süreleri bu yeni yaratılan yaşam türüne göre çok uzundu, çünkü biyolojik saatleri kendi gezegenlerinin 3600 yıllık yörüngesine göre ayarlanmıştı. Onun için dünyalılar ölümsüz sandıkları Marduk’luları tanrılaştırmakta sakınca görmediler. Altın ve gümüşün tarih boyunca tanrıların madeni olarak görülmesi, bugün bile değerli madde olarak kabul görmesini böyle bir senaryoya bağlayabilmek her şeyden önce müthiş bir hayal gücü gerektiriyorsa da, hikayenin kulağa mantıklı gelen yönlerinin olduğu da su götürmez.
Erich Von Daniken
Erich Von Daniken

Değme bilimkurgu eserlerine taş çıkaracak bu teoriye başta Erich Von Daniken olmak üzere katılan pek çok araştırmacı olduğunu da belirtelim. Çünkü Sitchin’in yazdıkları düş gücünün bir ürünü değil. O yalnızca eski Sümer, Babil, Fenike, Mısır, İran, İbrani ve Hint metinlerinde anlatılanları, yazılı tarihin empoze ettiği önyargıdan uzak bir serbest düşünce boyutuyla yorumlamış bir araştırmacı. Neyseki Sitchin’in bu inanılması zor teorilerinde haklılık payı olup olmadığını fazla merak etmeyeceğiz. Şunun şurasında 2012’ye ne kaldı ki?

Amerika yaklaşan kaostan haberdar mı?

Serdar Turgut
Serdar Turgut

Akşam gazetesi yazarı Serdar Turgut meçhul gezegen Marduk ile ilgili teorileri ardarda yazdığı birkaç yazısına taşımıştı zamanında. Ama Serdar Turgut özellikle bir konunu altını çizmeye çalıştı bu yazılarında. Turgut’a göre 2012’de yaşanacak büyük buluşmadan kurumlaşmış dinlerin üst düzey yetkilileri, Nasa ve haliyle ABD yönetimi haberdar. Bilginin gizlenme nedeni ise son gelişinde çekim gücü nedeniyle tetiklenen depremler, yanardağ patlamaları, tsunamiler, tufan gibi yeni dinlerin ortaya çıkmasına neden olacak kadar vahim sonuçlar doğuran bu gezegenin yaratacağı kaosa sinsice hazırlanmak.
2012: Marduk’la Buluşma
2012: Marduk’la Buluşma

ABD’nin tüm gücüyle, her türlü fırsatı değerlendirip Yeni Dünya Düzeni’ne yönelik hamleler yapması bu hazırlığın bir uzantısı. Bu hamlelerin enerjinin ve su kaynaklarının olduğu topraklara olması rastlantı değil. Kaos sonrası bu kaynaklara sahip olan, dünyaya hükmedecek. İşte bu yüzden ki Amerikalıların kendi içinde bile, İkiz Kuleler’e yapılan saldırıların Afganistan ve özellikle Irak’ta başlayan Haçlı Hareketi’ni haklı gösterebilmek için yine Amerikalılar tarafından yapıldığına inanan komplo teorisyenleri var. Buna benzer bir teori popüler TV dizisi 24’ün ikinci bölümünde de üretildi.
Martin Mystere - Kara Adamlar
Martin Mystere - Kara Adamlar

Serdar Turgut’un ileri sürdüğü bir başka şey de Irak’ın işgalinin stratejik olması dışında sembolik bir yanı bulunduğu. ABD’nin bir amacı da Sümerliler’den kalma bazı bilgi kaynakları ve bilgi kaynaklarından haberdar din adamlarını yok etmek. Bir anlamda sevilen çizgi roman dizisi Martin Mystere’de Kara Adamlar adı verilen organizasyonun üstlendiğine benzer bir misyon bu. Kara Adamlar’ın amacı bilinen tarihin aksine işaret edecek her türlü kanıtı ortadan kaldırmak ve birtakım hikayelerle uyutulmakta olan insanlığın gözünü açmasını engellemektedir.

Mad Max’in dünyası

Mad Max
Mad Max

Binlerce yıl önceki bir geçişinde dünya ile çarpıştığı ve şu anda Pasifik Okyanusu’nun yer aldığı çukurluğun oluşmasına neden olduğu da iddia edilen Marduk’un bu kez dünya üzerindeki yaşamı tamamen yok edeceği sanmıyor komplo teorisyenleri. Ama en kötümser tahminciler iklim değişiklikleri yüzünden dünyanın Mel Gibson’un Mad Max filmlerindekine benzer bir hale dönüşmesi olasılığını ihtimaller dahilinde buluyor. Dediğimiz gibi 2012 yılına pek fazla bir şey kalmadı. Bekleyip göreceğiz!
1 * Clarke’ın romanı ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından sinemaya uyarlanmıştı. 2 * Rama’yla Buluşma’nın sinema filminin çekimlerine başlandığına ve David Fincher’ın yöneteceği filin başrolünde Morgan Freeman’ın olduğuna dair haberler 2000′li yılların başında sökün etmişti. Ama hala bekliyoruz. 3 * Romanın sinemaya uyarlamasında John Travolta başroldeydi. 4 * Sitchin sıralamasını Güneş ve Ay’ında gezegen olarak sayıldığı Eski Mezopatamya sistemine göre yaptığı için 12. Gezegen adını vermişti. Sitchin’in 12. Gezegen’in ardından yazdığı 6 ciltle birlikte tamamlanan 7 kitaplık seri Dünya Güncesi (Earth Chronicle) adını taşımaktadır


Biraz uzunn ama ben hepsini okudum
Big Grin
Big Grin


external image aztec_calender.jpg

Bilinen yaşamın sonu, Dünyanın sonu 12. gezegen olarakda bilinen efsanevi mardukdan mı geçiyor. 21 Aralık neden bu kadar önemli, Mayaların takvimi neden 2012 de bitiyor, Gezegenlerin hepsinin bir hizaya 2012 de geçecek olması rastlantı mı, Nasa'nın 1930 da keşfedebildiği pluton gezegenini 5000 sene önce keşfeden Sümerliler Marduk konusunda yanılıyor olabilirler mi ? ... Hepsi ve daha fazlası Eskikent ekibi tarafından sizler için araştırıldı.

21.12.2012

MAYA TAKVİMİ
Uzun Sayım Takvimi ( sözlükte c maddesi ) :

Maya takvimini kanıta dayalı veya inanca dayalı olarak yorumlamanın pratik sonuçlarına gelmeden önce zamanın doğasını ve Maya takvimini özel kılan şeyin ne olduğunu ele almamız gerekiyor. Diğer bir deyişle Maya takvimi ile ilgilenmek için nedenlerimiz olup olmaması önemlidir. Neden diğer tüm takvimlerden farklı olarak Maya takviminin bir son tarihi var? Bunun cevabı, Maya takviminin diğer takvimlerden tamamen farklı bir tür zamanı ifade etmesidir. Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar ve sürekli devam eden bir zaman algısı getirirler. Ölçülebilir mekanik zamanı tarif ederler ki bu zamanın Eski Yunanlıların Chronos dedikleri yönüdür. Aslında modern dünyada zamanın tanınan tek yönü budur. İster ayın, ister dünyanın döngüleri olsun, isterse yalpalama döngüsü olsun, bu döngüler önümüzde ki milyarlarca yıl boyunca devam edecekler ve bu yüzden bu döngülere dayanan takvimlerin sonra ermesi için bir neden yoktur. Maya takviminin ise bir sonu olduğundan bunun mekanik zamandan farklı bir zaman türüne dayandığı ortadadır ve dolayısıyla son tarih konusuda bilince dayalı zaman çerçevesi içinde tartışılmalıdır. Bilince dayalı zaman Eski Yunan’da Kairos olarak bilinirdi ve dolayısıyla biz bunun kaynağının ne olduğunu sormalıyız. (7)

Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz. Aksine Palenque’de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır..........Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadır.........Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı, modern bilim tarafından ancak 2003 yılında bulundu. Onun gerçekliğinin artık kanıtlanmış olması ve sadece bir sembol veya mit olmaktan çıkması bizim tüm varoluşu anlayışımızda bir devrim çağrısıdır..........Pek çok insan Maya takvimi sona ererken kuantum sıçramaları bekliyor ve bunda da haklılar. (7)

MAYA TAKVİMİNİN SON TARİHİ
2012 Kesinlikle boş bir tarih değil ama..

Takvimin son tarihi 21 Aralık 2012 veya 28 Ekim 2011. Yaygın inanış 2012 ! ama bu daha medyatik ve özel bir tarih. 2011 için ve 2011 i savunanlar için bir Dünyanın sonu senaryosu yok. Felaket sever insanoğlu için bu yüzden 2012 ye inanmak daha keyif verici. Açıkcası aynı şeyi -farketmişsinizdir ki - bizde ( eskikent.net ) yapıyoruz. 2012 sihirli bir tarih ve ilgi çekici. Yinede sadece ilgi çekici diye kimseyi yanlış yönlendiremeyiz, korkutamayız ya da endişe içine sokamayız. 2012 kesinlikle boş bir tarih değil. Üstelik daha ilgi çekici diye yanlış bir tarih olduğu anlamınada gelmiyor.
Nasa son günlerde özellikle merak ve endişe uyandıran bu tarih konusunda açıklamalarda bulundu. Açıklamada Maya takviminede yer verildi ve 2012 de sonlanması hakkında..
Maya uygarlığı çok zekiydi. Karmaşık bir takvim geliştirdi. Dünyanın bu zamana kadar varlığını sürdüreceği öngörülmediği için 2012’de sonlandırdı. Sözlerine yer verildi.
Oysa 21.12.2012 tarihi Maya uygarlığının 2013 ü ön göremediği bir tarih olmaktan ziyade, her 11 yılda bir olan güneş fırtınalarının ve 5000 yılda bir gerçekleşen gezegenlerin bir hizaya dizilmesi durumunun çakışma tarihi olması, Nasa yetkilisinin beyanının geçiştirme olduğu izlenimini yaratıyor. Aynı açıklamada bu gezegenlerin bir araya dizilmesi durumununda bir tehlike yaratmayacağı belirtiliyor.
Gezegenlerin aynı düzleme gelmesi de özel bir çekim alanı yaratmaz. Güneş fırtınaları her 11 yılda olur. Şimdiye dek dünyada bir canlıya zararı dokunmadı.
Konu ile alakalı Nasa kendi internet sitesinden yaptığı aynı açıklamada yine daha önce yaptıkları bir açıklamaya açıklık vermek için şu soru-cevap dialoğunu kullanıyor.
Ama güneş fırtınalarının Amerika’yı 1 ay felç edeceği söyleniyor? Kaynakları da NASA. Bu nasıl oluyor?
Araştırma en kötü senaryoya göre hazırlandı. Ancak basın bunu olacak gibi verdi.
Takvim konusundan hızlıca girdik ama maya uygarlığından da bahsetmek muhakkak gereklidir.

Kısaca MAYA UYGARLIĞI

Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür (1).
M.Ö. 10.000 ( Tartışmalı olarak ) yıllarında kurulan medeniyet, Hernán Cortés'in ( İspanya adına Meksika'yı fetheden denizcidir ) 1542’de bölgeye ayak basmasından itibaren birçok başarısız girişimden sonra, nihayet 1697'de son Maya ve Orta Amerika kentleri de istila edildi.

Arkeologlar tarafından pek rağbet görmeyen bir görüş de James Churchward tarafından ortaya atılmıştır. Churchward’a göre Mayalar yaklaşık 12.000 yıl önce Büyük Okyanus’un sularına gömülmüş efsanevi Mu kıtasından bu kıtaya göç etmiş bir halkın torunları olduğu yönündedir (1).
Gökbiliminde son derece ileri olan maya uygarlığı "tropikal yıl"ın süresi saptanabiliyordu, takvim konusunda günümüzde kullanılanlar kadar kesin sonuçlar verecek sistemlere ve tutulma tablolarına sahip bulunuyorlardı. (1)
Mayalar kadar 2012 yılını önemli bulan bir başka medeniyette Astronomi konusunda da Mayalar kadar büyüleyici bir düzeyde keşifleri olan SÜMERLER dir.

external image 1.jpg
SÜMERLER

M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.
60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler. (3)
Sümerler Uranüs, Neptün ve Pluton’u keşfetti. Ama dünyanın güneşin etrafında döndüğünü anlayamadılar. (2)( Nasanın açıklaması )

Bir Soru : Beş bin yıl önceki Sümer uygarlığı, bizim ancak 1930 yılında, o da teleskopla keşfedebildiğimiz, gözle görülmesi mümkün olmayan Pluton gezegeninin varlığını nereden biliyordu? Nasıl bilebilirdi? (6)

external image marduk31.jpg
Marduk ( Diğer isimleri ile Nibiru,Ixion, 2001 KX76, Planet X )
Dünyanın sonunu getirecek olan gezegen.
Bu; dini kitaplarda da bahsedilen, kadim uygarlıklara kadar uzanan, teorinin bağlandığı gezegen 'Planet X' NASA tarafından önce 10. Gezegen olarak kabul ediliyor, daha sonra ismi Ixion olarak tescil ediliyor.(5)
Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olup, 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı iddia edilen gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır. (4)

Marduk 2009 yılının Haziran ayında NASA tarafından yapılan bir açıklamada gezegen olmadığı bildirildi. Bu zamana kadar NASA bu konuda hiçbir açıklama yapmamıştı. Yapılan açıklamada Marduk'un bir gezegen değil, "Gaz Bulutu" olduğu ve dünya için hiçbir risk taşımadığı bildirildi.(4)
Sümerliler bu gezegene Nibiru diyorlardı.

Marduk ve 2012 ( Engin Ardıç'ın 2005 yılındaki Akşam gazetesi yazısından düzenleme )

Marduk ile 1999 yılında tanıştım. Altı sene geçmiş. Yok, daha önceleri de, hem de uzun yıllardır 'ezoterizm (a)' denilen meseleye meraklıydım.
Türkiye'de az kişinin bildiği Louis Pauwels, Jacques Bergier, Gerard de Sede, Rene Guenon, hatta Tom Lethbridge gibi herifleri bir tamam okumuştum (efendim 'lisan' da biliyoruz ya ayıptır söylemesi)... Sonra bunlara Robert Bauval, Graham Hancock, Michael Baigent gibi araştırmacılar da eklendi.
Bu adamlar, dünyamızda ünlü Nuh tufanından önce bambaşka bir uygarlığın varolmuş ve o amansız felaketle ortadan kalkmış olduğunu iddia ediyorlardı. 'Gizemciler' denilen bütün o esrarlı çevrenin çalışmaları da, bu eski uygarlıktan bize kalmış bir takım ipuçlarının, zaman içinde şekil değiştirmiş, efsaneye dönüşmüş bir takım izleri, kırıntılarıydı...

external image atlantis705.jpg
Atlantis, piramitler... vs

Hatta, Lethbridge tam bu konuyu araştırdığı ve bomba gibi patlayacak bir kitap yazmaya hazırlandığı sırada, sonradan pek ünlenecek Erich von Daeniken daha önce ve daha uyanık davranmış, gene o pek ünlü 'Tanrıların Arabaları'nı yazarak bombayı kendisi patlatmış, (yıl 1967), Lethbridge'in yakın dostu olan ve bu konularda epey eser vermiş Colin Wilson öyle anlatıyor.
Masonların da bunları bildikleri ve bu sırrı sakladıkları ileri sürülüyor.
Internet'i ve orada faaliyet gösteren ünlü 'amazon.com'u da yeni keşfetmenin verdiği heyecanla bu tür sitelerde ve içlerinde geziniyordum Zecharia Sitchin adında bir adamla tanıştım.
Orta yaşlı bir Yahudi'ydi bu. Konuyla ilgili de tam sekiz kitap yazmıştı! İstanbul'a da gelmiş gitmişliği vardı.
Okudukça da dehşete kapıldım.
Sitchin, yalnız eski İbranice'yi değil, Sümerce, Akadca, Asurca, bu arada eski Mısırca'yı da bülbül gibi bilen çok derin bir adamdı.
Yalnız Tevrat'ı değil, hemen bütün eski kil tabletleri, bunlarda yazılı destanları falan da okumuş (başta Gılgamış) ve şu sonuca varmıştı: Mitolojilerde hep 'tanrılar' diye geçen ve bizim de 'pis putperestlerin saçmalıkları' diye burun kıvırdığımız, ciddiye almadığımız varlıklar gerçekti, ve bunlar bilmediğimiz ama yakın ve gerçek bir gezegenden gelmişlerdi. Bu gezegen uzak bir galakside değil, bizim kendi güneş sistemimizdeydi.

Ama biz bunun farkında değildik.
Bilmiyorduk, çünkü yörüngesi, yani güneşin çevresinde bir tam dönüşü bizim ölçümüzle 3661 yıl sürüyordu.
Sistemin dışına çıkıyor, çok uzaklara gidip elbette geri geliyordu.
Bunu ancak binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın (başta Sümer uygarlığı) bırakmış oldukları bazı ipuçlarından anlayabiliyorduk. Üstelik atalarımız neyin ne olduğunu tam anlayamadıklarından meseleyi 'mitolojiye' dönüştürmüşler, söylence şekline sokmuşlar, bize öyle aktarmışlardı. Yani, birtakım yazıları ve yazıtları 'doğru deşifre etmek' gerekiyordu.
Atalarımız bu gezegende yaşayan ve bize de uğrayan üstün yaratıklardan korktukları ve çekindikleri için onları, haşa sümme haşa, 'tanrı' sanmışlar, saygıda ve sevgide kusur etmemişlerdi...
Bu gezegen, güneş sistemimizin doğal bir üyesi değildi. Sisteme dışarıdan girmişti, yörüngesi de bildiğimiz bütün gezegenlerin aksine, ters yöndeydi. Pluton hariç hemen bütün gezegenlerin ortak dönüş düzeyine, yani 'ekliptik' dediğimiz plana da doksan derece dikti. Dolayısıyla, duruyor duruyor, yani bize duruyormuş gibi geliyor, birdenbire göklerde beliriveriyordu. Güney yönünde.
Dünyadan çok daha büyük, kızıl renkli bir gezegen.
3661 yılda bir geliyor, Jupiter ile Mars arasında bulunan 'asteroid kuşağı' bölgesine sokuluyor, oradan dönüp gidiyor. Bize fazla yaklaşmıyor.
Fakat kütlesi çok büyük olduğu için, çekim gücü her seferinde bizim burada (yani dünya gezegeninde) amansız depremlere, yanardağ patlamalarına, tsunamilere, sel baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor ama pir geliyor, bizi mahvedip gidiyor.
İşte ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış.
Zecharia Sitchin, bütün bunları uydurmuyor.
Mezopotamya yazıtlarını okuyunca bu kanıya varmış.
Bu gezegen, daha doğrusu bunun uydularından biri, eski geçişlerinden birinde, asteroid kuşağının yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış, kopan büyük parça bir süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs'ü oluşturmuş, geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri, yani küçük parçacıkları...
Masonların sakladıkları sır da buymuş işte!
Bu konu ilginizi çektiyse... Sitchin'in bazı eserleri, sanırım ilk ikisi ya da üçü, dilimize çevirildi. (2004 itibari ile ) 'On İkinci Gezegen' isimli kitabından başlayarak okuyunuz. Siz başlayın, o arada diğerlerini de tercüme edecekler.
Yok daha derli toplu bilgi edinmek istiyorsanız, konunun Türk uzmanı Burak Eldem'in '2012: Marduk'la Randevu' isimli eserine başvuracaksınız.
Ve fakat neden mi 2012?
Çünkü, hesaba göre, bu gezegenin güneş sistemimizde birdenbire belirmesi ve canımıza okuması, 2012 yılında bekleniyor!
Gördüğünüz gibi depremler, tsunamiler falan da ufak ufak artıyor ha...
Hesap yanlış olabilir tabii. Bilemem.
Ayrıca bilim adamları, 'böyle saçma şey olmaz, bu büyüklükte bir gezegen yaklaşmakta olsaydı şimdiye kadar görmüş olmamız gerekirdi' diyorlar... Fakat...
1984 yılında, Amerikan uzay araştırma ve çalışmaları dairesi ünlü NASA, Pluton dolaylarında, güneş sistemine 'girmekte olan' büyük bir gökcismi keşfetti... Bunun doğal bir gezegen mi yoksa yapay bir uzay gemisi falan mı olduğu anlaşılamadı...
Söz konusu cisim, 'spektral' analizde koyu kırmızı renk veriyordu!
Konu bir süre örtbas edildi.
Fakat Marduk'un kırmızı olduğunu da Sümerliler söylemişlerdi! Aslında Marduk bu gezegenin Babil dilindeki söylenişiydi, Sümerce adı Nibiru, oradan gelenler de Anunnaki.
Peki, bütün bunlar palavraysa, acaba Sümerliler niçin bildikleri gezegenleri hep yaptığımız, alıştığımız şekilde içeriden dışarıya, yani güneşe en yakın Merkür'den başlayarak Pluton'a doğru değil de, dışarıdan içeriye, yani güneşe en uzaktan başlayarak sayıyorlardı?
'Bir şeyin' ve birilerinin geliş yolunu mu izliyorlardı yoksa?

deadpool_00 çevrimdışı
deadpool_00 çevrimdışı